CELİL ÖZCAN
“BÜYÜK TAARRUZ”UN 99. YILI KUTLU OLSUN
Yayın Tarihi: 26 Ağustos 2021, Perşembe
Diğer Yazıları

Sakarya Savaşı'ndan sonra Yunanlılar Eskişehir-Afyon çizgisinde kuvvetli bir savunma hattı oluşturmuşlardı. Bu cepheleri gören bir İngiliz Kurmay Subayı "Türkler bu mevzileri dört beş ayda işgal ederlerse bir günde susturduklarını iddia edebilirler." demişti. Bu cepheyi böylesine güçlendiren Yunanlılar diğer yandan, İtalyanların boşalttığı Söke ve Kuşadası'nı işgal ettiler. Bu davranışlarıyla Anadolu'da kalmaya kararlı olduklarını gösteriyorlardı. Ege yöresinin Rumlarını da silah altına alarak birlikler oluşturuyorlardı. 5 Haziran'da Yunan Ordusu'nun başına Lloyd George'un "Bir çeşit deli" dediği Hacı Anesti'nin getirilmesi ile Yunanlılar Trakya ve Anadolu'da sivil halka karşı baskı ve katliama giriştiler. Haziran sonunda başlatılan faaliyetler sonucu, 30 Temmuz'da İonya (İzmir ve kuzey bölgesi) Muhtariyetini ilan ettiler. Bu hareketleri Ankara ve İstanbul tarafından protesto edildi.

Sakarya Savaşı'ndan sonra, Yunan Ordusu'nun hazırlık yapmasına fırsat bırakmadan, taarruz yapılması istenmiş, fakat ordunun buna hazır olmaması yüzünden vazgeçilmişti. Daha sonra yağışların başlaması dolayısıyla taarruz ertelendi, fakat her an taarruz yapılacakmış gibi hazırlık yapıldı. 1921 Eylül ayında seferberlik ilan edilmiş olduğundan ordunun er ihtiyacı büyük ölçüde giderildi. Sakarya Savaşı'nda, yiyecek, giyecek, cephane yokluğu yüzünden artan firar olayları kalmadı. Ordunun ihtiyacı olan malzeme, silah, cephane çeşitli yollardan sağlanırken eğitim ve disiplin mükemmel düzeye getirildi. Ordu içinde emir-komuta zinciri sağlandı. Cephe gerisinde de güvenlik önlemleri alındı. Ordunun komuta heyeti, uzun savaş yıllarında yetişmiş, tecrübeli komutanlardan oluşuyordu. Yiyecek, giyecek, cephane yeterli düzeye getirildi. Birkaç meydan savaşı yapılması olasılığı düşünülerek, ona göre hazırlık yapıldı. Türk Ordusu vatan topraklarını kurtarmak için Başkomutanın taarruz emrini bekliyordu.

Türk Ordusu bütün güçlüklere rağmen, malzeme ve silah bakımından Yunan Ordusu'na yakın duruma gelebildi. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa daha Ocak 1922'den itibaren taarruz planlarını hazırlamıştı, Sık sık cepheye giderek hazırlıkları yakından izledi.

M. Kemal Paşa, Türkiye sorununun barışçı yollardan çözülmesi için İtilaf Devletleri'ne son bir kez daha başvuruda bulunmayı uygun gördü. T.B.M.M. Hükümeti'ni temsilen İçişleri Bakanı Fethi(Okyar) Bey, tam yetkili olarak Temmuz ayında Avrupa'ya gönderildi. 23 Temmuz'da Fethi Bey, gazetecilere "Zaferi kazanabiliriz. Fakat kan dökmekten çekiniyoruz." dedi. İngiltere Fethi Bey ile bakan düzeyinde görüşmeyi reddetti. Fethi Bey'in bütün barışçı girişimleri Türkiye'yi güçsüz zanneden ve bu girişimi de bu güçsüzlüğün sonucu olarak yorumlayan İngiltere tarafından geri çevrilince, Fethi Bey Hükümete 14 Ağustos'tan sonra yolladığı raporda "Ulusal amaçlarımızın sağlanması, ancak askeri faaliyetlerle kabil olabilecektir." diyerek barış girişimlerinin sonuçsuz kaldığını bildirdi.

Mustafa Kemal Paşa taarruz hazırlıklarını izlemek için 17/18 Ağustos gecesi Ankara'dan ayrılarak Konya'ya gitti. Ankara'dan ayrıldığını bilen yalnız bir kaç kişi vardı. Hatta 21 Ağustos ta Çankaya'da bir balo tertiplendiği de ilan edildi. Halbuki M. Kemal Paşa 20 Ağustos'ta Akşehir'de idi. Konya'da postaneye el koydurtan M. Kemal, Paşa, Konya'da bulunduğunun duyurulmasını engelledi. 20 Ağustos günü Batı Cephesi Komutanı'na 26 Ağustos'ta taarruza geçilmesi emrini verdi. Aynı gece yapılan komutanlar toplantısında durumu bütün komutanlara harita üzerinde açıklayan Başkomutan, taarruz emrini yineledi.

Büyük Taarruz, plana göre strateji ve taktik baskın halinde yürütülecekti. Bunun gerçekleştirilebilmesi için de kuvvetlerin yığınak ve hazırlıklarının gizli kalması önemliydi.

Bu sebeple bütün yürüyüşler gece yapılacak, birlikler gündüzleri köylerde ve ağaçlıklar altında dinleneceklerdi. Taarruz bölgesinde, yolların düzeltilmesi vb. çalışmalarla düşmanın dikkatini çekmemek için diğer bazı bölgelerde de benzeri yanıltıcı hareketlerde bulunulacaktı.

Taarruz yapılabilmesi için düşmandan iki-üç kat üstün olmak gerekiyordu. Oysa Türk Ordusu düşmana yakın kuvvete sahipti. Bu sebeple taarruz yeri olarak seçilen Afyon'a, Eskişehir'den bazı kuvvetler gece yürüyüşü ile getirildi. Bu şekilde Afyon yöresindeki düşman kuvvetlerine karşı üstünlük sağlanırken, Eskişehir cephesindeki kuvvetler zayıflamıştı. Bu sebeple bazı ordu komutanları, taarruzu sakıncalı buldularsa da Başkomutanın emrini yerine getirdiler. Düşman Afyon yönünden bir taarruz beklemiyordu. Başkomutan taarruz kararını Bakanlar Kurulu'na da bildirdi. Türk ordusu 25-26 Ağustos gecesi bütün hazırlıklarını yapıp, düşman cephesine iyice yaklaştı. Taarruz süresince, ordunun ihtiyacı olan cephane, malzemenin taşınması için yine halktan yardım istendi. Erkekleri cephede olan kadınlar, yüzlerce kağnı ile geldiler. Hatta bazı kağnılara öküz bulunamadığı için inek koşulmuştu.

Türk taarruz planının esası, düşmana, geride yeni bir cephe kurmasına olanak vermeyecek bir biçimde bir tek darbede yenmek ve düşman silahlı kuvvetlerini imha etmek idi. Binbir güçlük ile sağlanmış bulunan cephanenin uzun bir savaşa yetmesi mümkün değildi.

Türk topçusunun 26 Ağustos sabahı saat 5:30'da ateş açması ile taarruz başladı. Başkomutan, Genelkurmay Başkanı ve Cephe Komutanı Kocatepe'den taarruzu izliyorlardı. 26 Ağustos günü düşmana ait önemli birkaç tepe ele geçirildi. 27 Ağustos'tan itibaren düşman geri çekilmeye başladı. Türk kuvvetleri üstünlüğü ele geçirdiler. Yunan ordusu çekilirken etrafı ateşe vermeye başladı. Bu iki gün içinde Yunanlıların 4-5 tümeni yenildi. Yunanlıların Eskişehir cephesinde bulunan kuvvetli birliklerinin, savunma cephesi kurmalarına fırsat vermemek için süvari birlikleri, gerilere sarktılar ve Dumlupınar yolunu tıkadılar. Çember içine alınan Yunan Ordusu'nun 5 tümeni, bizzat Başkomutan tarafından yönetilen meydan savaşı sonunda, çok ağır şekilde yenilerek teslim oldu. Kurtulan Yunan kuvvetleri panik halinde İzmir'e doğru kaçmaya başladılar. 30 Ağustosta Dumlupınar'da düşman kuvvetlerinin imhası ile sonuçlanan bu meydan savaşına İsmet Paşa 31 Ağustos'ta, "Başkumandan Meydan Savaşı" adını verdi. M. Kemal Paşa bu savaşa "Rum Sındığı" adını vermişti.

Meydan savaşından sonra, çevreyi gezen M. Kemal Paşa, düşmanın ağır yenilgisini, savaş alanında bıraktığı silah, cephane ve savaş malzemesini, ölülerini, sürü sürü esirin kafilelerle geriye götürülmesini gördükten sonra çok duygulanmış ve yanındakilere, "Bu manzara insanlık için utanç vericidir. Ama biz burada vatanımızı savunuyoruz. Sorumluluk bize ait değildir." demiştir.

Afyon tarafında bozulan Yunan kuvvetleri İzmir'e doğru kaçarlarken, Eskişehir yöresindeki kuvvetleri ise, Türk Ordusu'nun Kocaeli yöresinden çeviren kuvvetlerine teslim oldu. Bir kısmı ise Bandırma yönünde çekildi. Batı Anadolu şehirleri bir biri ardına kurtarılmaya başlandı. Yunan Ordusu tarafından yakılmış olan bu şehirler sırayla Türk Ordusu'nu karşıladı. 4 Eylül'de Alaşehir, Buldan, Kula, Söğüt, 5 Eylül'de Bilecik, Bozüyük, Simav, Demirci, Ödemiş, Salihli, 6 Eylül'de Akhisar, Balıkesir, 7 Eylül'de Aydın, 8 Eylül'de Kemalpaşa ve Manisa'ya Türk Ordusu girdi. 9 Eylül'de de İzmir, 10 Eylül'de Bursa kurtarıldı.

Yunan Ordusunun on beş gün içinde imhası ile sonuçlanan "Büyük Zafer", Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın büyük riski göze alarak üstün başarısıyla kazanıldı. Türk Ordusu 4-5 ayda parçalanamaz denen Yunan Cephesi'ni bir kaç günde parçaladı ve 15 günde 500-600 km. yol aldı. 150.000 kişilik bir düşman ordusunu imha etti. Bu büyük başarı içte Ulusal bütünlüğü ve güveni sağladı. Öldü zannedilen Türk Ulusunun azmi, bu düşünceyi yıktı. Tam bağımsız Türk Devleti olan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ve Türk Devrimi'nin güç kaynağı yine bu zafer oldu. Sevr ile "Doğu Sorunu"nu diledikleri gibi çözebileceklerini zanneden İtilaf devletleri, Türkiye'nin gücünü ve Lozan'da Doğu Sorununun kapandığını kabul ettiler.

Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu olarak, 26 Ağustos 1922 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın Başkomutanlığında başlayan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu hazırlayan Büyük Taarruzun 99. Yıl dönümünün Ulusumuza kutlu olmasını diliyoruz. Başta değişmez Başkomutanımız Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Kurtuluş Mücadelemizde emeği geçen, canlarını bizim özgür yaşamamız için feda eden silah arkadaşlarını, şehit ve gazilerimizi saygı, rahmet ve minnet ile anıyoruz.

DİĞER YAZARLAR
Ahmet Acaroğlu
POLİTİK MAYINLAR  ve KÜLTÜREL TUZAKLAR 
Recep ÇINAR
Domuzdan post, gâvurdan dost olmazmış!      
ERCAN KERMAN
TÜRKİYE GLOBALLEŞMİŞ
Seyide ESEN
ETUS’la geçmişe yolculuk
Selçuk Duranlar
TEMSİL UYGULAMALARI
Zafer Dereli
EMEKLİLİK TALEBİNDEN  NE ZAMANA KADAR  VAZGEÇİLEBİLİR?
MELTEM BABACIK (dytmeltembabacik@gmail.com) (inst: 360beslenme)
KIŞ MEVSİMİNDE ZAYIFLAMANIN YOLLARI
Şükrü Akıllı
EMEKLİYİ YOK SAYARSANIZ….
NURAN İKİZ
Bir Yeni Yıl Hikâyesi
Doç. Dr. Yeliz YEŞİL
Stresle Başa Çıkmak İçin Çeşitli Tavsiyeler
Numan Özgür METİN
GÜNÜBİRLİK GÖKÇEADA
TURAN ŞALLI (Roman Sivil Toplum Gönüllüsü)
Roman vatandaşlar nerede?
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
M. ENİS ŞENSEVER
Anadolu Uygarlıklarından İzler – Panel ve Sergi (3)
HAMİT PUHALOĞLU
Kefenin Cebi Yok…
ŞAHVER HÖBEK
Çocuklarda Nefes Farkındalığı
Mehmet Ali ESMER
BİR YANGIN HABERİNİN DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ
OLCAY DAL
Cumhuriyet nedir ?
Ertan Çekiç
İNSANLARA NE İSTEDİĞİNİ SORSAYDIM, DAHA HIZLI GİDEN AT ÜRETİRDİM
CELİL ÖZCAN
SAKARYA ZAFERİ’NİN 100. YILI KUTLU OLSUN!
İHSAN KÖSE
İZ BIRAKANLAR
Hüseyin Erkin
FİYATLARI YÜKSELEN KİMYASAL GÜBRE FOTOĞRAFI
ÖZCAN AYGÜN
EDİRNE GAZİ OSMAN PAŞA ORTAOKULUNUN KAZANDIĞI ULUSAL BAŞARI VE ÇANAKKALE SAVAŞLARININ 106. YIL DÖNÜMÜ
MUSTAFA ERSOY
MUHALEFET ETMEK, BOZGUNCULUK MU? İHANET ETMEK Mİ?
Tülay Çağlarer
ATATÜRK ve ÇOCUK
Teoman ÖZÇUHACI
MESAFELER VE ÖLÇÜLER - ÖLÇÜTLER
Burhan Aytekin
19 Mayıs Gençlik Bayramı Kutlu Olsun
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER
Mehmet Ali ESMER
Hüsnü Sarıgül
ABDULLAH GÜRGÜN
ŞAHVER HÖBEK