CELİL ÖZCAN
SAKARYA ZAFERİ’NİN 100. YILI KUTLU OLSUN!
Yayın Tarihi: 13 Eylül 2021, Pazartesi
Diğer Yazıları

Sakarya Meydan Muharebesi Türk Ordusu için bir yokluk ve yoksulluk savaşı olmuştur. Kütahya-Eskişehir Muharebelerinden sonra, insan gücünün yarısını, silah gücünün de onda birini kaybetmiş olan Batı Cephesi Komutanlığı, birliklerine 18 Temmuz 1921 tarihinde Sakarya Nehrinin gerisine çekilme emrini vermiştir.

Sakarya’nın doğusuna çekilen Türk ordusuna son darbeyi indirmek amacıyla hazırlıklarını tamamlayıp harekete geçen Yunanlıların bu faaliyetleri karşısında, 5 Ağustos 1921’de TBMM Hükümeti tarafından kabul edilen 144 sayılı kanunla ve geniş yetkilerle Mustafa Kemal Paşa, üç ay süre ile Türk Ordusunun sorumluluğunu üstüne alarak Başkomutanlık görevine getirilmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, bu yetkilere dayanarak 7-8 Ağustos 1921’de “Tekalif-i Milliye Emirleri”ni yayınlayarak orduyu personel, silah ve araç-gereç bakımından güçlendirmeye çalışmıştır.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’dır ve Başkomutanlık karargahı Ankara’dadır. Batı Cephesi Komutanlığı, Yunan taarruzuna karşı, kuvvetlerini Sakarya Nehri doğusunda yedi grup (kolordu) halinde konuşlandırmıştır. Batı Cephesi komutanı Tümgeneral İsmet (İnönü)’dür

Yunan kuvvetleri 16 tümenden oluşan beş kolordu ve bir süvari tugayından kurulmuştur.

Mustafa Kemal Paşa 18 Temmuz 1921 tarihinde İsmet Paşa´nın komuta merkezine giderek, durumu yakından inceledikten sonra İsmet Paşa´ya genel olarak şu direktifi vermiştir.

″Orduyu, Eskişehir´in kuzey ve güneyinde topladıktan sonra, düşman ordusuyla aramızda büyük bir açıklık bırakmak gerekir ki, orduyu derleyip toparlamak ve güçlendirmek mümkün olabilsin. Bunun için Sakarya´nın doğusuna kadar çekilmek yerindedir. Düşman hiç durmadan takip ederse, hareket üssünden uzaklaşacak ve yeniden ulaştırma hatları kurmaya mecbur olacak; herhalde beklemediği birçok güçlüklerle karşılaşacak; buna karşılık bizim ordumuz toplu bulunacak ve daha elverişli şartlara sahip olacaktır. Bu şekildeki çekilişimizin en büyük sakıncası, Eskişehir gibi önemli yerlerimizi ve birçok topraklarımızı düşmana bırakmaktan dolayı kamuoyunda doğabilecek manevi sarsıntıdır. Fakat kısa zamanda elde edebileceğimiz başarılı sonuçlarla, bu sakıncalar kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Askerliğin gereğini, tereddüt etmeden uygulayalım. Başka türden sakıncalara karşı koyabiliriz.“

M. Kemal Paşa İsmet Paşa´nın küçük odasında durumu gözden geçirdiler. Sonuç belli olmuştu. Ordu, 1.643 şehit, 4.981 yaralı ve 374 esir vermiş, 18 top, 47 ağır, 34 hafif makineli tüfek kaybetmişti. Elde yalnız 28.825 tüfek kalmıştı. Gerçek buydu. Kaçak sayısı: 30.809. Üstelik bunların 30.122´si de tüfeği ile kaçmıştı.

Bunun üzerine M. Kemal Paşa, komutanlara şunları dile getirdi: "Anadolu´yu yüzlerce yıl, yalnız canına ve malına ihtiyacın olduğu zaman hatırlarsan, bunun dışında kaderine terk ve cehalete teslim edersen, sonuç tabii böyle olur. İnsanlarımızı okutmamış, bilinçlendirmemiş, kafalarını ve yüreklerini milli bir terbiyeden geçirmemişiz ki. Cami okullarında ve medreselerde, ne tarih, coğrafya dersi verilir, ne de vatan, millet nedir öğretilir. Bu yüzden iki yıldan beri düşman kadar, cahil, gafil ve hainlerle de uğraşıyoruz. Komutanlar bu sefer çok dikkatli olsunlar, bozgunculara fırsat verilmesin."

13 Ağustos’ta ileri harekata geçen Yunan Ordusu Sakarya mevziinin güney kanadına yönelmiş olarak ve kuşatıcı bir tertiple taarruza geçmiştir. Yaklaşık olarak 100 km.lik bir cephede başlayan bu kanlı boğuşma, tarihin önemli meydan muharebelerindendir. Düşmanın üstün kuvvet ve silahlarla yaptığı taarruzlarda Sakarya mevziinde yer yer çekilmeler olmuştur. Muharebeler o kadar kanlı oluyordu ki bazı alaylar mevcutlarının büyük kısmını ve subaylarını kaybediyordu. İşte bu sıralarda Başkomutan Mustafa Kemal Paşa Batı Cephesi birliklerine şu meşhur emrini yayınladı: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz…” Gerçekten de geri çekilmek zorunda kalan bir birlik, ilk tutunabildiği yerde duruyor, yeniden boğuşuyor ve mevzii savunmak çabası içinde son nefesini veriyordu. Açılan her gediği kapatmak için 70 km.yi bulan zorlu yürüyüşlerle, birlik kaydırmaları yapılıyor, her gelen birlik ertesi sabah çelikten bir kale halinde düşman karşısına çıkıyor, vuruşuyor, şehit oluyor, fakat vatan savunuluyordu.

Düşman, Türk kuvvetlerini 23-30 Ağustos günleri arasında bütün zorlamalarına rağmen kuşatıp imha edemeyince kuvvetlerinin büyük kısmıyla Türk cephesini merkezden Haymana istikametinde yarmak istemiştir. 6 Eylül’e kadar da bunun için uğraşmış fakat etten bir Türk duvarına çarpmıştır. Bundan sonra bulunduğu hatlarda savunarak kalmaya karar vermiş ancak, 10 Eylül’de başlatılan genel karşı taarruzla buna da engel olunmuştur.

Yunan kuvvetleri için yapılacak tek şey kalmıştır. Kaçmak, Onlar da öyle yapmıştır. 13 Eylül’e kadar Sakarya nehrinin doğusunda tek Yunan askeri kalmamıştır. 22 gün geceli gündüzlü süren Sakarya Meydan Muharebesi Türk’ün zaferi ile sonuçlanmıştır.

Sakarya Zaferi’yle inisiyatif Türk ordusuna geçmiştir. Sakarya Muharebeleri, Türk ordusunun moralini ne kadar yükseltmiş ise, Yunan ordusunun moralini de o derece kırmıştır. Önce Sakarya doğusu, sonra da Afyon-Eskişehir hattına kadar olan vatan parçası Yunanlılardan temizlenmiştir. Sakarya Muharebesi sonuna kadar stratejik savunma yapılırken, Sakarya’dan sonra stratejik taarruza dönüş olmuştur. Muharebe sonunda Yunan ordusu stratejik saldırı yapma gücünü yitirmiştir. Sakarya Zaferi, Büyük Taarruz (26 Ağustos 1922) ve Başkomutanlık Muharebesi (30 Ağustos 1922) için gerekli olan hazırlıkların yapılmasına zaman kazandırmıştır.

Sakarya Zaferi’nden kısa bir süre sonra, 13 Ekim 1921 günü Sovyetlerin aracılığıyla Ankara Hükümeti ile Güney Kafkas Cumhuriyetleri arasında Kars Antlaşması imzalanmıştır. Böylece Türkiye’nin doğu sınırı kesinlikle güvenlik altına alınmıştır.

Fransa, Sakarya Zaferi’nden sonra bekle-gör tutumunu bırakarak İtilaf devletlerinden kopmuş ve TBMM Hükümeti ile 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması’nı imzalamıştır. Bu antlaşma ile Fransa tarafından TBMM Hükümeti ve Hatay-İskenderun dışında bugünkü güney sınırımız tanınmıştır. Güney Cephesi güvenlik altına alındığından oradaki Türk birlikleri de Batı Cephesi’ne kaydırılmıştır.

Batı Anadolu’daki Yunan egemenliğini hiç bir zaman kabullenemeyen İtalyanlar ise, Sakarya Zaferi’nden sonra Güney Ege ve Akdeniz bölgelerinde tutunamayacaklarını anlamışlar ve 1921 yılı sonuna kadar işgal ettikleri yerleri boşaltmışlardır.

Sakarya Zaferi İngiltere’yi de Ankara’yı tanımaya zorlamış ve 23 Ekim 1921 günü “Tutsakların Serbest Bırakılması Antlaşması” yapılmıştır. İtilaf devletleriyle yapılan bu siyasi anlaşmalar Sevr Antlaşması’nın geçerliliğini yitirmesi sonucunu doğurmuştur.

13 Eylül 1921 Sakarya Meydan Muharebesi Zaferi Büyük Türk Milletinin ve kahraman Türk ordusunun yeniden dirilişi ve varoluşunun adıdır. 1683’de Viyana önlerinde başlayan Türk bozgunu, Haçlı düşüncesini ve gücünü Sakarya’da kırmıştır. Türk ordusunun Sakarya Meydan Muharebesi’ni kazanması, Yunan dış politikalarında da köklü değişikliklere neden olmuştur. Sakarya’dan sonra, Yunanlıların “Ankara’nın alınması” ve “Büyük Bizansın kurulması” gibi düşleri Sakarya’nın bulanık sularına gömülecektir. Hatta, Batı Anadolu’daki isteklerini bile unutmuş görünüp, bu kez yerli RumIarın kuracağı bağımsız bir “İyonya Devleti” görüşüne ağırlık verecekler, Avrupa’da da bu görüşe destek sağlamak isteyeceklerdir.

Kahraman Türk Ordusunu ölüm pahasına cesaretle ağır yaralı olarak muharebeyi komutanlık özel yetenek ve vasıfları ile başarılı şekilde yöneten Başkomutan Mustafa Kemal Paşa Türk Ordusundaki bütün komuta kademesine örnek olmuştur. 13 Eylül 1683 günü Viyana'da başlayan geri çekilme, 13 Eylül 1921'de Polatlı'da durdurulmuş ve 22 gün süren muazzam zafer sonrası Mustafa Kemal ATATÜRK'e Gazi ünvanı ve Mareşal rütbesi verilmiştir.

Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu olarak, Sakarya Meydan Muharebesi Zaferinin 100. yılında ulu önder Atatürk ile bu muharebeye katılan bütün şehit ve gazilerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.

Sakarya Zaferinin 100. Yıldönümü Kutlu Olsun!

DİĞER YAZARLAR
MELTEM BABACIK (dytmeltembabacik@gmail.com) (inst: 360beslenme)
OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE BESLENME
ERCAN KERMAN
TRAFİK
Recep ÇINAR
Din ve Hayat!
NURAN İKİZ
İlle de Söğütlük mü?
Selçuk Duranlar
YEŞİL MUTABAKAT-2
Ahmet Acaroğlu
ŞİDDETİN  ANATOMİSİ 
TURAN ŞALLI (Roman Sivil Toplum Gönüllüsü)
“ÇİNGENE KIZI” MOZAİĞİ UYDURMASI/YAKIŞTIRMASI
HAMİT PUHALOĞLU
Kefenin Cebi Yok…
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
Zafer Dereli
FAZLA MESAİ KARŞILIĞI BİRİKEN İZİNLERİMİ YURTDIŞINDA KULLANABİLİR MİYİM?
M. ENİS ŞENSEVER
Deniz BAYAV Atölyesi Resim Sergisi (3)
Doç. Dr. Yeliz YEŞİL
Küçük Prens Kitabı ve Sözleri
Şükrü Akıllı
DOĞAYA SAHİP ÇIKMAK-KORUMAK BU MUDUR?
ŞAHVER HÖBEK
Çocuklarda Nefes Farkındalığı
Mehmet Ali ESMER
BİR YANGIN HABERİNİN DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ
Numan Özgür METİN
SAKLI GÖL AĞVA ŞİLE GEZİ NOTLARIM
OLCAY DAL
Cumhuriyet nedir ?
Hüsnü Sarıgül
Suriyeliler denizde, Mehmetçik Suriye’de
Ertan Çekiç
İNSANLARA NE İSTEDİĞİNİ SORSAYDIM, DAHA HIZLI GİDEN AT ÜRETİRDİM
ABDULLAH GÜRGÜN
İLHAN KOMAN SAGUSU
CELİL ÖZCAN
SAKARYA ZAFERİ’NİN 100. YILI KUTLU OLSUN!
İHSAN KÖSE
İZ BIRAKANLAR
Prof. Dr. Özer ERGÜN
Kurbanda Hijyen ve Gıda Güvenliği Niye Önemli?
Hüseyin Erkin
FİYATLARI YÜKSELEN KİMYASAL GÜBRE FOTOĞRAFI
ÖZCAN AYGÜN
EDİRNE GAZİ OSMAN PAŞA ORTAOKULUNUN KAZANDIĞI ULUSAL BAŞARI VE ÇANAKKALE SAVAŞLARININ 106. YIL DÖNÜMÜ
MUSTAFA ERSOY
MUHALEFET ETMEK, BOZGUNCULUK MU? İHANET ETMEK Mİ?
Levent Büdüş
SİS DAĞILINCA
Tülay Çağlarer
ATATÜRK ve ÇOCUK
Teoman ÖZÇUHACI
MESAFELER VE ÖLÇÜLER - ÖLÇÜTLER
Psikolog. Buse BAŞKÖYLÜ
KORONAVİRÜS SALGINI SÜRECİNDE KAYGIMIZI YÖNETMEK
Derya Kurbay
Bunun sonu ne olacak?
Burhan Aytekin
19 Mayıs Gençlik Bayramı Kutlu Olsun
EKREM KANTUR
Devlet ihtiyaç sahiplerine destek oluyor!
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER
Mehmet Ali ESMER
Mehmet Ali ESMER
Hüsnü Sarıgül
ABDULLAH GÜRGÜN
ŞAHVER HÖBEK