NURAN İKİZ
Her şeyin başı sağlık
Yayın Tarihi: 28 Temmuz 2020, Salı
Diğer Yazıları

Kurban Bayramına sayılı günler kala televizyon ekranlarında olsun, sanal ortamda olsun yardım talepleri yoğunlukta. Bunların çoğu kurbanlık bağışları konusunda olurken benim ilgimi çekenler ise daha çok sağlık için yardım talepleri.

Kanuni Sultan Süleyman'ın hasta yatağında söylediği “Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” sözü bugün bile örnek oluşturuyor. Sözün kısaca anlamı:“Hayat, sevinç ve mutlulukla, acı ve sıkıntılarla iç içe yaşanır.”

Bayramlarımızı bile tam anlamıyla yaşayamadığımız koronavirüs salgınından yakamızı bir türlü kurtaramadık. Ona öyle bir odaklandık ki yine zamanımızın en tehlikeli hastalıkları arasındaki “kanser”i nerdeyse hatırlamaz olduk.

Televizyon kanallarının birinde Çin’de 10 yıllık araştırmanın sonucunda kanserin 5 türünün 4 yıl önceden teşhis edildiği haberi bu hastalığı yine aklıma düşürdü. Kan testleri sonucu erişilen bu buluşla inşallah pek çok can kurtulur.

Çocukları da pençesi altına alan lösemi ve kanser hastalığına karşı LÖSEV’in çalışmaları bir cankurtaran niteliği taşıyor. LÖSEV Edirne İl Temsilciliği de bu konuda ayrı bir çaba içinde. Oluşturulan İyilik Zinciri’ne katılma çağrısı yapılıyor. Her ne kadar hastanelerde kanser tedavileri parasız olsa da LÖSEV yönetimi, “Ne yazık ki Lösemi ve Kanser zengin hastalığıdır. Parası olanlar özel hastanelerde en iyi tedavilere ulaşıp iyileşirken, yoksunların tedavi ve hayatta kalma başarıları düşüktür. İşte LÖSEV bu farkı ortadan kaldırmak için İyilikler Zinciri hareketini başlatmıştır.”ifadeleriyle yardıma davet ediyor. Duyurulur!..

 

"Veda!."

Şehir efsanesi olduğu söylense de insanı çok duygulandıran ünlü şair Orhan Seyfi Orhon’un kanserden ölen kızı için yazdığı ‘Veda’ adlı şiirinin hikâyesiyle ben de yazıma veda edeyim. İşte Orhan Seyfi’nin dizeleri ve Yusuf Nalkesen’in bestesiyle Veda:

Orhan Seyfi, kızının kapısını açarken biraz duraksadı. Sessizce kapının kolunu aşağı indirdi, onun bugün daha iyi olması için dua etti. Gün boyunca ona doyasıya sarılmayı düşünüyordu. O yüzden bütün işlerini iptal etmiş, akşama kadar kızının yanında olmayı planlamıştı.
Uyuyup uyumadığını kontrol etmek için usulca yatağına eğildi. Kızı bitkindi.. Yaşaran gözlerini görmesini istemediği için usulca eğildi ve dudaklarını alnına koydu. Öylece durdu ve derin derin nefes alarak kızının kokusunu içine çekti.
Dudakları kızının alnında öylece durdu bir süre. Az daha dursaydı gözyaşları kızın yüzüne damlayacaktı, ağladığı anlaşılacaktı. Yatağın yanındaki sandalyeye oturdu.
Kız o kadar halsizdi ki. Çok kısık bir sesle, "Annemin öldüğü günü hatırlıyorum, günlerce çok ağlamıştın.
Şu son anlarımda senden bir şey istiyorum babacığım" dedi.
"Ben öldükten sonra hiç ağlamayacaksın, gözünden bir damla yaş bile düşmeyecek, söz mü?"
Baba imkânsızı isteyen kızına baktı, ağlamaklı halini bastırarak başını hafifçe salladı. Kızı çok zor nefes alıyordu. Birkaç saniye içinde nefes alışverişleri kesildi, başı yana düştü.
Orhan Seyfi, kızını kucağına aldı. Cansız bedeni hala ateşler içindeydi. Artık annesine kavuşmuş kızını üşümesin diye battaniyeyle sardı bahçeye çıkardı. Sandalyeye oturttu. Kendisi de önüne çöküp başını kızının kucağına koydu ve hıçkırıklarla ağlamaya başladı.
İşte o an aşağıdaki o ölümsüz dizeler beyninde oluştu.

VEDA

Hani o bırakıp giderken seni
Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
Alnına koyarken veda buseni
Yüzüne bu türlü bakmayacaktın.


Hani ey gözlerim bu son vedada,
Yolunu kaybeden yolcunun dağda
Birini çağırmak için imdada
Yaktığı ateşi yakmayacaktın?


Gelse de en acı sözler dilime
Uçacak sanırdım birkaç kelime...
Bir alev halinde düştün elime
Hani ey gözyaşım akmayacaktın?

 

Biraz gülümseme

Adam ayakkabıcıya girdi. "Bana 37 numara bir ayakkabı getir" dedi.

Ayakkabıcı "Ama beyefendi" dedi.

"Sizin ayaklarınız en az 44 numara.." "Sen 37 getir" dedi, adam.

Ayakkabıcı "La havle" deyip gitti. 37 numara bir pabuç getirdi.

Adam oturdu. O pabuçları zorla giydi. Bağladı.

Ayağa kalkarken ne kadar acı çektiği yüzünden okunuyordu.

Ayakkabıcı dayanamadı, bir daha sordu..

"Kendinize bu işkenceyi niye yapıyorsunuz?."

"İflas ettim. İşimi ve evimi kaybettim.

Kayınvalideme taşındım.

Karım beni en iyi arkadaşımla aldatıyor.

Bekâr kızım hamile.

Şimdi eve gidip bu pabuçları çıkardığımda nasıl bir 'Oh be' çekeceğimi düşünsene.."

 

 

 

 

 

 

 

DİĞER YAZARLAR
Ahmet Acaroğlu
 YEREL BASININ SANCILARI
ERCAN KERMAN
SAĞLIK
Recep ÇINAR
Hangi Model?
Zafer Dereli
ORGAN NAKLİNDE REFAKAT İZNİ KULLANILIR MI?
TURAN ŞALLI
 Ayşe teyzenin EURO'ları
Numan Özgür METİN
EDOSK TRAK DOĞA YÜRÜYÜŞÜ
Şükrü Akıllı
  SAĞLIK OLSUN DEMEK MÜMKÜN DEĞİL
CELİL ÖZCAN
TÜRKÇEMİZE ATATÜRK’ÜN DİRENCİYLE SAHİP ÇIKACAĞIZ!
M. ENİS ŞENSEVER
Atatürk'ü ağzına almayan 10 Aralıkçı
NURAN İKİZ
Eylül esintileri
Levent Büdüş
BEBEK’TE DİANA TAPINAĞI
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
Hüseyin Erkin
Nehirlerimizden anlaşmalar çerçevesinde faydalanmalı
Ertan Çekiç
HAYAL GÜCÜ
İHSAN KÖSE
AZİZ OLMAK
Tülay Çağlarer
ATATÜRK ve ÇOCUK
Teoman ÖZÇUHACI
Pandemi büyük, geç olmadan ciddiye alalım
Psikolog. Buse BAŞKÖYLÜ
KORONAVİRÜS SALGINI SÜRECİNDE KAYGIMIZI YÖNETMEK
Selçuk Duranlar
YÖNETMEK AMA NASIL?
Derya Kurbay
Bunun sonu ne olacak?
Burhan Aytekin
19 Mayıs 2015 1938 yılında Coşkuyla Kutladığımız 19 Mayıs Gençlik Bayramı
EKREM KANTUR
Devlet ihtiyaç sahiplerine destek oluyor!
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER