İHSAN KÖSE
AZİZ OLMAK
Yayın Tarihi: 12 Mayıs 2020, Salı
Diğer Yazıları

      "aziz",ayrıca Esma-ül Hüsna'dan.Yani,Allah'ın en güzel sıfatlarından biri.Orada da,kudret ve onurun sahibi,çok güçlü,çok onurlu anlamlarına geliyor.

        Böylesine güzel anlamlı bir ifade kimliğine sahip olmasına rağmen,Arapça'dan Türkçe'ye geçen bu kelime,dilimizde ne yazık ki kapsamlı bir kullanım zenginliğine ulaşamamış.Belki de bunda Hristiyan ermişlerin "aziz","azize" sıfatlarıyla anılmış olmalarının payı da vardır,denilebilir.Kimbilir,

belki de....Neyse,biz dönelim "aziz"kelimesinin dilimizde kullanılan bazı şekilleriyle halli hamur olmaya.

        Meselâ,"azizim"diye başlarmış eskiden  bazen sözlü ve yazılı hitaplar."Aziz Dostum","Aziz Kardeşim" diye başlarlarmış mektuplarına eski insanlar.Öncelikle,sevgi ve saygıya lâyık olduğunu karşısındaki kişiye iletmek,onu onore ederek işe başlamak.Bizim çocukluğumuzda,

Yakacık'a yazlık için sayfiyeye gelenler arasında yaşı altmışlarda,yetmişlerde olanlar birbirlerine "azizim"diye sözlerine başladıkları zaman onlara gıbtayla bakardık.Anlamadığımız halde,önemli,saygıdeğer bir sözcükle karşı karşıya olduğumuzu,her iki tarafın da bu sözü memnuniyetle,büyük bir hüsn-i kabul ile kendilerine mal etmeleri,bizi bir güzel hitapla başbaşa olduğumuz sanısına götürürdü.

        Bu güzel kelimenin,ben kendimi bildim bileli,halk ağzında çok büyük bir yaygınlıkla,çok sevilerek söylenen iki kullanılış biçimi vardı.Kısaca onlardan da söz etmek istiyorum sizlere.

        Su.Toprak için,bitkiler için,hayvanlar için,insanlar için ve de dünyamız için vazgeçilmez bir unsur.Olmazsa olmazımız.Tıpkı toprak gibi,tıpkı hava gibi tıpkı ateş gibi.

        Atalarımız,onu ifadelendirdikleri o kelimeyle,Yaratıcı'nın bize sunduğu bu güzelliğin o denli farkına varmışlar,onu o kadar yüceltmişler ki....Dedelerimiz,ninelerimiz,onlara bir yardımımız dokunduğunda,onlara bir hoşluk sağladığımızda,bizlere nasıl teşekkür ederlerdi biliyor musunuz?"Su gibi aziz ol emi evlâdım.""Su gibi aziz olmak."Bir insana bundan daha güzel dua mı olur yahu!

        Başta annelerimiz ve babalarımız olmak üzere önce ailemiz içinde,sonra da çevremizde,hayatımız boyunca şahit olduğumuz bir başka güzellik,hoşluk da içinde hep "aziz"kelimesini barındıragelmiştir.Ezan okunmaya başladığı zaman etrafımızda bulunan yaşlılar içlerini çekerek "Aziz Allah"derler ve büyük bir huşu içinde ezanı dinlerlerdi.

        Başlarken de sözünü ettiğimiz gibi "aziz"kelimesi sıfat olarak da,deyimleşme açısından da diğer kullanış biçimleri açısından da Türkçe'de yeterli ilgiyi görmemiş.Ama milletimiz arasında öyle iki kişi var ki bu kelimenin hakiki değerini anlamış,tıpkı halkımız gibi onun gerçek hakkını vermiş.Onlardan biri üstat Yahya Kemal BEYATLI.İstanbul'u "Aziz İstanbul"diye nitelemiş.Diğeri de büyük kurtarıcımız Mustafa Kemal ATATÜRK.O da vatanını "aziz"ilân etmiş ve ona "Aziz Vatan"demiş.

        Yahya Kemal,"Aziz İstanbul"derken gerekçesini de ortaya koyuyor."Efsun"lu güzellikleri yarattığı için."Efsun"lu güzellik haaaaa!

        Bir başka üstat Orhan Veli KANIK,Bursa'dan İstanbul'a gelirken bir yerde "Gemlik'e doğru denizi göreceksin,sakın şaşırma!"der.Gerçekten Bursa'dan gelirken,bir rampayı aştıktan sonra panaromik bir görüntü şeklinde Gemlik Körfezi ayaklarınızın altına seriliverir.Dağların aşıldığı,bittiği yerde,bu görüntü olağanüstüdür,çarpıcı ve şaşırtıcıdır.Çok haklıdır usta,şaşırmamak olmaz.

        İster Sarayburnu'ndaki Topkapı Sarayı'ndan,isterseniz Süleymaniye Camii ve külliyesinin herhangi bir yerinden,isterseniz Zeyrek'teki Pantokrator Manastırı'nın(Zeyrek Kilise Camii)terasından,Galata Kulesi'nden,Çamlıca'dan bir bakın.Önden,arkadan,sağdan,soldan isterseniz kendinizin seçtiği bir açıdan,hiç farketmez,içinden deniz geçen Dersaadet'e bir bakın."Efsun"un etkisiyle şallak mallak olacak,apışıp kalacak,adeta aklınız başınızdan gidecektir.Eeeee,Gemlik'e doğru denizi görünce şaşırıp kalan Orhan Veli üstat da İstanbul'un bu çarpıcı güzelliklerini yaşadıktan sonra tabiî ki İstanbul'u dinleyecektir gözleri kapalı.

        Gül,mor salkım,yasemin,sardunya

lâle,menekşe,leylâk,

mimoza,erguvan,şebboy,sümbül....Bunlar İstanbul'da yetişen,yetiştirilen çiçek çeşitlerinden bazıları."Eeeee,ne var bunda?Fransa'da da,Hollanda'da da,mevsimi uygun olan diğer Avrupa ülkelerinde de yetiştiriliyor bunlar."dediğinizi duyar gibiyim.Ama öyle değil işte.İşin içine "efsun"girdi mi,bakın,çiçek isimleri bile insanı nasıl büyüleyici bir hale gelebiliyor.İşte,sizlere lâle isimlerinden çıldırtıcı bir buket:cüce moru,behçet-i çemen,(çimenin güzelliği)câm-ı zerrin,(altın kadeh)dürr-i yekta,(eşsiz inci)sîm-endam,(gümüş boylu)nûr-ı saadet,(mutluluk ışığı)elmas-pâre,(elmas parçası)menba-yı hayat(hayat kaynağı)Ah aziz İstanbul ah....

        Mart ayı.Bir bakarsınız,hava bir bozar,başlar lâpa lâpa kar yağmaya.Gece boyu,ertesi gün yağan karların üstünde kütür kütür gezinmeyi,kartopu oynamayı düşler durursunuz.Ama nafile.Sabaha karşı lodoslayan hava,yağan bütün karları yer bitirir.Size de,sabah sokaklardan akan sel sularına bakmak kalır mahzun mahzun.Yani poyraz eser kış olur,lodos eser yaz olur Istanbul'da.Sanki sihirli bir el değmişçesine.

        Geçenlerde bir gazete haberi.Leylek Baba lâkaplı avukat Fikret CAN anlatıyor:Göç döneminde,yurdumuzda kalanlar hariç,İstanbul'un üzerinden bir milyon leylek,yüz binlerce kartal,şahin ve çaylak geçiyormuş.Böyle bir tabiat olayının dünyada benzeri yokmuş.Zira,yüz tane leyleği bile bir arada

göremeyen Avrupa ülkeleri bile varmış.Meselâ,Fransa'da,Colmar diye bir kasabada bir tek,evet sadece bir tane leylek yuvası varmış.O da döne döne,o yörelere gelen turistlere "Bakın bizim de leyleğimiz var."diye gösteriliyormuş.

        Mart'ın ortasından itibaren gelmeye başlayıp,Ağustos'un ortasından sonra ülkemizden ayrılan,ya da başta İstanbul olmak üzere memleketimizin üzerinden güzergâh belirleyen bu sevimli yaratıklar....

        Dingin bir Eylül sabahı.Çamlıca tepesi.Bir müddet devam edecek muhteşem göçü seyretme zevki.Tarihî yarımadayı adeta tavaf eden,ya da bu yarımadanın üzerinde tabiatın en renkli danslarını sergileyen,İstanbul semalarındaki bu güzelliğin bir sıfatla tahkim edilmesi mutlaka ama mutlaka gerekmiyor mu?İşte,üstat Yahya Kemal de bunu yapmış.Hem de müthiş edebî bir dille.

        Işıl ışıl,parlak,pırıltılı,göz alıcı olmak tabiî ki simsiyah karanlık bir duruma göre,insanlar açısından hep tercih edilen bir durumdur.Ama,sadece gözlere hitap eden bu "revnak"ın içine biraz duygu,biraz maneviyat katmanız bile o görüntünün unutulmaz kalmasını sağlar.Siz,hiç gece yarısından sonra başlayıp "gece ağaran vakte kadar"süren bir bülbül şöleni ile başbaşa kaldınız mı?Boğaziçi'ndeki,Çamlıca-

daki,Erenköyü'ndeki,

Sarıyer'deki,Yakacık'taki korulukların içinden yükselen,bülbüller orkestrasının oluşturduğu,bitip tükenmek bilmeyen bir senfoninin içinde oldunuz mu?

        Ya da Sultanahmet veya Beyazıt Meydanının yakınında bulunan camilerden saba makamında okunan sabah ezanlarının bülbül sesiyle harmanlandığına şahit oldunuz mu?Bir deneyin bakalım;işin içine biraz da "revnak"katarak....

        Fransız devriminin önde gelen simalarından olan Danton,hükümet kuvvetleri ile ters düştüğü için  bir yerde iyice kıstırılır.Yakalanması an meselesidir.Bu nedenle yakın arkadaşları ona hemen kaçıp gitmesini önerirler.Danton'unsa onlara verdiği cevap çok ilginçtir:"Vatan dediğiniz,ayaklarınızın altında istediğiniz yere götürebileceğiniz basit bir toprak parçası mıdır?"diyerek bir yere kımıldamaz.Yakalanır,

yargılanır,idama mahkum edilerek giyotinle kafası kesilir.

        "Özgürlük,gözünüzün önünde öldürülürken buna izin mi vereceksiniz?"diye haykırıp,1794 yılında bu dünyadan ayrılan bu güzel insandan sonra 20 Ekim 1927 yılında,ülkesinin kurtuluş mücadelesini başlatıp,halkı ile birlikte bu mücadeleden muzaffer çıkıp,cumhuriyeti gerçekleştiren bir güzel insan vardır Türkiye'de.O da Danton gibi vatanın selâmeti için bu yola baş koymuştur.O da,büyük Nutuk'un sonunda yer alan Türk Gençliğine Hitabesi'nde "Cebren ve hile ile,bütün kaleleri zaptedilmiş,bütün tersanelerine girilmiş,bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş"vatanını "aziz vatan"olarak niteler.Vatan "aziz"olarak kabul edilmişse,fazla söze ne hacet.Onun uğrunda herşey feda edilmelidir.En başta da ölüm göze alınarak.Sanırım,zamanın ruhu dedikleri de bu olsa gerek.Bence,bu "zamanın ruhu"na uygun bazı mefhumları da hayat felsefemize mal edebilmek olmalı asıl olan.

        Bugün de bu kadar "aziz"dostlar.Sağlık içinde,huzur dolu olarak hayata devam etmek dileğiyle....

 

             İhsan KÖSE

DİĞER YAZARLAR
Recep ÇINAR
Eğitim çıkmazı!         
Selçuk Duranlar
DÜNYA BORU HATLARI
CELİL ÖZCAN
EDİRNE'NİN KURTULUŞU KUTLU OLSUN
MEHMET DENİZ
ÇALIŞMA HAYATINDAN BEKLENTİLERİMİZ
OLCAY DAL
Bir öğretmen ne ister?
ERCAN KERMAN
RÜYALARIMIZ
NURAN İKİZ
ŞEYTAN
Ahmet Acaroğlu
ÖĞRETMENLERE  SEVGİLERİMLE 
Şükrü Akıllı
ATATÜRK ÖLMEZ BİR İDEALDİR.
Numan Özgür METİN
ORMANYA-MAŞUKİYE-SAPANCA DOĞA TURU
TURAN ŞALLI
GÜZEL(ŞUKAR) PARTİ  ROMANLAR İTİBARSIZLAŞTIRILMAMALI
Levent Büdüş
GÖÇMEN KUŞLAR
Zafer Dereli
YILLIK İZİNLERDE HAK KAYBI OLMAMASI İÇİN BAŞVURUMUZU YAPTIK
M. ENİS ŞENSEVER
SANAT NE İŞE YARAR? Dilara ÇOLAK -2-
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
Hüseyin Erkin
Nehirlerimizden anlaşmalar çerçevesinde faydalanmalı
Ertan Çekiç
HAYAL GÜCÜ
İHSAN KÖSE
AZİZ OLMAK
Tülay Çağlarer
ATATÜRK ve ÇOCUK
Teoman ÖZÇUHACI
Pandemi büyük, geç olmadan ciddiye alalım
Psikolog. Buse BAŞKÖYLÜ
KORONAVİRÜS SALGINI SÜRECİNDE KAYGIMIZI YÖNETMEK
Derya Kurbay
Bunun sonu ne olacak?
Burhan Aytekin
19 Mayıs 2015 1938 yılında Coşkuyla Kutladığımız 19 Mayıs Gençlik Bayramı
EKREM KANTUR
Devlet ihtiyaç sahiplerine destek oluyor!
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER