Tülay Çağlarer
Tatilde dinlenelim, eğlenelim
Yayın Tarihi: 22 Ocak 2020, Çarşamba
Diğer Yazıları

2019-2020 ders yılının yarıyıl tatili başladı. Öğrenciler de,  öğretmenler de 15 gün dinlenecekler, eğlenecekler. Tabii yeni bilgiler de öğrenmeyi ihmal etmeyecekler. Herhalde, herkes bir tatil programı yapmıştır. Ben özellikle velilerle öğrencilerin bu 15 günü nasıl geçirebileceklerine dair yazılı bir program yapmalarını tavsiye ediyorum. Ailece öncelikler belirlenmeli ve çocuklar bir planlanma yapmayı öğrenmelidirler. Yazılı olsun, dememin sebebi, süre sonunda neleri yaptıkları, neleri yapamadıklarını görmeleri, yapamadıklarının nedenleri üzerinde konuşmaları, aile içi samimiyeti, sıcaklığı ve birlikte karar almanın güzelliğini görmelerini sağlayacaktır.

Ben her ailenin tatil planlamasına müdahil olmak istediğimdendir. Özellikle bu 15 gün cocukların sabahleyin erkenden uyandırılmamasını istiyorum. Çünkü, yaz saatinin devamlılığı nedeniyle, Güneş, bütün öğrencilerimizin okullarına gittiği saatlerde üzerlerine doğdu. Pek çok öğrenci serviste uyuyarak okullarına gittiler ya da geç kaldılar, hatta 1. derslerde de uyudular.

Çocukların karne aldığı Cuma günü telvizyonda akşam haberlerini izliyordum. Haber sırası okulların ara tatiline geldiğinde öğrencilere tatille ilgili soruyorlar; “Tatilde ne yapacaksın?” diye. Bu soruyu çocukların hepsi “Uyuyacağım” diye cevaplandırdı. O nedenle anneler babalar bırakın uyuyabiliyorlarsa çocuklarımız sabah saat 9.00’a, 10.00’a kadar uyusunlar. Ama akşam da belli bir saatte yatmaları şartıyla. “Nasıl olsa okul tatil.” deyip geç vakitlere kadar oturmasınlar.

Dünyada her yıl eğitim alanında araştırmalar yapılır. 2019 yılında yapılan önemli araştırmalardan biri de derslerin sabah erken başlamasıyla alakalı.

Amerika’da Waşhington’da Seattle şehrindeki okullar lise ders başlangıç saatini bir saat ileriye aldığında, öğrenciler öğrenciler her gün 34 dakika daha fazla uyuma fırsatına sahip olmuşlar ve bu uygulamayla devamsızlıklar yüzde 7 azalırken, notları yüzde 5 oranında artmış. Görülüyor ki;

Daha fazla uyku=Daha iyi okul performansı.

Çocuklarımızın günlük hayatta duymak istemedikleri bir kelime var; hadi… hadi… haydii…

Daha sabah uyanıp gözlerini açmaya çalışırken annesi, babası hemen “Hadi kalk okula geç kaldın!” Çocuk daha uykusunu almadığından işi biraz ağırdan almaktadır. O nedenle de haydi.. kalk.. haydi… haydi’ler hep söylenir durur.

Öğrencimiz gerek kahvaltısını ederken, gerek giyinirken haydi çabuk ol, yemeğini bitir, haydi giyin!’ler hiç bitmez. Tabii ders  çalışma vakti gelince de, yatma zamanı gelince de ellerinden tabletleri düşmeyince de haydiler söylenmeye devam eder.

Bu kelimelerden kurtulmamız için okullarımızı sevilecek hale getirmemiz lazım.

Geçen hafta gazetemizde bir haber okudum.

Edirne Mimar Sinan Ortaokulu’nda yetenekleri “Öğrenci koçluğu” uygulamasıyla keşfedilen 50 kız öğrenci, okuldaki el işi atölyesinde, örgü oyuncak bebek, anahtarlık, kitap ayracı ve çeşitli süs eşyaları üreterek hem dijital dünyanın zararlı etkilerinden kurtuldu, hem de okula devam oranlarını          artırdı.  Okul Müdürü İkram Kalkan, öğrencilerin özellikle örgü oyuncak bebeklere büyük ilgi gösterdiklerini söyleyerek “Projenin amacı, özellikle öğrencilere okulu sevdirmek. El işi ile uğraşmaları dijital dünya bağımlılığını önlüyor. Bu sayede öğrencilerin zihinleri ve koordinasyonları bir araya toplanıyor. Proje sayesinde öğrencilerin okullara devam oranlarında da artış sağlandı.” dedi.

Bir de, Edirne Merkez Meriç İlkoukulumuzda eğitimde iyi örnekler uygulamaları kapsamında “Ritim Grubu “ çalışması var.

“Her çocuk bir cevherdir, doğru ellerde mücevver olurlar.”  Ne güzel bir söz. İlimiz Merkez Meriç İlkokulu, öğrencilerinde var olan cevheri erkenden keşfediyor ve onlara hak ettiği değeri vererek, onları en güzel şekilde parlatıyor.

Müziğe yetenekli çocuklarımız okul bünyesinde kurulan “Ritim Grubu” ile hem yeteneklerini geliştiriyor, hem de farklı sosyal çevrelerde yeteneklerini sergileyerek özgüveni yüksek bireyler olarak yetişiyorlar. Ayrıca çocuklarımızın bu uygulama ile okul devamsızlıkları azalıyor ve sosyalleşiyorlar.

Anne, baba ve öğretmenler olarak bizlerin de istediği, çocuklarımızın severek, isteyerek okula gitmeleri değil midir? O halde her öğrenciye okulu sevdirmenin formulünü bulmalıyız.

Çocuklarımız gerçekten çok yoruluyorlar. Günlük normal ders saatleri bitince, etüde kalıyorlar. Etüdü isteyen öğrenci görmedim, desem yalan olmaz. Etüdü isteyen, aileler. Aileler çocuklarının okulda kalıp ders çalışmalarının daha faydalı olacağını düşündüklerinden ya da anne, baba çalıştığı için evde kimsenin bulunmadığından çocuklarının bu zamanı okulda geçirmesine karar veriyorlar. Etütten sonra öğrenciler eve yorgun argın geliyorlar. Tabii etütde ev ödevleri bitmiyor. Eve geldikten sonra yemek yeyip derslerine devam ediyorlar. Derslerini biterenlere ne mutlu. Ama çoğu zaman böyle olmuyor. Eve gelip odasına girip hemen uyuyan da var, anne babayla kavga ede ede ödev yapan da.

Bu çocukların işi bir etüt ile bitse neyse… Bu arada, araya bir iki saat kurs ya da özel ders sıkıştıranlar da var. Çocukların özel zevklerine ayıracak bir zamanları yok. Bir spor faaliyetine katılmasınlar mı? Müzik aleti çalmasınlar mı? Tabletine, bilgisayarına vakit ayırmasınlar mı? Sinemaya, tiyatroya, sergiye gitmesinler mi? Sevdikleri hikâye, roman, şiir kitapları okumasınlar mı?

İşte bu ara tatil öğrencilerimizin hem uyumaları, hem dinlenmeleri, hem de bu yapamadıkları faaliyetleri yapmaları için bir fırsat.

Doğrusunu isterseniz okulları sevilir hale getirmenin yolları sosyal aktiviteleri artırmaktan geçiyor. Bunun için de okullardaki kol faaliyetlerinin geliştirilmesi gerekiyor. Bundan 60-70 yıl öncesinde bile her yıl okullarımızda tiyatro gösterileri, spor müsabakaları, münazaralar, el işi, resim sanat sergileri, meslek okullarının, bölümlerinin yıl içi faaliyetlerini gösteren sergiler, müzik kolunun konserleri olurdu. Ayrıca öğrenciler, sınıf ya da okul gazeteleri çıkarırlardı. Şimdi bunları göremiyoruz. Sadece okullar arası spor müsabakaları yapılıyor. Sergi, tiyatro, konser, okullar arası bilgi yarışmaları, münazaralar tarihe karıştı. Oysa bu kollar aktif hale gelse her öğrenci kabiliyetine göre bir kola seçilse ve yapılan çalışmalar sergilense. Sonunda mükafatlandırılan öğrenciler okulda sevilir, başarıları da artar, devamsızlıkları da azalır, telefon, tablet bağımlılığı da nispeten düşer.

Ben çocukların bir iki dalda kendilerini geliştirmelerini istiyorum. Kabiliyetlerine ve ilgi alanlarına göre resim, müzik, bale, seramik, heykel, ebru vb. sanat çalışmaları olduğu gibi, kültür, edebiyat dalında, şiir, hikâye, futbol, voleybol, yüzme, tenis, basketbol vb. Spor faaliyetlerinde de satranç gibi zekâ oyunlarında da çocukların çalışmalarını öneriyorum.

Geçmişte öğretmen okulu öğrencilerinin her biri mutlaka bir müzik aleti çalarlardı. Ne güzel bir uygulamaydı. Ben ailelerin çocuklarının matematik fen derslerindeki eksiğini tamamlamak için gösterdiği özeni bu sanat, spor dallarında birine, ikisine göstermelerini de öneririm. Çocuklar derslerden bunaldıkları zaman bu dallarda faaliyet göstererek beyinlerini boşaltacaklar, rahatlatacaklardır.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Ankara’nın Mamak ilçesindeki Zeki Tartaç İlkokulu’nda düzenlenen 2019-2020 eğitim yılı, yarıyıl karne dağıtım töreninde, çocukların tatilde tabiatla, büyükleriyle, akranlarıyla biraraya gelerek orman gezileri düzenleyerek kitap okuma fırsatını daha çok yaşadıkları bir tatil yapmalarını öneriyor. Ve “Eğitim bir maraton koşusudur. Yüz metre koşu değildir. Çocuklarımızı sadece belli zaman dilimine sıkıştırarak başarı elde etmek mümkün değil, sorumluluk sahibi olmalarını önemsiyoruz. Çocuklarımızı aileleriyle beraber, ailenin içindeki işlere karışmalarını ve beraber yapmalarını öneriyoruz. Her çocuğumuzun, kız, erkek farketmez, kravat bağlamayı öğrenmesinden tutun da kaşık havasıyla oynaması, yani bizim folklorumuzu, geleneğimizi tanıması anlamında bazı etkinlikler yapmaları. Kahve yapmayı öğrenmelerini istiyoruz. Çünkü kültürümüzün tanınmasını, değerlerimizin yaşarken edinilmesini önemli buluyoruz. Değerler yaşarken, hayatın içinde hal üzerinde öğrenilir. Bu yüzden çocuklarımızın bu etkinliklerle zenginleşmesini bekliyoruz.” dedi.

Ben bir de karne cezasına ve karne hediyelerine karşıyım.

Öğrenci başarısız bir karne getirdiyse elbette bir sebebi vardır. Önce aile içinde onun çalışmasını engelleyecek bir durum var mıdır, ona bakılmalıdır. Aile içinde ölüm, hastalık, ana-baba arasındaki geçimsizlik, boşanma, çocuğun bir rahatsızlığı, öğrenme güçlüğü gibi olaylar yaşanmışsa bunda çocuğun bir suçu yoktur. Böyle özel durumlar olmamasına rağmen karnede kırık notlar çok ise veliler, öğrencilerin öğretmenleri ve rehber öğretmeni ile görüşüp sorunu tespit edilip ortadan kaldırmanın formülü bulunmalıdır. Bir de çocuğun her dersten başarılı olması da beklenmemelidir. Başarılı olduğu bir alan muhakkak vardır. O geliştirilmeli, başarısız olduğu dersler de sevdirilmeye çalışılmalıdır. Daha doğrusu, yine yazımın başına dönüyorum. “Okul sevdirilmelidir.” Öyle ceza vermekle sorun çözülmez, öğrenci okuldan daha fazla soğur, gitmek istemez, okuldan kaçar v.s. Yani cezanın sonu kötüdür.

Hediyeye de karşıyım. Çünkü onun ölçüsü yok.

Bence klasik hediyeler; akıllı saat, tablet, telefon, spor ayakkabı v.s. almak yerine karneyi aldığı gün onun sevdiği yemeklerden özel bir sofra hazırlayıp ailece neşe içinde bir akşam yemeği yenmesi, güle oynaya sevdiği bir içeceğin yudumlanması güzel bir kutlamadır. Çünkü bu gece onun gecesidir, ona özeldir.

Sözün özü, “kötü karneye ceza, iyi karneye ödül” anlayışı yanlıştır.

Tüm öğrenci, öğretmen ve velilere sağlıklı, huzurlu, keyifli bir tatil dönemi diliyorum, ilerideki yıllarda hatırlayabilecekleri güzel anılarla dolu bir tatil yaşamış olsunlar.

DİĞER YAZARLAR
Ahmet Acaroğlu
POLİTİK MAYINLAR  ve KÜLTÜREL TUZAKLAR 
Recep ÇINAR
Üç Sınıf İnsan!
ERCAN KERMAN
OSMANİYE’DEN SELAMLAR
Seyide ESEN
ETUS’la geçmişe yolculuk
Selçuk Duranlar
İHRACAT
Zafer Dereli
KALICI BİR REFAH PAYI UYGULAMASI İSTİYORUZ
MELTEM BABACIK (dytmeltembabacik@gmail.com) (inst: 360beslenme)
KIŞ MEVSİMİNDE ZAYIFLAMANIN YOLLARI
Şükrü Akıllı
EMEKLİYİ YOK SAYARSANIZ….
NURAN İKİZ
Bir Yeni Yıl Hikâyesi
Doç. Dr. Yeliz YEŞİL
Stresle Başa Çıkmak İçin Çeşitli Tavsiyeler
Numan Özgür METİN
GÜNÜBİRLİK GÖKÇEADA
TURAN ŞALLI (Roman Sivil Toplum Gönüllüsü)
Roman vatandaşlar nerede?
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
M. ENİS ŞENSEVER
Anadolu Uygarlıklarından İzler – Panel ve Sergi (3)
HAMİT PUHALOĞLU
Kefenin Cebi Yok…
ŞAHVER HÖBEK
Çocuklarda Nefes Farkındalığı
Mehmet Ali ESMER
BİR YANGIN HABERİNİN DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ
OLCAY DAL
Cumhuriyet nedir ?
Ertan Çekiç
İNSANLARA NE İSTEDİĞİNİ SORSAYDIM, DAHA HIZLI GİDEN AT ÜRETİRDİM
CELİL ÖZCAN
SAKARYA ZAFERİ’NİN 100. YILI KUTLU OLSUN!
İHSAN KÖSE
İZ BIRAKANLAR
Hüseyin Erkin
FİYATLARI YÜKSELEN KİMYASAL GÜBRE FOTOĞRAFI
ÖZCAN AYGÜN
EDİRNE GAZİ OSMAN PAŞA ORTAOKULUNUN KAZANDIĞI ULUSAL BAŞARI VE ÇANAKKALE SAVAŞLARININ 106. YIL DÖNÜMÜ
MUSTAFA ERSOY
MUHALEFET ETMEK, BOZGUNCULUK MU? İHANET ETMEK Mİ?
Tülay Çağlarer
ATATÜRK ve ÇOCUK
Teoman ÖZÇUHACI
MESAFELER VE ÖLÇÜLER - ÖLÇÜTLER
Burhan Aytekin
19 Mayıs Gençlik Bayramı Kutlu Olsun
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER
Mehmet Ali ESMER
Hüsnü Sarıgül
ABDULLAH GÜRGÜN
ŞAHVER HÖBEK