Tülay Çağlarer
Trafikte öncelik yayanın
Yayın Tarihi: 20 Kasım 2019, Çarşamba
Diğer Yazıları

Her gün, gözümüzü de kapasak, kulaklarımızı da tıkasak trafik kazaları haberlerini görüyoruz, duyuyoruz, maalesef yaşıyoruz.

Televizyonun karşısına oturup günün haberlerine bir bakalım, dediğimizde trafik kazaları haberlerini alınca içimiz sızlıyor. Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) 2018 yılının kaza istatistiklerini açıkladı. TÜİK’in verilerine bir bakalım.

Türkiye’de 2018 yılında toplam 1 milyon 229 bin 364 adet trafik kazası meydana geldi.

Bu kazaların 1 milyon 42 bin 832 adedi maddi hasarlı, 186 bin 532 adedi ise ölümlü, yaralanmalı trafik kazasıdır.

186 bin 532 adet ölümlü, yaralanmalı trafik kazası sonucunda 3 bin 368 kişi kaza yerinde, 3 bin 307 kişi ise yaralanıp sağlık kuruluşlarına sevk edildikten sonra kazanın sebep ve tesiri ile 30 gün içinde hayatını kaybetti.

Trafik kazalarında ölen kişilerin yüzde 42.9’u sürücü, yüzde 34.9’u yolcu, yüzde 22.2’si ise yayadır.

Bu trafik kazalarında kim kusurlu diye baktığımızda, yüzde 89.5’inin sürücü, yüzde 8.4’ünün yaya, yüzde 9’unun yolcu, yüzde 0.6’sının taşıt ve yüzde 0.6’sının yol kaynaklı olduğu görüldü.

Kazaların olduğu zaman da incelendi. Yüzde 67.7’si gündüz, yüzde 29.7’si gece ve yüzde 2.6’sı alaca karanlıkta olduğu saptandı. Bu sonuçlardaki sayılar bizi ürkütüyor. Hele de yüzde 89.5’inin sürücü hatasından olması bizi düşündürüyor. O zaman da sürücü hangi hatasından dolayı kazaya sebep oluyor acaba, dediğimizde, bu kez de Emniyet Genel Müdürlüğünün bir çalışmasının sonucuna dikkat çekeceğim. Emniyet Genel Müdürlüğü, geçtiğimiz Kurban Bayramı öncesi bir istatistik çalışma yaptı. Geride bıraktığımız ramazan bayramında yaşanan trafik kazalarının detaylarını inceledi. Bunun sonucuna göre, trafik kazalarında yaşamını yitirenlerin yüzde 90.9’u emniyet kemeri, ya da kask takmadığını belirledi. Kazaların meydana gelmesindeki en önemli sürücü kusurunun ’aşırı hız’ olduğu ilk sırada yerini aldı. Nedense emniyet kemerini kullanmayı sürücülerimizi pek sevmiyorlar. Ben şehirler arası sefer yapan ticari araç sürücüsünün emniyet kemerini kullanmamasını yadırgamıştım. Ama onun kemeri kilitleyip üstüne oturmasına ve yol boyu rahatsız olmadan gitmesine de pek şaşırmıştım. Sürücüyü uyardım ama o kendince mazeretler üretti. Tabii bu sürücü davranışını defalarca gördüm.

Kazalarda en önemli sürücü kusurunun aşırı hız olmasını da hiç yadırgamıyorum. Karayollarında, yol kenarlarında gerekli olan hız limiti yazılı levhalar duruyor. Bana sorarsanız o tabelalar yolların aksesuarı. Gören ve dikkate alan pek yok. Özellikle küçük rakamları. Ben ne zaman 30-50-70 rakamlarını görsem, eğer sürücüye yakın isem hemen aracın kaç kilometre hızla gittiğine bakarım. 30 sayısına –eğer yol açıksa- uyanına pek rastlamadım. Eğer tabela 50 sayısını gösteriyorsa, bu sefer sürücü muhakkak en az 70’le gidiyordu.  Bu, ticari araç şoförü için de , özel araç şoförü için de durumu değiştirmiyor.  Genelde her sürücünün kendi hız limiti var. Doğru bir hız limitiyle gidilmediği, kazaların sayılarının çokluğundan, ölü-yaralı sayılarının fazla olduğundan belli.

Araştırmalarım sırasında öğrendim ki 2017 yılı istatistik sonuçlarına göre, Türkiye, Avrupa Birliği ülkeleri arasında toplam ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarında Almanya’nın ardından ikinci sırada yer alırken, ölüm sayısında ise ilk sırada yer alıyor.

Yazımın bu bölümünde, konumuzla ilgili bir hikâye ile sizleri biraz tebessüm ettireceğim.

“Görev saati dışında bir polis memuru, özel aracıyla okulların bulunduğu bölgede yasal hız sınırı ile gitmektedir. Aniden bir kamera ışığının parlamasından, aracının plakasının fotoğrafını çektiğini farkeder. Radarlı kontrol sistemlerinin tekniğini iyi bilir. Belli ki radar hata yapmaktadır. Uygun bir yerden dönerek aynı noktadan, bu kez daha yavaş geçer. Yine kameranın flaşını algılar. Üçüncü kez ve çok daha yavaş geçer. Birileri sistemi kurcalamış olmalı diye düşünür ve üzerinde durmaz.

Bir iki hafta sonra evine yüklüce bir para cezası ihbarnamesi gelir. İhbarnamenin suçu-niteliği bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:Tam üç kez, aynı tarihte, aynı noktada, birkaç dakika arayla emniyet kemeri takmadığınız saptanmıştır.”

Yine 2018 yılı kaza istatistik raporuna baktığımızda trafik kazalarında ölen kişilerin yüzde 22.2’sinin yaya olduğunu görüyoruz. Bu da yüksek bir rakam. Rakamı yüksek bulan İçişleri Bakanlığı da bir takım düzenlemeler yaptı.

26-10-2018 tarihi itibariyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 74. Maddesinde değişiklik yaparak yayalara ilk geçiş hakkı tanıdı.

İçişleri Bakanlığı trafikte yaya önceliği bilinciliğinin oluşturulması ve yaya geçitlerinin kullanımının yaygınlaştırılması amacıyla “Öncelik Hayatın, Öncelik Yayanın” sloganıyla 2019 yılını “Yaya Öncelikli Trafik Yılı” ilan etti.  Bir de slogan bulundu. “Öncelik Hayatın, Öncelik Yayanın.”  Karayolları Trafik Kanunu’nda yapılan bu son değişiklikle yaya veya okul geçitlerine yaklaşırken buralardan geçen, ya da geçmek üzere bulunan yayalara, yavaşlayarak ya da durarak, ilk geçiş hakkı vermeyen sürücülere idari para cezası verilmesi kabul edildi. Bu ceza da 488 TL olarak belirlendi.

Ana caddelerde yolun karşısına geçmeye çalışan yayalara geçiş önceliği vermeyen sürücülere uyarı için, yaya geçitlerine “Önce Yaya” yazılı ikonlar yerleştirildi. Özellikle trafik lambası ve sinyalize sistemi olmayan kavşakların yaya ve okul geçitlerinin bulunduğu noktalarda ikonlar yatay ve dikey olarak çizildi.

Artık yayalar karşıdan karşıya geçerken “Araçların hızına ve uzaklığına” bakmak zorunda olmayacak. Araçlar her ne olursa olsun durmak zorunda. Aksi halde kendileri kusurlu sayılacak.

Bütün bu çalışmalar çok güzel. Sürücüler, emniyet kemeri takmak gibi, hız limitlerini takmamak gibi bu ikonları da hiç görmediler bile.  Ben insan ve araç trafiğinin yoğun olduğu bir cadde üzerinde oturuyorum. Pencereden dışarıya baktığımda çok az ara ile ikonu da çizilmiş iki yaya geçidini görüyorum. Görüyorum da yayaya yol veren sürücü görmüyorum. Ne bastonuyla karşıya geçmeye çalışan yaşlı amcaya, ne bir yakının kolunda yaya geçidini kullanmak isteyen hastaya, ne de okuluna giden öğrencilere yol veren sürücü pek görmedim desem yeridir. İnanın yolcular araçlara yol veriyorlar.  Bu sistem kuruluyorsa, uygulamayana cezası da verilebilmeli.  Ama maalesef yasaya uyan da, yasayı uygulayan da yok.

Aslına bakarsanız bizler daha ışıklı yaya geçitlerine uyum sağlayamadık. Trafik ışığı Türkiye’de ilk kez 1929 yılında İstanbul’da kullanıldı. Benim çocukluğumdan beri, yaya geçitlerindeki ışıkların renkleri halka öğretilmeye çalışılır. Bunlardan birinin anlatım metodu çok ilgi çekiciydi. 50’li, 60’lı yıllarda radyolarda dinlediğimiz bir müzik birden kulaklarımızda çınladı. O tarihlerde radyoda “Sesle çizgiler” programında akordionla söylenen “Kırmızı yandı geç” diye başlayan şarkıydı. Biz de bunu müzikli hiciv yapan Celal Şahin’den dinliyorduk. Şahin, bu yıllarda Ankara’da kavşaklara konan trafik lambalarını hicvetmişti. Şarkı; “Kırmızı yandı geç” derdemez “Pardon” deyip, “Kırmızı yandı dur. Sarı ışıkta bekle, yeşil ışıkta geç, geç hanım teyze.” Mısralarından oluşuyordu. Celal Şahin insanları radyolarının başında eğlendirirken bu konuda da eğitiyordu. Karşıdan karşıya nasıl geçilir anlatıyordu.

Tarihe dikkatinizi çekerim. 50’li, 60’lı yıllar, dedim. Bu kadar yıldır ne yaya olarak, ne de sürücü olarak, yeşilde geçileceğini , kırmızıda durulacağını, sarıda bekleyeceğimizi öğrenemedik. 

Türkiye’de trafik lambasının olmadığı il de var. Bu ilimiz Sinop. 21 yıl önce 1998 yılında İl Trafik Komisyonu’nca aksamalara neden olduğu gerekçesiyle trafik lambaları kaldırıldı. Şehirde yollar genellikle dar olduğundan çok fazla ışığı kaldırmıyor, ışığın olmaması trafiğin daha akışkan olmasını sağlıyor. Trafikte ışık değil hoşgörü hakim. Sinop Belediye Başkanı Barış Ayhan bu konuda bakın ne diyor: “Sinop’ta trafik ışığına biz neden ihtiyaç duymuyoruz. Çünkü Sinop insanı birbirine çok saygılı. Biz bu saygı ve sevgi çerçevesi içinde Sinop’ta trafik ışıklarına ihtiyaç duymadan, aynı zamanda herhangi bir trafik kazasına sebebiyet vermeden, trafikle ilgili düzenlememize kendi içimizde, kendi bünyemizde yapıyoruz. Trafik ışıkları olmadan, sinyalizasyon sistemi olmadan, trafik kazalarına sebebiyet vermeden, sevgi ve saygı çerçevesi içinde bu işleyişi gerçekleştiriyoruz.”

Edirne’de böyle bir şey olabilir mi???

Biliyor musunuz kötü sürücülük genetik olabiliyormuş. Kaloriforniya Üniversitesi’nin yaptığı araştırmaya göre, sürücülüğün kalıtsal olabileceği sonucu bulunmuş. Yapılan araştırmada, hafızaya bağlı olarak protein üreten özel bir gene sahip olan sürücülerle, genin etkili olmadığı sürücülere, iki farklı sürüş testi uygulanmış. Testlerin sonucuna göre bu gene sahip olanların, yüzde 20 oranında daha kötü sonuçlar aldığı görülmüş. Demek ki Türkiye’deki sürücüler hafızaya bağlı olarak protein üreten özel bir gene sahip vatandaşlar sınıfına dahil(!) Yoksa sürücülerimiz bu kadar çok kaza yapmazlardı, ya da yapamazlardı.

Trafikte düzenin sağlanabilmesi için muhakkak cezaların da uygulanması gerekmektedir. Örneğin; Amerika’da kırmızı ışıkta geçme cezası 900 dolarken Türkiye’de 291 TL’dir. Fransa ve İngiltere’de ise 135 Avru ve 60 sterlin olarak bilinir. ABD’de emniyet kemeri takmama cezası 599 dolardır. 2019 yılında Türkiye’de ise 134 TL olarak belirlenmiştir.

Satırlarımı güleceğinizi umduğum trafikte yaşanan bir hikâyeyle son veriyorum.

Muğla Fethiye’de, aldığı alkolün etkisiyle yol kenarına park eden S.Y. adlı kişiyi vatandaşlar polise ihbar etti. Olay yerine gelen trafik ekipleri, otomobilin içinde sızmış vaziyetteki sürücüyü uyandırmaya çalıştı. Polis, bazı sorular sormasına rağmen cevap alamayınca sürücüyü dışarı çıkarttı. Sürücü belgesi ve ruhsat isteyen polise ağrı kesici ilaç uzatan alkollü sürücü S.Y. uzun süre araç içersinde araştırma yaptıktan sonra sürücü belgesi ve ruhsatını bularak polise uzatabildi. Polis, ayakta durmakta zorlanan sürücüyü evine kadar götürüp ailesine teslim etti. Sürücüye eksik evrakı olmaması, aracın normal şekilde park halinde olması nedeniyle herhangi ceza işlem uygulanmadı.

DİĞER YAZARLAR
Ahmet Acaroğlu
POLİTİK MAYINLAR  ve KÜLTÜREL TUZAKLAR 
Recep ÇINAR
Domuzdan post, gâvurdan dost olmazmış!      
ERCAN KERMAN
TÜRKİYE GLOBALLEŞMİŞ
Seyide ESEN
ETUS’la geçmişe yolculuk
Selçuk Duranlar
TEMSİL UYGULAMALARI
Zafer Dereli
EMEKLİLİK TALEBİNDEN  NE ZAMANA KADAR  VAZGEÇİLEBİLİR?
MELTEM BABACIK (dytmeltembabacik@gmail.com) (inst: 360beslenme)
KIŞ MEVSİMİNDE ZAYIFLAMANIN YOLLARI
Şükrü Akıllı
EMEKLİYİ YOK SAYARSANIZ….
NURAN İKİZ
Bir Yeni Yıl Hikâyesi
Doç. Dr. Yeliz YEŞİL
Stresle Başa Çıkmak İçin Çeşitli Tavsiyeler
Numan Özgür METİN
GÜNÜBİRLİK GÖKÇEADA
TURAN ŞALLI (Roman Sivil Toplum Gönüllüsü)
Roman vatandaşlar nerede?
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
M. ENİS ŞENSEVER
Anadolu Uygarlıklarından İzler – Panel ve Sergi (3)
HAMİT PUHALOĞLU
Kefenin Cebi Yok…
ŞAHVER HÖBEK
Çocuklarda Nefes Farkındalığı
Mehmet Ali ESMER
BİR YANGIN HABERİNİN DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ
OLCAY DAL
Cumhuriyet nedir ?
Ertan Çekiç
İNSANLARA NE İSTEDİĞİNİ SORSAYDIM, DAHA HIZLI GİDEN AT ÜRETİRDİM
CELİL ÖZCAN
SAKARYA ZAFERİ’NİN 100. YILI KUTLU OLSUN!
İHSAN KÖSE
İZ BIRAKANLAR
Hüseyin Erkin
FİYATLARI YÜKSELEN KİMYASAL GÜBRE FOTOĞRAFI
ÖZCAN AYGÜN
EDİRNE GAZİ OSMAN PAŞA ORTAOKULUNUN KAZANDIĞI ULUSAL BAŞARI VE ÇANAKKALE SAVAŞLARININ 106. YIL DÖNÜMÜ
MUSTAFA ERSOY
MUHALEFET ETMEK, BOZGUNCULUK MU? İHANET ETMEK Mİ?
Tülay Çağlarer
ATATÜRK ve ÇOCUK
Teoman ÖZÇUHACI
MESAFELER VE ÖLÇÜLER - ÖLÇÜTLER
Burhan Aytekin
19 Mayıs Gençlik Bayramı Kutlu Olsun
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER
Mehmet Ali ESMER
Hüsnü Sarıgül
ABDULLAH GÜRGÜN
ŞAHVER HÖBEK