Tülay Çağlarer
ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞI’NIN KAHRAMANLARI
Yayın Tarihi: 18 Mart 2020, Çarşamba
Diğer Yazıları

Takvimler bugün 18 Mart 2020 tarihini gösteriyor. Bu takvim yaprağı, bundan 105 yıl önce Çanakkale’de dünya tarİhini değiştiren bir zaferin tarihini hatırlatıyor bizlere. Elbette bugün Canakkale başta olmak üzere yurdumuzun her yerinde bu zaferde payı olan herkesi anacağız ve onların kahramanlıklarını bir kez daha anlatacağız.

Ben anlatmaya başlıyorum. Dünyanın en güçlü donanmalarından birini bozguna uğratan, Nusret Mayın Gemisi’yle yazıma başlıyorum.

İtilaf Devletleri’nin çıkarmasından önce Cevat Paşa, Hafız Nazmi Bey’den Nusret Mayın Gemisi’yle kıyıya paralel olarak, gece karanlığında ve kendini göstermeden mayın dökmesini istemiştir. Bunun üzerine Çanakkale Zaferi’nden önce 7 Mart gecesini 8 Mart sabahına balayan gece Hafız Nazmi Bey ve Yüzbaşı Hakkı Bey, Nusret ile denize açılmışlar. Cephede kalan son 26 mayını rota üzerine dökerek devriye gezen düşman gemilerine yakalanmadan görevlerini başarıyla tamamlamışlardır.

Düşman gemileri saldırıdan önce mayın kontrolu yapmışlar ama Nusret’in mayınlarını fark edememişler, üç büyük savaş gemisi batmış, diğer üçü de ağır hasar almıştır. İşte İtilaf Devletleri’nin güçlü donanmasının bu kaybı, dünya tarihini de değiştirmiştir.

Çanakkale Savaşı denilince Seyit Onbaşı, Mehmet Onbaşı hatırlanmaz mı, anlatılmaz mı?..

Seyit Onbaşı İtilaf Devletleri donanmasına karşı yapılan bombardıman sırasında top mermisini kaldıran vincin parçalanması üzerine topçu eri Seyit Ali, 276 kilogram ağırlığındaki mermiyi kaldırıp sırtlamış ve topun ağzına yerleştirmiş. Yaptığı top atışlarıyla İngiliz gemisi Ocean’a ağır hasar vermiştir. Bu olaydan sonra da kendisine Onbaşı rütbesi verilmiştir.

Mehmet Çavuş, Çanakkale Savaşı’nda Seddülbahir cephesinde görev almıştır. İngilizler’in Seddül Bahir çıkarması sırasında yaklaşık 20 kişilik birliğiyle saldırıya karşı koymuştur. Sayıca üstün olan, arkasındaki savaş gemilerinden destek alan İngiliz Ordusuna karşı yılmadan mücadele etmiş, savaşta yaralandıktan sonra tedavi edilip hava değişimi amacıyla köyüne gönderilen Mehmet Çavuş izin süresi dolmadan cepheye geri dönmüştür.

Mehmet Çavuş savaş bitince köyüne dönmüş, sadece vatanı korumak için savaştığını söyleyerek kendisine teklif edilen yardımları da reddetmiştir.

Çanakkale Savaşı’nın bu askerler kadar kahraman vatansever kadınları var.  Onların hikâyelerini bu gün itibariyle tekrar okuyalım ve onları rahmetle analım istiyorum.

3 Kasım 1914’te başlayan Çanakkale Muharebeleri 9 Ocak 1916’da İtilaf Devletleri ordusunun Çanakkale’yi tamamen terk etmesiyle sona ermiştir. En kanlı çarpışmaları 18 Mart 1915’teki deniz harekâtı va ardından Nisan, Haziran, Ağustos aylarında görüyoruz.

Türk kadını da bu savaş süresince, daha ziyade cephe gerisinde, sağlık hizmetlerinin sağlanmasında, askeriyenin ihtiyacı olan kılık kıyafetin hazırlanmasında, cemiyetler vasıtasıyla yardım toplanmasında önemli hizmetlerde bulunmuştur.

Önce erkeklerle beraber savaşan kadınlarımıza dair bir bilgiyi naklediyorum.

Times gazetesi muhabiri, İngiliz donanmasına ait hastane gemisindeki yaralı askerle yaptığı görüşmeyi bakın nasıl anlatıyor.

“25 Nisan 1915’te yaralanan denizci asker, çarpışmalar sonunda ele geçen keskin nişancı Türk kadınıyla karşılaşmış… O Türk kadın savaşçıydı ve durmaksızın saklandığı evden ateş ediyordu, evi boşaltıp teslim olmayı reddediyordu. Sonunda pencereden subaylarımızı hedef alarak ateş etmişti. Sanıyorum bazı kurbanlarını süngülemiştir. Üzerinde 16 askerimizin künyesini bulduk.”

İsmi bilinen, Çanakkale’de çarpışmış kadınlarımızdan da örnekler sunayım.

Mücahide Hatice Hanım.

Anafartalar cephesinde 56. Fıkrada askerlerimizle omuz omuza çarpışmıştır. Anafartalar’dan sonra da Kurtuluş Savaşı’nda da kendisini savaş alanlarında görüyoruz.

İzmir’de Yunan ordusuna esir düşmüştür. 20 Mart 1926 tarihli Zafer-i Milli Gazetesi’ne kendisini şöyle tanıtmıştır:

“İzmir’in Kemalpaşa(Nif) Kazasının Ahmetli köyünden Hacı Halilzadeler’denim. Babam merhum Mehmet Efendi’dir. Çanakkale 56. Fırkada silahımla muharebelere iştirak ettim. Adım Ahmet idi. Benim kadın olduğumu kimse bilmiyordu. Şarapnel ve kurşunlarla dokuz yerimden yaralandım, milli mücadelemize gönüllü iştirak ettim.”

Çanakkale Savaşı’na Kosova’dan gelen gönüllüler de katılır. Gelen erkeklerin yanında kadınlar da vardır. İşte onlardan biri Dragaşlı Zeynep Mido Çavuş.

Zeynep Mido Çavuş ailesini Kosova’da bırakır, tek başına ve de gönüllü olarak cepheye gider, şehit olur.

70. Alay Komutanı Hafız Halid Bey’in kızı Nezahat Onbaşı da Çanakkale’nin kahramanlarındandır. Annesini çok küçük yaşta kaybetti. Ona bakacak kimse olmadığından, bu görev de babasına düştü. Cepheden cepheye koşan babası da Nezahat’i yanına alarak Çanakkale’ye götürdü.

Bu tarihte Nezahat Onbaşı 8 yaşındadır. Savaş boyunca ata binmeyi, silah kullanmayı öğrenmiştir. 12 yaşında da onbaşı rütbesini almıştır.

Çanakkale’den sonra Milli Mücadele döneminde cepheden cepheye koşarak Sakarya, Gediz, İnönü savaşlarına da katılmıştır.

Nezahat Onbaşı’ya 78 yaşındayken “TBMM Şükran Belgesi” verildi.

Çanakkale Savaşı’nda Türk kadını, daha ziyade cephe gerisinde aktif rol almıştır. Sağlık hizmetlerinin sağlanmasında, askerlerin kılık-kıyafet ihtiyacının karşılanmasında, cemiyetler vasıtasıyla yardım toplanmasında çok başarılı çalışmalar yapmıştır.

Çanakkale’de gönüllü olarak hemşire, hasta bakıcı görevini üstlenen kahraman kadınlarımız da var. Aklımıza ilk gelen Hemşire Safiye Hüseyin(Elbi)dir.

Çanakkale Savaşları başladığında birçok yolcu vapuru “Hastane gemisi”ne dönüştürüldü. Bu gemiler Akbaş  ya da Kilya İskelesi’nden yaralıları alıp İstanbul Hilal-i Ahmer ve Vatan hastanelerine ulaştırıyordu.

Reşit Paşa Hastane Gemisi’nin “Başhastabakıcısı” Safiye Hüseyin idi.

Akbaş İskelesi’nde demirleyen Reşit Paşa Vapuru’na getirilen yaralılara ilk müdahale bu hastane gemisinde yapılıyor, buradan Hilal-i Ahmer hastanelerine götürülüyordu. İstanbul’dan dönerken asker ve mühimmat da getiriyorlardı.

Safiye Hüseyin İngiltere’de deniz ateşeliği hizmetinde bulunan Ahmet Paşa’nın kızıdır. Avrupa’da öğrenimini tamamlamıştır. 1912 yılında savaşta yaralanan askerlerimize yardım için Besim Ömer Paşa’nın önderliğinde Kızılay’ın açtığı altı aylık hasta bakıcı kursundan ilk mezun olan hemşireler arasında yer almıştır. Önce Balkan Savaşı’nda ağır yaralıların tedavi edildiği Asar-ı Atika Hastanesi’nde görevlendirildi. Çanakkale Savaşı başladığında Safiye Hüseyin, gönüllü hastabakıcı olarak yazıldı. Safiye Hüseyin Çanakkale Savaşı’nda yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“Vaziyet tehlikeli dediler… Ne vapuru olursa olsun… ister hastane vapuru, ister Kızılay, ister Sali biahmer(Alman Kızılhaçı), İngilizler esir tutuyorlar. Ben aldırış etmedim. Zaten umumi harp başladığı zaman ben hastabakıcılık için gönüllü yazılmıştım. Gönüllü olarak gidiyordum. Peşinen şunu söyleyeyim ki hayatımda hiçbir zaman ölümden korkmuş değilim. Reşit Paşa’ya bindik. Çanakkale’ye geldik, Akbaş Mevkii’nde demirledik. Hastaları, yaralıları toplamaya başladık. Ne yaralılar, ne yaralılar... Şu parmakları görüyor musunuz? Ben bu parmaklarımla kaç delikanlının gözlerini bir daha açılmamak üzere kapattım. Kaç delikanlının…”

Safiye Hüseyin görevinde hiçbir ayırım yapmamış, her yaralıya şefkatle yaklaşmıştır. Bu anısında da savaşın acımasızlığını bakın nasıl dile getiriyor:

“En tesirli kelime; su, su… Bir gün bir İngiliz yaralısı bulduk, gemiye getirdik. Zavallı çiçek gibi bir delikanlıydı. Başından aldığı bir yara ile gözlerini kaybetmişti, gözlerinin üstüne siyah uzun bir sargı sarmıştık. Ağzına damla damla su akıttık. Su.. hiçbir ağır yaralının susuz ölmemesine son derece dikkat ederdik. Bir İngiliz yaralısının da ağzına su akıttık. Çok üzgündü, İngilizce mütemadiyen ‘öleceğim’ diyor, arkasından nişanlısının ismini söylüyordu.  Ölüm halinde bulunan adama son vazifemi düşündüm.. Ve onun düşman askeri olduğunu bir an için aklıma getirmeyerek kendisini, İngilizce, kendi ana dili ile teselli ettim: Katiyen ölmeyeceksin, yaşayacaksın…. Bütün bu korkulu günler geçecek. İyi olup memleketine gideceksin, nişanlına kavuşacaksın… Bu İngilizce teselli onun öyle hoşuna gitti ki bir sonra yüzünde müsterih, hatta memnun çizgiler peydahlandı ve öldü… Biz öleceğini bildiğimiz bütün umutsuz hastaları böyle teselli ederdik. Ölmeyeceksin, daha çok yaşayacaksın diye diye kendilerini bazen buna inandırırdık. Adeta yaşayacaklarına inanmış oldukları halde ölürlerdi.”

Savaş meydanlarında büyük fedakarlıkla, din, dil, renk ve milliyet ayrımı yapmadan görevini yapan Safiye Hüseyin 1964 yılında, 83 yaşında, yetiştirdiği hemşirelerin kucağında yaşama veda etti.

Alman asıllı, hemşire Erica’yı da bir kez daha anlatmak istiyorum.

Hemşire Erica, Doktor Ragıp Beyin eşidir. Dr. Ragıp Bey Gelibolu’dak sağlık hizmeti veren hastanelerden sorumlu bir subay olarak görev yaparken, Erica da Eceabat’ın Yalova köyündeki sıhhiye çadırında hizmet vermeye başladı. Onun da her gün gözünün önünde pekçok çocuk yaşta genç can veriyordu. Yalova köylüsüne dikiş yapmayı öğretti. Köylü kadınlarla birlikte askerlere kıyafet, yorgan, yastık, çadır dikerek orduya destek sağladı. Hemşire Erica Yalova mevkiindeki sahra hastanesinde yaralıları tedavi ederken 17 Aralık 1915 günü öğleden sonra, İngiliz bombardımanında top mermisiyle parçalanarak şehit oldu. Dr. Ragıp Bey eşine ait et parçalarını göz yaşları içinde topladı.

Çanakkale Savaşı’nda hastabakıcı ve hemşirelerin sayısı gelen yaralıları tedavi etmeye yetmeyince vatansever kadınlardan yardım istendi. Fakat o dönem bir kaç-göç devri. Kadınlar bugünkü gibi yaşamıyorlar. Beklenen sonuç alınamıyor. Bu sefer yöneticilerin hanımlarına durum anlatıldı ve böylece hanımların geniş çaplı katılımı sağlandı.

Çanakkale Savaşı’nda gönüllü hemşirelik yapan Türk kadınlarına hediye edilen yüzüklerin de hikâyesi, günümüze kadar geldi. Onu da anlatmalıyım. Çünkü beni çok duygulandırıyor.

Çanakkale Savaşları’nda yaralanan askerler, gemilerle İstanbul’a taşınıp hastanelere yerleştirildikçe, hastanelerdeki hasta bakıcı ve hemşireler gelen yaralılara yardımcı olmada yetersiz kalır. Ev hanımlarından ve yönetici hanımlarından yardım istenir. Bunun üzerine binlerce kadın, gönüllü olarak hastanelerde görev alır.

Savaş bitince kadınlar vefa borcunu ödemek için dönemin yöneticilerince para verilmesi teklif edilir. Fakat kadınlar böyle bir teklifi kesinlikle kabul etmezler. Bunun üzerine Türk yetkilileri ordu depolarındaki İngiliz tüfeklerinin çelik namlularını kestirirek yüzükler yaptırırlar. Bu yüzüklerin bir tarafında ‘Cihadiye 1332’, diğer tarafında ise ‘Müdafaa-i Milliye’ yazmaktadır. İlk etapta 5 bin tane basılan bu yüzükler vatansever kadınlara yaptıkları hizmetin nişanesi olarak dağıtılır.

Bu gönüllü yardımsever kadınlar hediye edilen yüzükleri Galata’da yabancılara satıp parasını yine orduya bağışlar.

Bu yüzüklerden bir tanesi Çanakkale 1915 Seddülbahir Özel Müzesi’nde bulunmaktadır. Harp Mecmuası’nda yer alan bu hikâye, o dönem cephe gerisi kahramanlaklarına birer örnek olarak gösteriliyor.

Cephede savaşan ya da gönüllü hemşire olarak savaşta yerini alan Seyit Onbaşı, Mehmet Çavuş, Mücahide Hatice Hanım, Dragaşlı Zeynep Mido Çavuş, Nezahat Onbaşı, Hemşire Safiye Hüseyin, Hemşire Erika ve daha nice kahramanları hiç unutmayacağız.

Bugün takvim yaprakları 18 Mart 2020’yi gösteriyor.

Bugün Çanakkale Deniz Zaferi’nin 105. Yıldönümü.

Bugün Müttefik Orduları’nın Çanakkale’yi denizden geçemediği gün.

Bütün şehitlerimizin, gazilerimizin, kahramanlarımızın ruhu şad olsun…

DİĞER YAZARLAR
NURAN İKİZ
KORKU
Recep ÇINAR
Özgül ağırlık!    
Levent Büdüş
 MİRASTA ÜÇÜNCÜ KİŞİLER
Ahmet Acaroğlu
 İYİ  ŞEYLER  YAPMALI
Numan Özgür METİN
MİS KOKULU LAVANTA TARLASINDA FOTOĞRAF ETKİNLİĞİ
CELİL ÖZCAN
AMASYA GENELGESİNİN 101. YILI KUTLU OLSUN
TURAN ŞALLI
Evleri yıkılan Romanların çaresizliği
ERCAN KERMAN
KOCA BOZGUN-DOKSANÜÇ HARBİ
Şükrü Akıllı
BU ANLAYIŞLA ÇEVREYE BEDEL ÖDEYECEĞİZ!
Ertan Çekiç
MUTLU ETMEK
İHSAN KÖSE
AZİZ OLMAK
M. ENİS ŞENSEVER
Mavi rengin ustasını yitirdik (3)
Tülay Çağlarer
ATATÜRK ve ÇOCUK
Teoman ÖZÇUHACI
Pandemi büyük, geç olmadan ciddiye alalım
Psikolog. Buse BAŞKÖYLÜ
KORONAVİRÜS SALGINI SÜRECİNDE KAYGIMIZI YÖNETMEK
Selçuk Duranlar
YÖNETİM VE YÖNETİCİ
Derya Kurbay
Bunun sonu ne olacak?
Hüseyin Erkin
EDİRNEDE SİYASİ PARTİLER DEMOKRASİSİ…
Zafer Dereli
Rapor sonundaişe başlamadan yıllık izin kullanabilir miyim?
Burhan Aytekin
19 Mayıs 2015 1938 yılında Coşkuyla Kutladığımız 19 Mayıs Gençlik Bayramı
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
EKREM KANTUR
Devlet ihtiyaç sahiplerine destek oluyor!
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER