Mehmet Ali ESMER
EDİRNE’NİN GEÇMİŞİNDE YATAN VATAN BİLİNCİ!..
Yayın Tarihi: 14 Temmuz 2021, Çarşamba
Diğer Yazıları

Edirne, geçmişi işgal ve acılarla dolu bir şehirdir. Hem kendi acıları, hem Balkan Türklerinin acılarına ait her türlü izleri taşımaktadır. Bütün bu acıların bıraktığı derin izleri gerek tarihi eserler üzerinde, gerekse de geçmişin siyah beyaz karelerinde de sık sık görmekteyiz. Şehir merkezinin hemen iki adım ötesinde, tarihi Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı iki ırmak arasındaki alan altında yatan 20.000 şehit ise bunun en çarpıcı delilidir. Ve bugün hâlâ toprağı eşelediğimizde gün yüzüne çıkan şehit kemikleri, bir zamanların gaflet, dalalet ve hıyanetlerin getirdiği acıların ve işkencelerin tüm izlerinin yazılı belgesidir adeta. Her karışı şüheda kanı ile yoğrulmuş olan Edirne toprağı, daha nice acıları bağrında saklıyor kimbilir?

 Bugün her ne kadar Edirne’mizin kurtuluşundan söz ediyorsak da şu bir gerçek ki, Türk toprakları üzerinde emperyalist emeller taşıyan Avrupalı devletlerin kurdurduğu "sûnî devletler" (bu tabir Prof. Dr. İlber Ortaylı'dan alıntıdır) olan Yunanistan ve Bulgaristan, halen Edirne vilayetinin 2/3 ünün üzerine çöreklenmiştir. Şimdi biz tüm bu acı ve kayıplarımızla birlikte hamasi söylemlerimizi de şöyle bir kenara bırakalım. Bırakalım da, acaba onlar bırakıyor mu? Doymak bilmez ihtiras ve emellerini bir kenara atabiliyorlar mı?

 Kısaca bir ona göz atalım şimdi:

Kara yoluyla Yunanistan’a gidip gelen arkadaşlar muhakkak oluyordur, Allah aşkına bir arkadaşımız Türkiye istikametine gelirken "Türkiye" tabelası ile karşılaşıp onun fotoğrafını çekti mi? Böyle bir tabela var mı? Bilakis Kavala Meydanı başta olmak üzere yol kenarlarında ve şehir merkezlerinde, üzerinden kan damlayan KKTC bölgeli Kıbrıs haritaları ve altında anlayamadığım Yunanca sloganları olan tabelalar yerleştirildiğini gördüm. Hemen her evin duvarına sanki birisi gelip alıp götürecekmiş korkusu ile Yunan bayrağı çizilmiş. Dedim ya, gelirken ne Türk bayrağı, ne bir Türkçe yazı, ne de bir “Türkiye” ismi görebildim. Hak getire...

Adamlar koca Türkiye’yi ve kadim bir milleti toptan yok sayıyorlar adeta. Bizim memlekette var olan reklam amaçlı Yunanca yazı ve Yunan bayrağı bolluğuna inat bir tek Türkçe yazı göremedik bir türlü. Sadece başkası duyar endişeli ses tonlarında birkaç Türkçe konuşma, başka bir şey yok!..

Gümülcine’de sahil kenarındaki bir eliyle vurulmuş Yunan askeri tutan, diğer eliyle de İzmir istikametini gösteren yaralı kadın heykeli, Kavala’da yönü Türkiye’ye dönmüş ve at üstünde Osmanlı nezdinde Türklere ve Türkiye’ye kılıç sallayan bir Kavalalı Mehmet Ali Paşa heykeli, yine Kavala’da bir Sinan eseri olan Pargalı İbrahim Camisinin minaresinin yıkılarak aktif kilise olarak kullanılması, Selanik’te bir gecede ihale ile yıkılan tüm cami minareleri… Bütün bunlara ne demeli,  hani bugün Ayasofya Camisi için boş lakırdı söyleyen entel taifemiz? Yunanistan devletinin 57 adamızı işgal edip silahlandırması, Kıbrıs üzerinde, Ege, İç Anadolu (Kapadokya) ve Karadeniz üzerindeki emellerini açık açık söyleyebilmesi ve bunları da mübadele ile gelen kendi insanları üzerinden her türlü medya kaynağı ile propaganda aracı etmesi de cabası. Elbette koca bir Türkiye’yi yok sayan Yunanistan bünyesindeki Türk varlığını da yok sayacak. Elinden gelse,  bir zamanlar Türk mezarlıklarına yaptığı gibi Türk köylerini de kepçelerle kazıyıp yok edecek. Nitekim bu niyetlerin başlangıcı olarak şu anda Yunanistan’daki tüm Türk derneklerini kapatmadı mı? Yunanistan’a ister sağcı hükümet gelsin, ister Komünist, emelleri değişmez milli politika olmuş, adına da Megalo-idea demişler.

Bulgaristan’da ise Yunanistan kadar yoğun olmasa da kısmen geçmişi hortlatıp birilerine ilerisi için hedef gösteren ırkçı propaganda araçları görmek de mümkün. Sanırım vaktiyle Eski Edirne vilayet sınırları içinde olan bir belde de bu niyetli yapılmış ve Edirne^nin 1913 Bulgar işgali sırasında katliam yapmış bir Bulgar Generali heykeli. Tabi ki arkadaş silahsız ve savunmasız insan katletme uzmanı kahraman(!) bir subay heykeli!..

 

Şimdi genel bir durum değerlendirmesi yapalım; öncelikle Yunanistan’ın ‘Milli Politikası’ doğrultusunda hak iddia ettiği Anadolu’nun Ege Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi, Karadeniz Bölgesi ve Kıbrıs’ın haritadaki yerine bir bakalım. Sonra Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarına bir bakalım. Bilin bakalım bu haritanın merkezinde kim kalıyor?

 

Geçenlerde Face sayfamızda yöneticiliğimin de verdiği avantajla “Edirne Eski-Yeni Fotoğraf Albümü”nde bir paylaşım yaptım. Akademik araştırma yazıların bir derlemesinden oluşan bu yazının amacı Karadeniz bölgesi insanının etnografik yapılaşmasını, tarihi göçleri anlatması ve Yunanistan megalo-ideası doğrultusunda asla bir Rum –Pontus bölgesi olamayacağına dair kıymetli istatikî bilgiler ve araştırma sonuçları içeriyordu. Esasında amacım, “kızım bak sana söylüyorum, gelinim sen duy” du. Eh bizim gafil sazanlarımız olmaz olur mu? Atladılar yeme; “Vay Edirne sayfasında Karadeniz’in işi ne? Yok efendim bu sayfanın amacı eski Edirne resimlerine bakıp geçmişi yâd etmekmiş, (Sanki Edirneli ölçer aleti var elinde) bu sayfada kaç tane gerçek Edirneli varmış? Bu sayfa kullanıcıları tepki verirmiş filan…Sorular bu saçmalıkta uzarken bir taraftan verdiğim cevapları anlamak ve sorduğum sorulara cevabını vermek yerine, anlaşılmaz bir şekilde id beyin savunma mekanizması ile sadece benim üslûbumdaki sertliğe takıldıklarını gördüm. Zaten bu yazıyı yazmamın altında yatan neden bu oldu.

Anladığım kadar bu tip karakterde insanlar etraflarında olan bitene duyarsız kalarak veya görevleri icabı etrafı da duyarsız bırakarak “laylaylom” neşriyat bekliyorlar. En azından bunu adını koymasalar da tanımlıyorlar. İşin en acı tarafı da böyle davranış sergileyen bazı “kullanıcı”ların profillerinde Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün portresi olması. Atatürk’ü anlamayan, tanımayan, Atatürk’ün iç ve dış Milli politika anlayışlarından bihaber olan ve Atatürk’ün bilgi edinme ağından, Atatürk gibi düşünüp Atatürk gibi hareket etme yetilerinden uzak olan birileri olsa olsa anca kendi yetersizliğini Atatürk maskesi ile bu şekilde saklar diye düşünüyorum. Zira Mustafa Kemal Atatürk bu memleketi “Laylaylom” gafleti ile kurtarıp ayakta tutmadı!..


 

Vatan sevmek; Vahdettin’in sadece İstanbul’daki  Payitahtını sevmesi gibi Vatanın bir parçasını sevme gösterişi olamaz!..Gerçek Vatan sevgisi Mustafa Kemal’in emrettiği gibi “Hattı Müdafa yoktur, Sath-ı Müdafa vardır, bu satıh da VATAN’dır” anlayışındaki gibi olmalıdır. Yoksa etrafa olan duyarsızlıklarının perde arkasındaki belirtileri, vatansızlık sevdası eğilimlerinin ta kendisidir. Geçen başka yazımda entel görüşlü bir sanatçımız(!) için eleştiri nitelikli kısa yazı yazmıştım. O yazıya atfen diyorum ki; Vatansızlığı ve dünya vatandaşlığını savunanlar, örgütsüzlüğü hürriyet zannedip, örgütlü devletlerin ortadan kalkmasıyla herkesin hür olacağını umarken, bir taraftan insanlık düşmanı illegal suç örgütlerinin de hür kalacağını unutan (veya unutturmaya çalışan) bir tiplemelerdir…

O yüzden diyorum ki zamanımız 21. Yüzyıl bilgi çağıdır ve bilgi altın bileziktir. Bilgi kimde ise o ayakta kalacaktır. Bu nedenle bilgiye sıkı sıkı sarılmak ve geçmişin sayfa ve fotoğraflarının da sadece gülen yüzlerden ibaret olmadığını bilecek, geçmişten ders çıkarıp geleceğe sağlam adımlar atmak gerektiğini bileceğiz. Davranış biçimimizi ise geçmiş tecrübe ile etrafımıza olan farkındalıklarımız, duyarlılıklarımız belirleyecektir. Bir zamanlar Edirne’mizin de misafir ettiği çok kıymetlimiz, Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy şöyle diyor bize;

“Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”

 

Şunu da asla unutmamak gerek; Bugün bize bu güzel ülkeyi, yani Türkiye Cumhuriyetini bize kazandırıp emanet edenler, Balkan yenilgilerinden büyük ders çıkaran Balkan kökenli Türk evlatlarıdır. Bize bu güzel vatanı armağan eden Mustafa Kemal ATATÜRK ve fedakar silah arkadaşlarına sonsuz rahmet, sonsuz minnet olsun!..

 

 

 

 

 

DİĞER YAZARLAR
ERCAN KERMAN
ADANA KEBABI
Ahmet Acaroğlu
POLİTİK MAYINLAR  ve KÜLTÜREL TUZAKLAR 
Numan Özgür METİN
BALKAN GELENEĞİ BOCUK GECESİ
Recep ÇINAR
Müzik ve Sülük!
Selçuk Duranlar
E-TİCARET
Seyide ESEN
İlle de ‘Keşan’ olsun…
Zafer Dereli
EMEKLİLİK TALEBİNDEN  NE ZAMANA KADAR  VAZGEÇİLEBİLİR?
MELTEM BABACIK (dytmeltembabacik@gmail.com) (inst: 360beslenme)
KIŞ MEVSİMİNDE ZAYIFLAMANIN YOLLARI
Şükrü Akıllı
EMEKLİYİ YOK SAYARSANIZ….
NURAN İKİZ
Bir Yeni Yıl Hikâyesi
Doç. Dr. Yeliz YEŞİL
Stresle Başa Çıkmak İçin Çeşitli Tavsiyeler
TURAN ŞALLI (Roman Sivil Toplum Gönüllüsü)
Roman vatandaşlar nerede?
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
M. ENİS ŞENSEVER
   NATO’dan çıkmak -2
HAMİT PUHALOĞLU
Kefenin Cebi Yok…
ŞAHVER HÖBEK
Çocuklarda Nefes Farkındalığı
Mehmet Ali ESMER
BİR YANGIN HABERİNİN DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ
OLCAY DAL
Cumhuriyet nedir ?
Ertan Çekiç
İNSANLARA NE İSTEDİĞİNİ SORSAYDIM, DAHA HIZLI GİDEN AT ÜRETİRDİM
CELİL ÖZCAN
SAKARYA ZAFERİ’NİN 100. YILI KUTLU OLSUN!
İHSAN KÖSE
İZ BIRAKANLAR
Hüseyin Erkin
FİYATLARI YÜKSELEN KİMYASAL GÜBRE FOTOĞRAFI
ÖZCAN AYGÜN
EDİRNE GAZİ OSMAN PAŞA ORTAOKULUNUN KAZANDIĞI ULUSAL BAŞARI VE ÇANAKKALE SAVAŞLARININ 106. YIL DÖNÜMÜ
MUSTAFA ERSOY
MUHALEFET ETMEK, BOZGUNCULUK MU? İHANET ETMEK Mİ?
Tülay Çağlarer
ATATÜRK ve ÇOCUK
Teoman ÖZÇUHACI
MESAFELER VE ÖLÇÜLER - ÖLÇÜTLER
Burhan Aytekin
19 Mayıs Gençlik Bayramı Kutlu Olsun
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER
Mehmet Ali ESMER
Hüsnü Sarıgül
ABDULLAH GÜRGÜN
ŞAHVER HÖBEK