ERCAN KERMAN
KIRBAÇ İZLERİ
Yayın Tarihi: 26 Ekim 2020, Pazartesi
Diğer Yazıları

Bu haftaki yazımda modern tıbbın veya bir başka deyişle Ortodoks tıbbın fazla eğilmediği bir dala dikkat çekmek istiyorum.

Kırk yedi yaşındaki Vecihi Bey Şişli’deki 1930-1940’lı yıllarda yapılmış eski bir apartmanın merdivenlerini çıkarken kendi kendine söyleniyordu. Bu kadar yıllardan beri çare bulamadığı derdine burada mı çare bulacaktı. Babasının yaşlanmasıyla başına geçtiği işleri genişletmiş, ekonomik hiçbir sıkıntısı olmayan başarılı bir iş adamıydı. Derdi; zamanlı, zamansız başlayan dayanılmaz sırt ağrılarıydı. Bazen önemli bir iş görüşmesinde veya yönetim kurulu toplantısında başlayıveren sırt ağrısından şikâyetçiydi. Acaba psikolojik mi diye de araştırılmıştı. Küba’ya dahi gitmişti. Yalnızca Uzak Doğu’da yapılan aromatik masajlar biraz etkili olmuştu. Ama bir süre sonra sırt ağrısı yine başlamıştı.

Asansörsüz apartmanın üçüncü katına geldiğinde Psikanalist …. Levhasını gördü. Zile basıp beklerken tıp fakültesinde baş asistanken siyasi görüşleri dolayısıyla ayrılıp serbest çalışan “Bu adama gelmeseymiydim.” diye düşünüyordu

Orta boylu, yuvarlak yüzlü, devamlı gülümsüyormuş gibi duran adamda insanı rahatlatan bir hava vardı.

“Beyefendi geçmişinizde yaşadığınız travmatik bir olaydan dolayı olabilir.” dedi doktor. Vecihi Bey saatine baktı. Kırkbeş dakikadan beri konuşuyorlardı. Ve o zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı.

“Ne yapabiliriz?” diye sordu.

İzniniz olursa sizi hipnotize edeceğim ve yavaş yavaş geçmişinize gidip olayı bulmaya çalışacağım.

Seans başladığında Vecihi Bey apartmanların arasında küçük bir oyun parkı gördü. Köşedeki bankta bakıcısı oturuyordu. Kaydıraktan kayan çocuk kendisiydi.

Biraz sonra çok parlak ışıklı bir oda görüyordu. Dotor poposuna vurmak için bebeği çevirdğinde

hemşirelerden biri sırtında “Doğum lekesi var.” dediğini duydu. Bir başka hemşire “Zoro’nun imzası gibi” diye ağzından kaçırınca acaba kızlar mı diye etrafına bakındı. Nereden nasıl bildiğini anlamıyordu ama burası Şişli’deki Amerikan hastanesiydi. Ve o bebek kendisiydi.

Sahne yine değişti. Ortaçağ İtalya’sında bir şehir olduğunu düşündü. İnsanların giysileri, etraftaki taş binalar öyle düşünmesine sebep oluyordu. Hava çok kasvetliydi. Nedense din adamlarından uzak durması gerektiğini düşünüyordu.

Tam hatırlayamadığı, tam değerlendiremediği birçok sahneden sonra bir sahne zum yapmaya başladı. Üç tane direk dikili bir meydandaydı. Güneşin batmasına fazla zaman kalmamış bir akşamüstüydü. Meydanda düzgün sıralanmış yüzlerce işçi ve ön sıralarda ellerinde kırbaçlarıyla muhafızlar vardı.

Nubya altın madenlerinden kaçmaya çalşan üç işçi yakalanmıştı. Şimdi herkese ders olması için cezalandırılacaklardı. Onu ortadaki direğe, sırtı işçilere dönük bağladılar. İlk kırbaç sırtında şakladığında tarifsiz bir acı hissetti. Kırbaçların sayısı arttığında sanki acıya karşı bağışıklık kazanmaya başladığını hissediyordu. Bir süre sonra herşey karanlığa bürünüyordu. Direnmeyi, bırakmıştı.

Vecihi Bey uyandığında sanki üstünden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyordu.

Eski apartmanın merdivenlerinden inerken “Nubya eski Mısır’da çalıştırılan bir madenimiz.” diyordu. Cep telefonunun ekranına Nubya yazınca öyle çıkmıştı.

Demek ki yüzleşme iyi geliyor diye düşündü.

Son yaşamındaki hatalarıyla da yüzleşmeye karar verdi. İşlerinin yoğunluğu dolayısıyla biraz ihmal ettiği eşi ve oğluyla daha fazla zaman geçirmeye çalışacaktı.

Hayat güzel ve yaşamaya değer sevgili okurlarım güzel günlerde aşamınız dileğimle

Kalın Sağlıcakla.

DİĞER YAZARLAR
ERCAN KERMAN
RÜYALARIMIZ
Recep ÇINAR
Eğitim çıkmazı!         
MEHMET DENİZ
ÇALIŞMA HAYATINDAN BEKLENTİLERİMİZ
Selçuk Duranlar
DÜNYA BORU HATLARI
NURAN İKİZ
ŞEYTAN
OLCAY DAL
Bir öğretmen ne ister?
CELİL ÖZCAN
EDİRNE'NİN KURTULUŞU KUTLU OLSUN
Ahmet Acaroğlu
ÖĞRETMENLERE  SEVGİLERİMLE 
Şükrü Akıllı
ATATÜRK ÖLMEZ BİR İDEALDİR.
Numan Özgür METİN
ORMANYA-MAŞUKİYE-SAPANCA DOĞA TURU
TURAN ŞALLI
GÜZEL(ŞUKAR) PARTİ  ROMANLAR İTİBARSIZLAŞTIRILMAMALI
Levent Büdüş
GÖÇMEN KUŞLAR
Zafer Dereli
YILLIK İZİNLERDE HAK KAYBI OLMAMASI İÇİN BAŞVURUMUZU YAPTIK
M. ENİS ŞENSEVER
SANAT NE İŞE YARAR? Dilara ÇOLAK -2-
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
Hüseyin Erkin
Nehirlerimizden anlaşmalar çerçevesinde faydalanmalı
Ertan Çekiç
HAYAL GÜCÜ
İHSAN KÖSE
AZİZ OLMAK
Tülay Çağlarer
ATATÜRK ve ÇOCUK
Teoman ÖZÇUHACI
Pandemi büyük, geç olmadan ciddiye alalım
Psikolog. Buse BAŞKÖYLÜ
KORONAVİRÜS SALGINI SÜRECİNDE KAYGIMIZI YÖNETMEK
Derya Kurbay
Bunun sonu ne olacak?
Burhan Aytekin
19 Mayıs 2015 1938 yılında Coşkuyla Kutladığımız 19 Mayıs Gençlik Bayramı
EKREM KANTUR
Devlet ihtiyaç sahiplerine destek oluyor!
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER