Tülay Çağlarer
‘Der-i Saadet’-‘Şenlikler Şehri’ Edirne
Yayın Tarihi: 05 Şubat 2020, Çarşamba
Diğer Yazıları

İnsanın yaşadığı il kendisi için çok önemli. İli ile ilgili bir haber onu meraklandırıyor. Örneğin ben. Edirne’den bahsedildiğinde hemen dikkatimi toplar, gözlerimi dört açarım.  Her kanaldan bilgi toplarım. Bazen sevinir, bazen üzülürüm. Ama konuyu pas geçmem. Bu başlıkla yazımı okuyanları meraklandırdığımdan eminim. Ama güzel bir konuyu açmak ve biraz da öğretmek için bu başlığı kullandım.

Bir akşam televizyonda ne seyredeyim deyip elimde kumanda kanal kanal gezerken, Kanal 360’tan Alper Ateş’in sunduğu “Ben Bilirim” isimli bilgi yarışmasını izlemeye karar verdim. Tesadüf bu ya, soru “Serhat Kenti veya Der-i Saadet diye anılan kentimizdir.” Elbette cevap Edirne idi ve yarışmacı hemen bildi. Sonra düşündüm.  Edirne’yi Serhat Kenti olarak herkes bilir de Der-i Saadet olarak çok az kişi bilir. Çünkü biz Edirne’yi anlatırken çoğunlukla kötü günlerden bahsederiz. 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı(93 Harbi), 1913 Bulgar İşgali, 1920 Yunan İşgali, muhakkak anlatılır. Bu tarihler Edirne’nin kötü dönemleridir. Bizlerde derin yaralar açmıştır.

İlimiz Der-i Saadet diye anıldığına göre mutlu günleri de var. Der-i Saadet’in kelime anlamına bakalım. Der Farsça bir kelimedir, kapı anlamında kullanılır, malum saadet’in mutluluk olduğunu herkes bilir. O halde Der-i Saadet mutluluk kapısı, mutluluğa açılan kapı, mutluluk diyarı manasında kullanılmaktadır. Edirne tarihinde Der-i Saadet’in yanında “Şenlikler Şehri” olarak da anılır. Öyle ise Edirne’yi böyle tarif ettiğimizde ilimizin hangi döneminden bahsediyoruzdur, açıklamaya çalışacağım.

Yıldırım Bayezit’in ölümünden sonra şehzadeler arasında taht kavgaları başladı. 1413’te 1. Mehmet Osmanlı Devleti’ni yeniden toparlayarak Edirne’den yönetmeye başladı. 1421’de 2. Murat Edirne’de iktidarı ele geçirdi. Yıldırım Bayezit’in diğer oğlu Mustafa Çelebi, taht üzerinde hak iddia ederek Edirne’ye geldi. Hükümdarlığını ilan etti. Ardından bir orduyla Edirne’den Anadolu’ya geçti, fakat Ulubat civarında yenildi. Kaçmaya çalıştı. Fakat yakalanıp 1422’de Edirne’ye getirilerek idam edildi.

Edirne’de ilk şenlik işte bu olayın ardından yapıldı. Böylece bugüne kadar Bursa’da düzenlenen şenliklerin yeni mekânı Edirne oldu.

1425’de 2. Murat Edirne Sarayı’nda yaptığı bir düğün ile Candaroğlu İsfendiyar Bey’in kızı Tacunnisa Hatice Halime Hatun’la evlendi.

1439 yılında şehzadeleri Mehmet ve Alaaddin Ali’nin sünnet düğünlerinde şenlikler yapıldı. Bu şenlik sırasında 2.Murat kızını, İsfendiyaroğlu İbrahim Beyin akrabalarından birinin oğlu ile nişanladı.

2. Murat döneminde en büyük şenlik şehzadesi 2. Mehmet(Fatih) ile Dulkadiroğlu Süleyman Beyin kızı Sitti Hatun’un evlilikleri vesilesiyle 1450 yılında düzenlenen şenliklerdir. 3 ay süren bu şenlik Osmanlı tarihinde kayda geçen en uzun sürede şenliktir. Ziyafetler verilmiş, toplantılar yapılıp şiirler okunmuştur.

Edirne’de düzenlenen bir başka büyük şenlik Fatih Sultan Mehmet’in şehzadeleri Bayezit ve Mustafa’nın sünnetleri dolaysıyla 1457’de düzenlenen şenliktir. Düğün Meriç Nehri üzerindeki bir adada yapılmıştır. Şehzade Beyazıt’ı Amasya’dan, Şehzade Mustafa’yı Manisa’dan getirten padişah, dönemin bilim adamlarını, beylerini Edirne ve çevresindeki halkı bu düğüne davet etmiştir. Şenliğin en önemli özelliği, zengin tiyatro ve donanma gösterilerine ilk kez bu şenlik esnasında yer verilmesidir. Meddahlar, mukallitler, usta oyuncular, cambazlar, maymun oynatıcıları bu şenliklerde tüm hünerlerini sergilediler. Aynı zamanda silah ve ok atma, at yarışları, kılıçla dövüşleri gibi gösteriler de yapıldı. Gece yapılan donanmalar, fişekler, kandiller şenliğin en göze çarpan özelliklerindendi.

Şenlik esnasında;

Birinci gün: Bilim adamları arasında tartışma yapılması.

İkinci gün: Padişahın şeyhleri kabulü.

Üçüncü gün: Savaş oyunları ve sportif gösterilerin düzenlenmesi.

Dördüncü gün: Halka ihsanlar, ziyafetler, şeker dağıtılması.

Bu şenlikten sonra Edirne’de iki şenlik daha düzenlenir. Bunlardan birincisi Cem Sultan ile Şehzade Abdullah’ın sünnetleri vesilesiyle 1472’de yapılan şenliktir.

Diğeri ise şehzadeler, Şehinşah Ahmet, Korkut, Mahmut, Alem, Selim ve Oğuz Han’ın sünnetleri vesilesiyle 1480’de düzenlenen şenliktir.

1480’deki bu şenlikten sonra 1675’e kadar Edirne’de şenlik düzenlenmedi. Artık şenliklere evsahipliği yapan şehir İstanbul’dur.(*)

Şenliklerin en unutulmazı İstanbul’un başkent olmasına karşın Edirne’yi çok seven ve Edirne’den ayrılmayan 4. Mehmed’in(Avcı Mehmet) 1675 yılında yaptırdığı Edirne Şenliği’dir. Şehzade Mustafa(2.Mustafa) ve Şehzade Ahmet’in(3.Ahmet) sünnetleri ile padişahın kızkardeşi Hatice Sultan ile Vezir Mustafa Paşa’nın evlenmesi vesilesiyle bu şenlik yapılmışdı. Şenliklerin hazırlıkları 6 ay öncesinden başlamıştır. Törende nahıllar, yapma bahçeler, şekerden yapılmış hayvan tasvirleri gözkamaştırıcıydı. Cambazlar, gölge oyuncuları, kuklacılar, göz bağcılar oyunlarıyla davetlileri eğlendirdiler. At yarışları, ok atıcılığı, cirit, kılıç ve güreş karşılaşmaları da yapıldı.

Düğün ziyafeti için 450 aşçı, 200 tablakâr(tabla taşıyıcı), 150 saka(su taşıyıcı), binden fazla meşaleci görevlendirildi.

Binlerce koyun, 37 bin tavuk, 5 bin kaz, 6 bin ördek kesildi.

Elbette şenlik programlarında protokola, yabancı konuklara, halka, yeniçerilere verilen yemek ziyafetleri de kurala tabidir. Devlet protokolü ile yabancı konuklara yemek, çadırlarda ya da köşklerde verilirdi. Halka ve yeniçerilere verilen ziyafet de meydana dizilen çok sayıda tabak, çanak ve kaseler içindeki yemeklerle beraber yağma edilirdi.

Osmanlı’da dillere destan olan bu şenlikleri Surnâmelerden öğreniyoruz.  Kelime anlamı olarak sür, “düğün, ziyafet, şenlik”, name  “mektup, kitap” karşılığıdır.

Divan edebiyatında padişahın çocuklarının doğumu, sünneti, kızlarının, kızkardeşlerinin evlenmesi gibi nedenlerle düzenlenen halka açık eğlencelerin anlatıldığı manzum eserlerdir. Surnamede sadrazamın, vezirlerin düğün dolaysıyla verdikleri aramağanlar, ziyafetler, kurulan otağlar, halka açık eğlenceler, kandiller, havai fişek gesterileri, esnaf alayları, gezdirilen gümüş ya da şeker gibi maddelerden yapılan nahıllar, güreş, at yarışı, cambaz,  hokkabaz, kol oyunları gibi gösteriler ayrıntıları ile anlatılır.

Haftalarca süren bu tür eğlenceleri yazma işi bir yazara verilirdi.

Buraya kadar satırlarımdan Edirne’de kimlerin adına şenliklerin yapıldığını anlattım. Şimdi de bu şenliklerin yapısından ve özelliklerinden bahsetmek istiyorum.

Osmanlı şenliklerinde DEKORLARIN önemli bir yeri vardır. Tekerlekler üzerinde, içinde insanların bulunduğu bu dekorlar mimari yapıtları küçültülmüş boyutlarda birer örneğidir. Ya önceden hazırlanıp şenlik alanına taşınır, ya da şenlik esnasında seyircilerin önünde kurulurdu.

Osmanlı şenliklerinde NAHILLAR en çarpıcı özelliklerden biridir. Arapçada hurma ağacı anlamına gelen “nahl” kelimesinden türetilmiştir. Nahıllar, servi ağacı biçiminde olup iskeleti kavak ağacı gövdesinden yapılırdı. Üzeri balmumundan insan, hayvan ve çiçek figürleriyle bezenmiş, altın, gümüş gibi değerli taşlarla, yaldızlı kâğıtlarla süslenmiş yapılardır. Bereket sembolü olan nahılların bazıları o kadar büyük olurdu ki insan gücüyle taşınması imkânsızlaşıyordu. Nahıl ustaları itibarlı zanaatkârlardı. Maharetlerine göre ücret ya da yüklüce bahşiş alırlardı.

Şenliklerin vazgeçilmez diğer bir unsuru da ŞEKERDEN TASVİRLERDİ. Şeker işleri olarak adlandırılan bu tasvirler büyük masraflarla şenlik öncesinde hazırlanmaya başlanırdı. Hayvan ve çeşitli varlıkların tasvirlerinin yanısıra mimari yapıların ve bahçelerin tasvirleri yapılıyordu. Nahıllardan ve şekerlerden tasvirlerde yağma geleneği uygulanıyor, halkın bunları parçalamasına müsaade ediliyordu.

Şenliklerdeki eğlenecelerde DONANMA olarak adlandırılan gece kandilleri ve fişeklerle yapılan gösterilerde düzenlenirdi.  Bu ateş oyunları şenlik gecelerinin eğlencelerinde önemli bir yer tutardı.

Şenlik gecelerinde düğün yeri, saray, vezir ve zengin kimselerin konaklarının KANDİLLERLE AYDINLATILMASI da büyük önem taşırdı. Süslemede kullanılan kandillerin sayısı ne kadar çok olursa, o kandilleri yaptıran kişilerin itibarı da o kadar artardı. Şenlik esnasında tüm esnafın da dükkanları kandillerle süslemeleri ve aydınlatmaları istenirdi.

Osmanlı şenliklerinde karada kalelerde, denizde gemilerde yapılan YALANCI SAVAŞ OYUNLARI da önemli seyirlik ögelerdendi. Bu oyunlarda Müslüman Türkler ile Hıristiyanlar arasında yaşanmış savaşlar canlandırılırdı. Bu savaş oyunlarının galibi önceden belliydi.

Osmanlı şenliklerinde düzeni TULUMCULAR adı verilen görevliler sağlarlardı. Tulumcuların bir diğer görevi de şaklabanlıklar, maskaralıklar yaparak halkı eğlendirmekti. Garip ve çirkin görünüşlü insanlar arasından özel olarak seçilmiş, deriden don ve külahlar giyen bu görevliler, ellerinde su ile ya da hava ile doldurulmuş, dış yüzeyleri yağ, zift, katran gibi maddelerle kirletilmiş tulumlar taşıyorlardı. Bu tulumları taşkınlık yapan, oyun alanına giren seyircilere müdahale etmek için kullanırlardı. Bu müdahale esnasını seyircileri eğlendirmek ve güldürmek amacıyla olabildiğince komik hale getiriyorlardı.

Osmanlı şenliklerinde gösterim niteliğinde SPOR KARŞILAŞMALARI da yapılırdı. Bu sporların en rağbet görenleri cirit, güreş, okçuluk ve binicilik idi.

Osmanlı Devleti’nde şenlikler su üzerinde ve su kenarlarında da düzenleniyordu. Su üstünde yapılan gösterilerde fişeklerin atıldığı esnada suya yansıyan görüntüler, şenliğe görsel bir zenginlik katıyordu.

Edirne, bu şenliklerin ötesinde Osmanlı hükümdarlarının çok değer verdiği şehirdir.  Mutlu, eğlenceli, huzurlu günlerini burada geçirmişlerdir. Özellikle 16. Yüzyılın sonlarından itibaren Edirne, padişahların dinlenme yerine başladığı bir dönemdir. 17. Yüzyılda hanedan mensupları, çoğu zaman burasını ikamet yeri olarak kullandılar. Sultan 1. Ahmet, 2.Osman ve 4. Murad döneminde Edirne, koruluk ve ormanlarıyla bir av sporu ve eğlence merkezi oldu. 4. Mehmed vaktinin çoğunu Edirne’de geçirdi ve elçileri de burada kabul etti. 2. Ahmet’in cülus töreni burada yapıldı. 2. Mustafa da Edirne’de yaşamayı seviyordu. Edirne’de doğdu, burada tahta çıktı. Vaktinin çoğunu burada avcılıkla geçirdi. 2. Mustafa Edirne Vakası ile tahtını kaybedince yerine 3. Ahmet geçirildi. 3. Ahmet’ten sonraki yıllar Edirne’nin siyasi önemini kaybettiği yıllardır.

(*) Erdinç Çetin-Osmanlıda düğünler

DİĞER YAZARLAR
Ahmet Acaroğlu
POLİTİK MAYINLAR  ve KÜLTÜREL TUZAKLAR 
Recep ÇINAR
Üç Sınıf İnsan!
ERCAN KERMAN
OSMANİYE’DEN SELAMLAR
Seyide ESEN
ETUS’la geçmişe yolculuk
Selçuk Duranlar
İHRACAT
Zafer Dereli
KALICI BİR REFAH PAYI UYGULAMASI İSTİYORUZ
MELTEM BABACIK (dytmeltembabacik@gmail.com) (inst: 360beslenme)
KIŞ MEVSİMİNDE ZAYIFLAMANIN YOLLARI
Şükrü Akıllı
EMEKLİYİ YOK SAYARSANIZ….
NURAN İKİZ
Bir Yeni Yıl Hikâyesi
Doç. Dr. Yeliz YEŞİL
Stresle Başa Çıkmak İçin Çeşitli Tavsiyeler
Numan Özgür METİN
GÜNÜBİRLİK GÖKÇEADA
TURAN ŞALLI (Roman Sivil Toplum Gönüllüsü)
Roman vatandaşlar nerede?
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
M. ENİS ŞENSEVER
Anadolu Uygarlıklarından İzler – Panel ve Sergi (3)
HAMİT PUHALOĞLU
Kefenin Cebi Yok…
ŞAHVER HÖBEK
Çocuklarda Nefes Farkındalığı
Mehmet Ali ESMER
BİR YANGIN HABERİNİN DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ
OLCAY DAL
Cumhuriyet nedir ?
Ertan Çekiç
İNSANLARA NE İSTEDİĞİNİ SORSAYDIM, DAHA HIZLI GİDEN AT ÜRETİRDİM
CELİL ÖZCAN
SAKARYA ZAFERİ’NİN 100. YILI KUTLU OLSUN!
İHSAN KÖSE
İZ BIRAKANLAR
Hüseyin Erkin
FİYATLARI YÜKSELEN KİMYASAL GÜBRE FOTOĞRAFI
ÖZCAN AYGÜN
EDİRNE GAZİ OSMAN PAŞA ORTAOKULUNUN KAZANDIĞI ULUSAL BAŞARI VE ÇANAKKALE SAVAŞLARININ 106. YIL DÖNÜMÜ
MUSTAFA ERSOY
MUHALEFET ETMEK, BOZGUNCULUK MU? İHANET ETMEK Mİ?
Tülay Çağlarer
ATATÜRK ve ÇOCUK
Teoman ÖZÇUHACI
MESAFELER VE ÖLÇÜLER - ÖLÇÜTLER
Burhan Aytekin
19 Mayıs Gençlik Bayramı Kutlu Olsun
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER
Mehmet Ali ESMER
Hüsnü Sarıgül
ABDULLAH GÜRGÜN
ŞAHVER HÖBEK