Ertan Çekiç
İYİMSERLİK DE ÖĞRENİLEBİLİR. NASIL MI?
Yayın Tarihi: 12 Kasım 2019, Salı
Diğer Yazıları

‘Suya düştüğünüz için değil, sudan çıkamadığınız için boğulursunuz.’ Hepimizin hayatında bir duvara toslamışlık vardır. Bu bazen insanlarla olan ilişkilerimizde bazen okul hayatımızda bazen de aile içi yaşamlarımızda ortaya çıkar. Mesela bir çocuğa veya kıza arkadaşlık isteğinde; olumsuz bir tavırla, birden fazla karşılaştığımızda artık bunun olmayacağını, kızların sizi beğenmediğini düşünmeye başlarsınız. Mesela hazırlandığınız sınava girip tekrar tekrar başarısız olduğunuzda da yine aynı çaresizliğe düşer ve ‘ben bunu yapamam’ dersiniz.

            Zorluklar karşısında mücadeleyi bırakıp kendini bırakan ve darmadağın olan çok insan vardır. Ancak kimileri de bir zorlukla karşılaşınca daha çok bilenir, daha çok çalışır ve kendilerini geliştirip yeni yollar bulur.

Dayanıklılık, kendimizi kurban gibi görmeyip elimizden geldiği kadar mücadele etmek ve sonuç alana kadar ipin ucunu bırakmamak demektir. İnsanlar psikolojik dayanıklılığın, genetik olmaktan çok “öğrenilebilir” olduğunu gösteriyor.  Dayanıklı insanlar:

  • Sosyal destek alabileceği bir ilişki ağı olan,
  • Sorunlara takılıp yılmak yerine geleceğe odaklanan,
  • Değişimin kaçınılmaz olduğunu ve buna uyum göstermenin hayatın ta kendisi olduğunu düşünen,
  • Sorunlardan kaçınmak yerine, onları aşma konusunda kararlı bir tutuma sahip,
  • Kendini anlamak için çaba sarf eden; reddedilme hatta düşmanlık görme gibi olumsuz durumları bile kendini geliştirme fırsatı olarak gören,
  • Kendisiyle barışık, kendine, sezgilerine güvenen,
  • İyimser ama gerçekçi olan,
  • Sadece başarısına değil, fiziksel ve ruhsal sağlığına da önem veren,
  • Spor yaparak, kitap okuyarak gündelik hayatın dışında kendine bir anlam bulan  insanlardır.

Doğru davranışlar insanları daha güçlü kılıyor. Nietzschehttp://www.previewshots.com/images/v1.3/t.gif’nin dediği gibi “Bizi öldürmeyen, güçlendiriyor.” Zorluklara maruz kalmak, eğer doğru bir psikolojiyle yaklaşırsak dayanıklılığımızı artırıyor.“Öğrenilmiş çaresizlik” teorisiyle meşhur olan Martin Seligmanhttp://www.previewshots.com/images/v1.3/t.gif aynı zamanda “öğrenilmiş iyimserlik” kuramının da yaratıcısı. Öğrenilmiş çaresizliğin pençesine düşmüş insanların başarısızlığı kalıcı gördüklerini, ne yaparlarsa yapsınlar sonucu değiştiremeyeceklerine inandıklarını ve bu durumun da onların dirençlerini kırdığını söyler.

Bunun tersine “Öğrenilmiş iyimserlik”  ise bir işi başarmanın mutlaka bir yolunun olduğuna inanmak, yaşanan başarısızlığı geçici bir durum olarak görmek ve sorunlara çözüm geliştirmek için hamle üzerine hamle yapmak üzerine kurulu bir zihin durumudur.

Etkili Dokunuşlar

Eski bir devlet tiyatrosunun duvarlarında birden bire çatlaklar oluşur. Bu çatlaklar yüzünden bina yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Binayı inceleyen mühendisler, çatlakların nedeninin bu eski binanın temellerinde bulurlar. Temeller ahşaptır. Bu ahşap temeller üzerinde bu bina uzun yıllar dayanmış ve iş görmüştür fakat şimdi yıkılma tehlikesiyle yüz yüzedir. Mühendisler ‘Bu tehlikeyi önlemek için neler yapmalıyız?’ diye düşünerek çözüm ararlar. Binayı yıkmadan temeli kısım kısım granit taşlarla sağlamlaştırmaya karar verirler ve granit taşları yerleştirirler. Böylece eski devlet tiyatrosu yeniden sağlam temellere kavuşmuş.

Neden bu hikâye ile giriş yaptım? Anne babalarında aile temelleri eskiye dayanır. Bu temeller, kuruldukları dönemlerde aileleri sağlam tutsa da değişen zaman ve şartlar ailelerde çöküntülere ve yıkılmalara sebep olabilir. İşte davranış bilimlerinde ve teknolojideki değişimler bu gibi sorunların ortadan kaldırabilecek özellikleri içinde bulundurmaktadır. Bu öğrenme ve gelişim alanındaki yeniliklerin ve değişikliklerin takip edilmesi aile gelişimi için çok önemlidir.

Çocuklarınız sürekli bir büyüme ve değişme içindedir. Sizin çocuğunuz olsa da sizden ayrı bir kişilik geliştirmektedir. Onu tanımaya ve anlamaya çalışın.Çocuğun 18 ay içerisinde ön beyin gelişiminin büyük bir kısmının tamamlandığı ve bunun en iyi şekilde gelişebilmesi içinse çocuğa ‘dokunmak’ gerektiği ortaya konmuştur. Çocuğa hiç dokunmayan ailelerin çocuklarının öldüğü belirtilmektedir. Çocuğunuza bol bol dokunun, onunla zaman geçirin böylelikle çocuklarınıza sağlam bir temel atmış olursunuz.Ona ayak uydurmakta zorluk çekebilirsiniz. Onları oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşlarında özgür bırakın. Onu her yerde ve her zaman koruyup kollamayın. Onu, küçük diye şımartmayın. O zaman çocuğunuz hep çocuk kalmak ister. Çocuksu davranışlar sergiler.

Her istediğini istediği zaman elde edemeyeceğini onlara öğretin. Onlara, yerli yersiz söz vermeyin. Sözünüzü tutamazsanız sizlere olan güveni azalır. Çocuğunuza kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığını görünce onu sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakları ona, “aile kuralı” olarak benimsetin. Çünkü hiç kısıtlanmayınca ne yapacağını şaşırırlar. Ona karşı tutarsız davranışlar sergilemeyin. Çünkü onlar, tutarsız davranışlarınız karşılığında hem bocalar hem de onlardan yararlanırlar.

Çocuğunuza sürekli nasihat vermeyin. Onlar nasihatinizden daha çok davranışlarınızdan etkilenirler.

Yanlış yapmaktan korkmayın. Çünkü çocuklar, bunları çabuk unutur. Birbirinize karşı saygı ve sevgiyi koruyun. Aranızda saygı ve sevginin azaldığını görmek onları yaralar ve sürekli tedirgin eder. Çok konuşup çok bağırmayın. Çünkü onlar yüksek sesle konuşulanları pek duymazlar. Yumuşak ve kesin sözler, onlarda daha iyi iz bırakır. “Ben senin yaşında iken....” vb. sözlerle asla kulak asmazlar. Kendinizle özdeşleştirmeyin. Onları olduğu gibi kabul edin. Yanılma payı bırakın. Küçük yanılgılarını büyük suçmuş gibi başına kakmayın.

Korkutup, sindirerek, suçluluk duygusu aşılayarak usandırmaya çalışmayın. Yaramazlıkları için onları kötü çocukmuş gibi yargılamayın. Yanlış davranışları üzerine durarak düzeltin. Ceza vermeden önce mutlaka onu dinleyin. Suçunu aşan cezalar vermeyin.

DİĞER YAZARLAR
ERCAN KERMAN
RÜYALARIMIZ
Recep ÇINAR
Eğitim çıkmazı!         
MEHMET DENİZ
ÇALIŞMA HAYATINDAN BEKLENTİLERİMİZ
Selçuk Duranlar
DÜNYA ÇELİK ÜRETİMİ
NURAN İKİZ
ŞEYTAN
OLCAY DAL
Bir öğretmen ne ister?
CELİL ÖZCAN
TEKKE VE ZAVİYELERİN KAPATILMASININ 95. YILI KUTLU OLSUN
Ahmet Acaroğlu
ÖĞRETMENLERE  SEVGİLERİMLE 
Şükrü Akıllı
KITLIK VE SUSUZLUĞUN SORUMLUSU BELEDİYE DEĞİLDİR.
Numan Özgür METİN
ORMANYA-MAŞUKİYE-SAPANCA DOĞA TURU
TURAN ŞALLI
GÜZEL(ŞUKAR) PARTİ  ROMANLAR İTİBARSIZLAŞTIRILMAMALI
Levent Büdüş
GÖÇMEN KUŞLAR
Zafer Dereli
YILLIK İZİNLERDE HAK KAYBI OLMAMASI İÇİN BAŞVURUMUZU YAPTIK
M. ENİS ŞENSEVER
SANAT NE İŞE YARAR? Dilara ÇOLAK -2-
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
Hüseyin Erkin
Nehirlerimizden anlaşmalar çerçevesinde faydalanmalı
Ertan Çekiç
HAYAL GÜCÜ
İHSAN KÖSE
AZİZ OLMAK
Tülay Çağlarer
ATATÜRK ve ÇOCUK
Teoman ÖZÇUHACI
Pandemi büyük, geç olmadan ciddiye alalım
Psikolog. Buse BAŞKÖYLÜ
KORONAVİRÜS SALGINI SÜRECİNDE KAYGIMIZI YÖNETMEK
Derya Kurbay
Bunun sonu ne olacak?
Burhan Aytekin
19 Mayıs 2015 1938 yılında Coşkuyla Kutladığımız 19 Mayıs Gençlik Bayramı
EKREM KANTUR
Devlet ihtiyaç sahiplerine destek oluyor!
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER