Tülay Çağlarer
26 Mart 1913’e Yolculuk
Yayın Tarihi: 25 Mart 2020, Çarşamba
Diğer Yazıları

Yarın 26 Mart ve bu tarih Edirne tarihinin önemli günlerinden biri. Birinci Balkan Savaşında 155 gün süren müdafaanın sonunda Edirne'nin işgalinin yıldönümü. Acının üzerinden 107 yıl geçmesine rağmen bizler hâlâ olayın acılarını yüreğimizde yaşıyoruz.

O güne dönerek konuyla ilgili bilgilerimizi tazeleyelim.

Savaşın nedenlerini hatırlayalım.

Fransız İhtilali sonrası hızla yayılan milliyetçilik akımının Balkan Devletleri üzerindeki etkisi, Osmanlı Devleti'nin Balkanlardan atılmak istenmesi, Rusya'nın panislavizim politikası ile Balkan Devletlerinin Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtması, Balkan Devletlerinin (Sırbistan, Karadağ, Yunanistan, Bulgaristan) ittifak yapmaları üzerine Osmanlıların Trablusgarp’da Savaşmalarını da fırsat bilerek Balkan Savaşını başlattılar.

Savaş nasıl başladı? Okumaya devam edelim.

Önce Balkan Devletleri 30 Eylül 1912'de seferberlik ilan etti. Bunun üzerine Osmanlı Devleti seferberlik ilan etti. Ardından 8 Ekim 1912'de Karadağ Osmanlı Devleti'ne nota göndererek savaş ilan etti. 17 Ekim'de Bulgaristan ve Sırbistan, 19 Ekim'de de Yunanistan savaş ilan ettiler. Bu saldırılar üzerine Osmanlı Devleti bir savaş planı yaptı. Bu planı ve Savaşı gazetedeki yerim müsait olmadığından anlatamayacağım. Edirne mevkiinde yaşananları özetleyeceğim.

Konumuzun kahramanı Şükrüpaşa Edirne mevkiindeki kuvvetlerin emrindeydi. 22 Ekim 1912 tarihinden itibaren Edirne’yi müdafaa ediyordu. Ben de bu tarihten itibaren “Edirne neler yaşadı” onu hatırlatmaya çalışacağım. Bu konuda Edirne'nin 600. Fethi yıldönümü Armağan kitabından Edirne'de Bekir Sıtkı Baykal’ın yazdığı “Edirne'nin uğramış olduğu istilalar” başlıklı makalesinden yararlanacağım.Edirne'nin muhasara ve müdaafasını başlıca 3 safhaya ayırmak yerinde olur.

1- 22 Kasım 1912'de akdedilen mütarekeye kadar olan devre;

2- Mütareke devresi;

3- Muhasamatın yeniden başlamasından (21 Ocak 1913) Edirne'nin düşmesine (26 Mart 1913) kadar geçen son hafta.

Birinci devrede Bulgarlar kaleye hücumla değil, bombardımanla tazyik etmek, tedhiş ve propaganda yoluyla müdafilerin manevi gücünü azaltmak suretiyle ele geçirmek amacını gütmektedir. Bu maksatla kuşatmayı Kasım başında tamamladıktan sonra şehri sürekli bir top ateşi altında tutmakta, bir yandan da uçaklarla attıkları propaganda kağıtları ve araya soktukları casuslar ile halkı ve askeri teslim olmaya ikna etmek istemektedir. Bu sayede şehri kısa bir zamanda ele geçirebileceklerini ummaktadırlar. Gün geçtikçe şehirde yiyecek sıkıntısı kendini göstermeye başlıyor, ekmek gramajı azalıyor, bilhassa tuz yerine salamura peynir suyu ve doktorların istihsal ettikleri suni tuz kullanmak zarureti duyuluyordu. Bu hal karşısında bazı kimselerin cinnet geçirdikleri ve kendilerini nehre atmak suretiyle intihar ettikleri oluyordu. Aynı zamanda hastalık da epeyce yayılmıştı. Aynı devrede iki önemli muharebe olmuştur. Bunlardan biri 8 gün devam eden ikinci Maraş ve ötekisi Kartaltepe muharebeleridir. Maraş'ta ağır kayıplara uğratılarak yenilmiş fakat Kartaltepe çok kanlı ve çetin boğuşmalardan sonra düşmanın eline düşmüştür.

Müdafaanın ikinci safhasına gelince: 21 Kasım 1912 akşamından itibaren, Yunanistan hariç diğer bağlaşıklar ile Osmanlı Devleti arasında mütareke akdedilmiş ve Londra'da Barış müzaakerelerine başlanmıştı. Osmanlı Hükümeti, herhalde Barış'ın gerçekleşeceğine ve Edirne'nin daha uzun zaman dayanabileceğine emin görünüyordu ki mütarekenin iki taraf için eşit şartlar altında düzenlenmesine önem vermemişti. Kabul ettiği mütarekenin 7. Maddesine göre Osmanlı Hükümeti Karadeniz limanlarına evvelce konmuş bulunduğu ablukayı kaldırıyor ve aynı zamanda Bulgar ordusunun denizden olduğu gibi karadan da ikmal ve iaşesi için trenlerin Edirne'den geçmesine müsaade ediliyordu. Buna karşılık Edirne'nin takviye ve iaşesesinden hiç bahis yoktu. İşte bundan faydalanan Bulgarlar, sık sık yola çıkardıkları katarlarla Edirne'nin içinden zahire ve erzak dolu vagonlar geçiriyorlar, trenin süratini mahsus azaltarak Edirne'deki halk ve askerlere kudret ve satvetlerini anlatacak gösterilerde bulunuyorlardı. Aynı zamanda şehrin askeri durumu ve halkın hali hakkında yakından keşifler yapma imkanı buluyorlardı. Böylece mütarekenin devam ettiği 2 ay süresince Bulgarlar Edirne'den 120 tren ve 3600 vagon geçirmişlerdir.

Bu arada Londra başlanan Barış müzakereleri müttefiklerin aşırı ve kabulü imkansız istekleri yüzünden bir sonuça ulaştırılmadı ve mütareke 21 Ocak 1913'te sona erdi. 2 aylık mütareke müddeti sırasında Bulgarlar muhasara kuvvetlerini attırmışlar, Sırp birlikleri ve ağır silahları ile takviye edilmişlerdi. Çatalca hattını müdafaa eden Osmanlı ordusunu yenip İstanbul'u alamayacaklarını anladıklarından barış müzakerelerine, Edirne ellerinde olduğu halde oturmak emelini besliyorlardı. Edirne'de yokluğunu iyice hissettiren yiyecek temini için, gizlenmiş zahireyi bulup çıkarmaya memur “zahire taharriyatı komisyonları” kurulmuş ve bu suretle bir miktar yiyecek elde edebilmek mümkün olmuştu. Şükrüpaşa sadarete o meşhur telgrafı çekti. Bugünkü dile çevrilmiş hali ile telgraf şöyledir:

“Edirne gibi dünyanın en müstahkem mevkiinden sayılan bir mukaddes şehri zalim bir düşmanı teslim edecek alçak bir kumandan osmanlı tarihinde görülmemiştir. Bu cinayeti bende işlemeyecek ve son nefesimi kendi tabancamı, kendimi de son kurşunuma emanet edeceğim.”

“Çok geçmeden İstanbul’dan gelen telsiz telgraf Kamil Paşa kabinesinin düşürüldüğü ve yerine Mahmut Şevket Paşa Hükümetinin geçtiği, yeni kabinenin her türlü vasıtalarla Edirne’yi kurtarmak azminde bulunduğunu bildiriyordu.

Üçüncü safha: Kışın şiddetli soğuğu altında bu safhada cereyan eden olayların karakteristiğini, her iki tarafında dişlerini tırnaklarına takarak giriştikleri inatçı ve amansız boğuşmalar teşkil etmektedir. Şiddetli topçu ve diğer silahların ateşi altında her iki taraf da insan gücünün son haddine varan ve hayatı hiçe sayan hücumlar ve karşı hücumlar yaparak birbirlerini imhaya çalışmaktadır. Muhasara kuvvetleri başkomutan General Ivanof, Mart ayının son haftası başında kesin hücumu yapmaya karar vermişti.

Gerçekte Bulgarlar 22 Mart gününden itibaren şehre hücum etmeye başlamışlardı. 24 Mart günü Bulgar birlikleri çok üstün kuvvetlerle kalenin dört yanından taaruza geçmişler, inatçı savaşlardan sonra ileri mevzilerden bir kısmını ele geçirmeye muvaffak olmuşlardı. Ivanof müstahkem mevkii düşürmek için kesin darbeyi doğu cephesinden vurmaya karar vermişti.

Kalenin doğu kesimindeki sırtlar üzerinde kuzeyden güneye doğru bir sıra tabyalar (Kayalık, Taş-Tabya, Ayvaz-Baba, Bağlar önü, Kestanelik, Kuruçeşme, Yıldız, Top-Yolu ve Kafkas) ve ileri mevzi tesisleri sıralanmakta idiler. Bulgarlar Ayvaz - Baba tabyasını ele geçirmek suretiyle kaleye girmeyi planlamışlar ve bütün tertibatı buna göre almışlardı. Bu cepheyi savunanların başında Albay Ali Şefik Bey bulunuyordu. Bulgarlar bu cepheye yüklendikleri zaman Şükrüpaşa işin farkına varmış fakat elinde İhtiyat kuvvetleri bulunmadığından ve diğer cephelerden buraya takviye birlikleri yetiştirmeye imkan kalmadığından, mukadder akibeti önlemeye muvaffak olamadı. Ayvaz - Baba tabyası komutanı, topların tahrip edildiğini ve erlerinin şehit düştüklerini rapor ettikten sonra kendisi de şehit olmuştu.  Böylece 26 Mart sabahı Bulgarlar bu tabyayı zapt ettikten sonra her taraftan şiddetli taaruzlarına devam ettiler. Şehre artık hakim olmaya başlamışlardı. Kurtuluş ümidini kaybeden Şükrüpaşa daha bir akşam evvel, düşmana yarayabilecek her çeşit askeri malzeme ve binaların tahrip edilmesi ve demiryolu köprüsünün yıkılması emrini verdi. Kendisi de telsiz telgraf aletini işe yaramaz hale getirdi. 26 Mart Çarşamba sabahı 8.45'te Hıdırlık tabyasındaki telsiz telgraf direğine beyaz bayrak çekildi ve bütün kumandanlara muhasamatın kesilmesi (birbiri ile çekişmenin kesilmesi) bildirildi. Sabahın keşif sisi altında şehrin birçok semtleri yanıyor, her tarafı kan ve barut kokusu bürümüş bulunuyordu.”

Bu savaşlar sırasında halk bir taraftan açlık ve bulaşıcı hastalıklardan (kolera ve tifo) dolayı kırılırken, diğer taraftan da sivil - asker ayrımı yapılmadan, binlerce Türk kadın ve çocuk katledildi. Esir düşen Türk askerleri ise akla hayale gelmeyen işkencelerle şehit edildi. Yüzyıllarca Osmanlı Devleti'nin himayesinde refah ve mutluluk içinde bir hayat süren Bulgarlar, yabancı kışkırtmalar neticesinde Türk düşmanı haline geldiler ve Balkan savaşlarındaki Osmanlı mağlubiyetinden faydalanarak tarihte ender görülen bir soykırımı gerçekleştirdiler.

Bulgarlar Edirne’yi işgal ettikten sonra 15.000 Osmanlı askerini ve 5000 sivil Türkü Saray içine götürdüler, burada bunlara çeşitli işkenceler yaptılar. Ağaç kabuğu kemirmekten başka yiyecek bulamayan binlerce Türk açlıktan acılar içinde kıvranarak öldüler. Bulgarlar açlıktan ölmeyenleri boğazlayarak ya da kurşunlayarak şehit ettiler. İşgal sırasında Bulgarların yaptıkları yağmalar neticesinde Edirne Halkı büyük bir kıtlık ile karşı karşıya kaldılar. Kıtlık sırasında Edirne’liler süpürge tohumundan yapılan ekmeği yediler, peynir suyunda pilav pişirdiler.

Tekrar 26 Mart sabahına dönelim. Edirne’nin düşmesinden sonra Şükrüpaşa ile beraber, kale kumandanı İsmail Hakkı Paşa, süvari kumandanı Aziz Bey, Şükrü Paşa'nın ekibinden, Fuat Bey, Erkân-ı Harp miralaylarından Ali Rıza Bey, Binbaşı Kazım Karabekir, Yüzbaşı Ali Remzi Yiğitgüden, Şükrü Paşa'nın yaveri Eyüp Bey esir alınmıştır. Esir alınan Şükrüpaşa kılıcını Bulgar komutanı General İvankov’a teslim eder. Fakat Şükrü Paşa Edirne Savunması ile düşmanlarının bile hayranlığını kazandı. Ertesi gün Bulgar Kralı Ferdinand “bir yanlışlık olmuş olmalı. Şehrin zaptı sırasında beylik kılıcınızı vermişsiniz. Sizin gibi askerlerin kılıçları alınmaz. Siz savaşta şanlı bir sayfa yazdınız. Lütfen kılıcınızı kabul buyurunuz” diyerek kılıcını törenle Şükrüpaşa’ya geri verir. Şükrüpaşa ve diğer komutanlar 28 Mart 1913 tarihinde Sofya'ya götürülürler. Esaretleri 6 ay sürmüştür. Fransız ve Alman basınında Şükrüpaşa’ya ve savunmasına övgü dolu sayfalar ayrıldı. Askeri eğitimini aldığı Almanya'da anıtlar dikildi. Aralarında Claude Ferrare  ve Pierre Loti gibi isimlerin olduğu yüzlerce aydının imzasını taşıyan “Altın Kitap” bir kılıç ile birlikte Fransız halkının Şükrüpaşa’ya hayranlığının ifadesi olarak takdim edildi. Altın Kitab’ın girişinde şu sözler yazmaktadır. “

Edirne’nin kahramanı müdafii General Gazi Mehmed Şükrüpaşa’ya hayranları tarafından unutulmaz bir müdafaanın hatırası olarak. Paris 1913...”

Şükrüpaşa esaret günlerini matematikle ve mesleki tecrübelerini yazmakla geçirdi ve bunları da kitap haline getirip, kitabı da Bulgar veliahtı Çar Prens Boris’e hediye etti. Bu eser daha sonra Sofya Askeri Müzesi'ne bağışlanmıştır. Hayatının geri kalanını mütevazi bir şekilde, kütüphanesinde yazarak ve sürekli araştırarak geçirdi. Topladığı tüm kütüphanesini İstanbul Aksaray'daki bir akrabasına emanet ettiği depoda çıkan bir yangında kaybetti. Bundan da çok büyük bir acı duydu.

Şükrüpaşa 5 Haziran 1916 tarihinde İstanbul'da vefat etti. Naaş’ı İstanbul Tahir Efendi mezarlığına defnedildi. Sultan Mehmet Reşat'ın  yaptırdığı sade ve zarif bir mermer lahit içine konulan naaşı, 24 Temmuz 1998 günü buradan alınarak Edirne Kıyık Tabyada anıt mezara nakledildi.

Şükrüpaşa adına yaptırılan Anıt Mezarın hemen arkasına Şükrüpaşa’nın vasiyetini ve vatan sevgisini ifade eden şu sözler yazıldı.

“Düşman savunduğumuz hatları geçtikten sonra ölürsem kendimi şehit kabul etmiyorum. Beni mezara koymayın. Etimi itler ve kuşlar çeke çeke yesinler. Fakat müdafaa hattımız bozulmadan şehit olursan kefenim, lifim, sabunum çantamdadır. Beni bu mahale gömeceksiniz ve gelen nesiller üzerime abide dikeceklerdir.”

Bizler sarayiçine gittiğimizde de Karaağaç gezilerinde de Balkan Savaşı'nı hatırlarız. Her 26 Mart'ta gerek Sarayiçi Balkan şehitliğinde gerek Karaağaç yolunun ortalarında ve sağ yönde durulduğunda görülen Jandarma şehitliğinde birer anma töreni ile onlarla helalleşiriz.

Bu şehitlikler hakkında da bilgi vermek istiyorum.

Sarayiçi Balkan Şehitliği, Balkan Savaşı'nda düşman işgaline karşılık verilen 300.000 şehit ve 1913 yılında Sarayiçinde aç ve susuz bırakılarak öldürülen 20.000 Şehit anısına yaptırılan bir anıttır. Aynı alanda 1939 yılında yapılan Balkan Şehitleri Anıtı da bulunur.

Jandarma Şehitliği

Burada, 26 Mart 1913 tarihinde Bulgar işgali sırasında hayatını kaybeden kahramanların hikayeleri hâla canlıdır. Edirne teslim olmuştur. Ama burada düşmanı bekleyen 9 Jandarma (bazılarına göre 12) bu haberi komutanlarından duyana ve yeni emir alana kadar savunma savaşına devam ederler. Teslim haberlerine rağmen savaşarak şehit olurlar. Bu hikayeyi dinleyen dönemin Valisi Hacı Adil Bey çok etkilenir ve bu kahramanlar için 1915'te bir Anıt yapımına öncülük eder.

 2020 yılının 26 Mart ayında yine bir salgın (Coronavirüs)(Covid-19 Salgın) nedeniyle birbirlerimizle yakın temasta bulunamıyor, hatta yasaklar nedeniyle sokağa da çıkamıyoruz. Herhalde il yöneticileri şehitlikleri ziyaret edilip, birer çiçek bırakırlar, malum programlar iptal.

Yazımı, Halide Nusret Zorlutuna’nın sözleri ile sonlandırıyorum.              

“Yurdun  Aziz şehidi sırrından bize de ver.                                              

Ver ki hep bizim olsun bize verdiğin bu yer.”

DİĞER YAZARLAR
NURAN İKİZ
KORKU
Recep ÇINAR
Özgül ağırlık!    
Levent Büdüş
 MİRASTA ÜÇÜNCÜ KİŞİLER
Ahmet Acaroğlu
 İYİ  ŞEYLER  YAPMALI
Numan Özgür METİN
MİS KOKULU LAVANTA TARLASINDA FOTOĞRAF ETKİNLİĞİ
CELİL ÖZCAN
AMASYA GENELGESİNİN 101. YILI KUTLU OLSUN
TURAN ŞALLI
Evleri yıkılan Romanların çaresizliği
ERCAN KERMAN
KOCA BOZGUN-DOKSANÜÇ HARBİ
Şükrü Akıllı
BU ANLAYIŞLA ÇEVREYE BEDEL ÖDEYECEĞİZ!
Ertan Çekiç
MUTLU ETMEK
İHSAN KÖSE
AZİZ OLMAK
M. ENİS ŞENSEVER
Mavi rengin ustasını yitirdik (3)
Tülay Çağlarer
ATATÜRK ve ÇOCUK
Teoman ÖZÇUHACI
Pandemi büyük, geç olmadan ciddiye alalım
Psikolog. Buse BAŞKÖYLÜ
KORONAVİRÜS SALGINI SÜRECİNDE KAYGIMIZI YÖNETMEK
Selçuk Duranlar
YÖNETİM VE YÖNETİCİ
Derya Kurbay
Bunun sonu ne olacak?
Hüseyin Erkin
EDİRNEDE SİYASİ PARTİLER DEMOKRASİSİ…
Zafer Dereli
Rapor sonundaişe başlamadan yıllık izin kullanabilir miyim?
Burhan Aytekin
19 Mayıs 2015 1938 yılında Coşkuyla Kutladığımız 19 Mayıs Gençlik Bayramı
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
EKREM KANTUR
Devlet ihtiyaç sahiplerine destek oluyor!
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER