Tülay Çağlarer
Hileli ve zehirli ürünler soframızda
Yayın Tarihi: 29 Ocak 2020, Çarşamba
Diğer Yazıları

Ocak ayının ortalarında Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından, taklit veya tahşiş yapıldığı kesinleşen, aralarında et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, bitkisel yağ, bal, takviye edici gıdalar, çikolota ve enerji içeceğinin yer aldığı 386 ürün ile 229 firma kamuoyuna duyuruldu. Hileli ve sağlığa zararlı ürünlerin listesi ise Tarım ve Orman Bakanlığının resmi internet sitesi üzerinde yayınlandı.

2012 yılından bu yana 1443 firmaya ilişkin 3. 202 parti üründe taklit ve tahşiş yapıldığı da belirtildi.

Bakanlığın yayınladığı listede laboratuvar sonucu ile taklit veya tahşiş yapıldığı gıdaları üreten/ithal eden, kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye düşürecek şekilde bozulmuş, değiştirilmiş gıdaları üreten ve/veya satan firmanın adı, ürün adı, markası, parti ve/veya seri numarasını içeren bilgiler kamuoyunun bilgisine sunuldu.

Bakanlığın duyurusunda, ülkede gıda güvenilirliğinin sağlanması, gıdalardan taklit ve tahşişin önlenmesi, kişilerin sağlığının ve tüketici menfaatlerinin korunması ile sektörde haksız rekabetin engellenmesi amacıyla gıda ve gıda ile temas eden ve madde malzemelerin üretim, işleme ve dağıtımının tüm aşamalarında resmi kontrol faaliyetlerinin büyük bir titizlikle yürütüldüğü ifade edildi.

Yapılan denetimler sonucu bazı alkolsüz içeceklerde, takviye edici gıda ürünlerinde şekerli mamullerde, bitki ve kahvede gıda boyası, süt ve süt ürünlerinde nişasta, jelatin ve bitkisel yağ ve zeytin yağlarında da farklı tohum yağları kullanıldığı ortaya çıktı. Ayrıca kırmızı et ve et ürünlerinde domuz eti, tek tırnaklı eti, at eti, soya kanatlı eti, sakatat, deri dokusu, baş eti tespit edildi.

Türkiye Ziraatçlar Derneği(TZD) de bu konuda bir rapor hazırladı. Tespitlerini raporunda kamuoyuna duyurdu. Rapordan bu işle ilgili her geçen gün yeni maddelerin ve yöntemlerin devreye girdiği vurgulanırken, kısıtlı denetçi ve artan kayıtsız işletmelerde denetimlerin yetersiz olduğuna dikkat çekildi. Ucuz adı altında yüzlerce değişik hileli gıda ürününün hayatımıza girdiği ortaya konuldu. Konunun uzmanları, “Üreticinin tek derdi para. Acil önlem alınması şart.” diyor.

Elbette herkes bunların bir cezası yok mu diye düşünebilir. Bakın bu sonuca ulaşılınca neler yapılmış, okuyalım.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği(TOBB), 81 ildeki oda ve borsalara, üretimini yaptıkları gıda ürünülerinde taklit ve tahşiş yapan firmalara,  disiplin değerlendirmesi yapmaları için talimat gönderdi. Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü, laboratuvar sonucu ile gıdada taklit ve tahşiş yapıldığı kesinleşen firmaların bilgilerini TOBB’a iletti.

Bu bildirim üzerine, TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu talimatıyla illerdeki 365 oda ve borsa genel sekreterliklerinden, söz konusu üye firmalara “Oda ve Borsa Yönetmeliklerine Verilecek Disiplin ve Para Cezaları ile Disiplin Kurulu ve Yüksek Disiplin Kurulu Hakkında Yönetmelik”e istinaden gerekli işlemlerin başlatılması talep edildi. Talimata bozulmuş ve değiştirilmiş gıda üreten veya satanların listesi de eklendi. Oda ve borsa bünyesindeki disiplin kurulları, meslek, şeref ve haysiyetine uygun düşmeyen tavır ve hareketlerde bulunanlar, satışa arz olunan malların niteliği ve miktarı bakımından gerçeğe aykırı beyanlarda bulunanlar, nizami olmayan ölçü ve tartı aletlerini bilerek kullananlar için farklı cezalar uygulanabiliyor. Ayrıca, sözkonusu kurallar, mal ve hizmet arzında sağlık kurallarına uymayan hileli, karışık, standartlara aykırı ve kalitesiz mal imal eden ve satanlara uyarı, kınama ve para cezaları gibi muhtelif cezalar verilebiliyor. Bu cezalar, mevzuattan ihlallerin derecesi ve niteliğine göre belirleniyor.

İl Tarım ve Orman Müdürlüğü yetkilileri “Mevzuatta şu an işletmeyi kapatma cezası yok. At eti tespit edilen işletmelere geçtiğimiz yılın cezası olarak 23 bin lira para cezası kesildi. Numune alınan o partinin malları toplatıldı. Ceza bu yıl 28 bin liraya çıkacak. Bakanlığımızın açıkladığı gibi yeni yasada kapatma ve hapis gibi ağır cezalar geliyor.” dedi.

Bakanlığımızın duyurusunda dikkatimi çeken bir açıklama da var. Duyurudan “Söz konusu uygunsuzlukların tespit edilmesinde, Bakanlığımızca yürütülen denetimlerin yanında tüketiciler tarafından yapılan ihbar, şikâyet, CİMER ve Alo 174 Gıda Hattı başvuruları neticesinde gerçekleştirilen denetimlerin de büyük payı olduğu açıktır. Bu bakımdan tüketicilerin bu başvurularını sürdürmeleri halkımızın sağlığının korunması yönündeki çalışmalarınız için büyük önem taşımaktadır.” denilmektedir.

O halde tüketici olarak bizler, gıda maddelerinden şüphelenilmesi durumunda Alo 174’ü aramayı ihmal etmeyelim.

Bu hileli ürünleri konuşurken birkaç gün sonra basında, “Sebze değil zehir yiyoruz” manşetleri yer aldı. Bu haberde başrol Greenpeace Akdeniz’in.

Greenpeace Akdeniz, her gün soframızda bulunan, marketten ya da pazardan aldığımız sebze ve meyvelerin pestisit oranını araştırdı. Ağustos, Ekim, Kasım aylarında Türkiye’de faaliyet gösteren 5 büyük market ve bir semt pazarından rastgele 10’ar tane yeşil biber, domates, salatalık alıp bu ürünleri pestisit analizleri konusunda uluslararası akreditasyona sahip bir laboratvuarda analiz ettirdi. Her birinden 30’a adet domates, yeşil biber ve salatalık olmak üzere 90 adet domates, yeşil biber ve salatalık örneklerinin 14’ünde ürünlerde kullanılması yasak pestisit kalıntısı tespit edildi. 46’sında ise hormonları etkileyen pestisitler bulundu.

Greenpeace Akdeniz Gıda ve Tarım Proje Sorumlusu Berkan Özyer, çıkan sonuçların vahim olduğunu ve hergün kimyasal zehir bulunan sebzeleri yediğimizi söyleyerek rapor sonuçlarını açıkladı, “Sonuçlara göre markette bulunan ürünler, pazarda satılanlara göre çok daha büyük risk taşıyor. Üreticiden hızlı bir şekilde pazara ürün vermek için ellerinin altındaki kimyasal maddeleri kullanıyorlar. Yaptığımız araştırmada en çok rastladığımız şey hormonal sistem bozucu pestisit, bu da prostat kanseri, gelişim bozukluğu, kısırlık gibi sonuçlar doğurabiliyor.

Ayrıca pestisit kullanımında çiftçilerin de büyük zarar gördüğünü tespit ettik. Pestisit, bitkiye uygulansa bile etrafındaki böceğe, toprağa, havaya büyük zararı var. Raporda çıkan diğer bir sonuç da mevsimi olmayan sebzelerde daha çok pestisite rastlanması. Amacımız, bakanlıkların bu ürünleri halka ulaşmadan denetlemesi, çok daha kapsamlı araştırmalar yapmaları ve kamuoyu ile paylaşmalarıdır.” dedi.

Raporda sebzelerin yetiştikleri mevsim dışında incelenen örneklerinde pestisit oranının arttığı vurgulandı. Örneğin, ağustos ayında incelenen domates, yeşil biber ve salatalıkta pestisit sayısı 56 iken ekim ayında bu miktarın iki katına, kasım ayında üç katına çıktığı bilgisine yer verildi.

Zehirli kimyasal kullanmadan, ithalata bağımlı olmadan temiz ve sağlıklı gıda tüketilebileceğini vurgulayan Özyer, bunun yolunun da “ekolojik tarım”dan geçtiğine işaret etti.

Bu satırları okuyan bazı okurlarım Greenpeace nedir? diye düşünebilir. Merak edenleri bilgilendireyim.

Greenpeace, çevre sorunlarının çözümü için düzenledikleri çeşitli eylem ve kampanyalarla kamuoyu oluşturan bir çevre örğütüdür. Kelime anlamı “yeşil barış”dır. Dünyadaki çevre sorunlarına ve doğal katliamlara karşı çeşitli çalışmalar yürüten ve çözüm üreten uluslar arası bir çevre kuruluşudur. Çevreye karşı işlenen suçları, kamuoyuna duyurmak ve farkındalık oluşturmak amacıyla kampanyalar düzenler, lobi faaliyetleri yürütür, çeşitli etkinlikler yapar. Bu faaliyetlerini de basın aracılığı ile kamuoyu ile paylaşır. Başlıca çalışma alanları

-Okyanuslar ve yaşlı ormanların korunması,

-İklim değişikliğini durdurabilmek için fosil yakıtların kademeli olarak sonlandırılması ve yenilenebilir enerjilerin teşvik edilmesi,

-Nükleer silahlanma ve nükleer kirliliğe son verilmesi,

-Zehirli kimyasalların ortadan kaldırılması,

-Genleriyle oynanmış organizmaların doğaya bırakılmasının önlenmesi,

-Savaşların önlenmesidir.

Greenpeacenin politik ve ticari menfaatlerden uzak, bağımsız bir yapısı vardır. Şirketlerden, siyasi partilerden ve hükümetlerden bağış, yardım ve sponsorluk kabul etmez. Faaliyetlerini bireysel maddi desteklerle yürütmektedir.

Şimdi de pestisitleri tanıyalım. Pestisit, endüstriyel tarımda mantar, böcek, yabani ot vb. bir tarımsal arazide yetiştirilen ürün dışında kalan çeşitli etkenlere karşı zehirli kimyasallar için kullanılan genel bir adıdır. Pest haşere kelimesinden gelmektedir. Pestisit haşere karşıtı demektir. Pestisitler kimyasal bir madde ya da karışım olacağı gibi virüs, ya da bakteri gibi biyolojik bir ajan antimikrobik, dezenfektan, ya da herhangi bir araç olabilir.

Tarım aracı olarak bilinen pestisitler, herhangi bir hastalığı iyileştirmediği gibi toprağı, suyu, havayı, hayvanları, insanları zehirlemekte, geri dönüşümü imkânsız bir biçimde toprak, su ve biyolojik çeşitlilik kaybına neden olmaktadır.

Pestisitlerin yasaklanmasına dikkat çeken, yasaklanmasını isteyen 95 kurum, sağlıklı bir gelecek amacıyla bir araya gelerek “zehirsiz kampanya” başlattı. Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, 23 Kasım 2019’da Zehirsiz Sofralar Konferansı gerçekleştirdi. Konferansta pestisitlerin zararları ve alternatif yöntemler konuşuldu. Çok zehirli 13 pestisitin yasaklanması için imza kampanyası başlatıldı. Zehirsiz kampanyayı düzenleyenlerin Tarım ve Orman Bakanlığından talepleri de var. Bunlar

1-Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Son derece tehlikeli”, “Yüksek seviyeli tehlikeli” ve “Muhtemel kanserojen.” olarak belirlenen ve tarımda kullanılan 13 etken madde öncelikle ve acilen yasaklansın.

2-Pestisitlerin tamamının 2030 yılına kadar yasaklanması, doğa dostu zehirsiz yöntemlerle tarımsal üretim yapılması için Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından gerekli adımlar atılsın, doğa dostu tarım yöntemleri ve bu yöntemlerle tarım yapan küçük üreticiler desteklensin, üreticileri doğa dostu, zehirsiz yöntemler kullanmaya teşvik edecek politikalar uygulansın.

3-Türkiye’de tarım ve gıda ürünlerinde kullanılan pestisitlerle ilgili denetimler artırılsın, elde edilen denetim sonuçlarıyla ilgili şeffaflık sağlansın.

Tarım ve Orman Bakanlığı da bu konuda harekete geçti, üniversitelere yazı göndererek 41 pestisit etken maddesinin kullanımdan kaldırılması konusunda görüşlerini istedi.

Bu konuda bizlere de düşen görev var elbette. Bizler de birçok tehlikeyi beraberinde getiren bu ürünleri tercih etmemeliyiz. Eğer sağlıklı, kaliteli ürünleri tercih edersek hileli, sağlıksız gıdaların satışının çoğalmasının ve tüketilmesinin önüne geçmiş oluruz.

DİĞER YAZARLAR
NURAN İKİZ
KORKU
Recep ÇINAR
Özgül ağırlık!    
Levent Büdüş
 MİRASTA ÜÇÜNCÜ KİŞİLER
Ahmet Acaroğlu
 İYİ  ŞEYLER  YAPMALI
Numan Özgür METİN
MİS KOKULU LAVANTA TARLASINDA FOTOĞRAF ETKİNLİĞİ
CELİL ÖZCAN
AMASYA GENELGESİNİN 101. YILI KUTLU OLSUN
TURAN ŞALLI
Evleri yıkılan Romanların çaresizliği
ERCAN KERMAN
KOCA BOZGUN-DOKSANÜÇ HARBİ
Şükrü Akıllı
BU ANLAYIŞLA ÇEVREYE BEDEL ÖDEYECEĞİZ!
Ertan Çekiç
MUTLU ETMEK
İHSAN KÖSE
AZİZ OLMAK
M. ENİS ŞENSEVER
Mavi rengin ustasını yitirdik (3)
Tülay Çağlarer
ATATÜRK ve ÇOCUK
Teoman ÖZÇUHACI
Pandemi büyük, geç olmadan ciddiye alalım
Psikolog. Buse BAŞKÖYLÜ
KORONAVİRÜS SALGINI SÜRECİNDE KAYGIMIZI YÖNETMEK
Selçuk Duranlar
YÖNETİM VE YÖNETİCİ
Derya Kurbay
Bunun sonu ne olacak?
Hüseyin Erkin
EDİRNEDE SİYASİ PARTİLER DEMOKRASİSİ…
Zafer Dereli
Rapor sonundaişe başlamadan yıllık izin kullanabilir miyim?
Burhan Aytekin
19 Mayıs 2015 1938 yılında Coşkuyla Kutladığımız 19 Mayıs Gençlik Bayramı
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
EKREM KANTUR
Devlet ihtiyaç sahiplerine destek oluyor!
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER