M. ENİS ŞENSEVER
Soner TUNA’nın ardından
Yayın Tarihi: 11 Kasım 2019, Pazartesi
Diğer Yazıları

Soner TUNA.  Mimar Sinan Üniversitesi Grafik bölümü 1988 mezunu. Okuldaşım. Aslen Edirneli olmasına rağmen 1966 Kocaeli doğumlu. Trakya Üniversitesi Şehit Ressam Hasan Rıza Güzel Sanatlar Meslek Yüksek Okulu. Tasarım Bölümünde göreve başladığı 2001-2002 eğitim ve öğretim yılından buyana da Grafik programında derslere devam etti. Ekim 2019 tarihinde onu yitirdik. Işıklar içinde yatsın. Sevgili eşi Ebru hanıma baş sağlığı diliyorum.

Anımsayacağımız güler bir yüz bıraktı ardında. Sempatik sakin güç, çokca konuşmayan. Çizgi romanlarının balonlarında yazdı, hep yazdı. Satır aralarındaki nüanslar, hicvetti, eleştirdi, savundu. Ama söyleyen bir ruh vardı. Soner ce çizdi yazdı. Adına açılan son sergisi, Osman İNCİ Müzesi’nde, 29 Ekim- 18 Kasım 2019 tarihlerinde gezilebilir. Sergide yer alan çalışmalarının tamamına yakını koleksiyonlarda yer alan eserler.

Onun resimlerini İlk önce Trakya Birlik İlhan Koman Sanat Galerisindeki sergisinde tanıdım. Figüratif resmin saf yüreği. İçinde insan olan bir anlatım. Kendisi gibi yumuşak, soft bir pentür anlayışı. Renkler genellikle pastel tonlarda, sıçak ve samimi. Pilaj, Kadınlar ve erkekler çalışmasında bir anlamda T. LAUTREC ya da D. HOCKNEY figürasyonu içinde bir yelpazeye oturtabilir miyiz? Mimar Sinan ve Selimiye resimlerinde ise çok özel bir yeri olan ve izlenimcilikten sembolizme bir çizgi izleyen  Avni LİFİJ tadında, belli belirsiz, soğuk tonlarla konturlarla(cloisonnism) biçim ve figürlerin siluetini koparan çizgiler. Bu konturlar aslında sıcak–soğuk tonlarda, mor renkte olup iç ısıtan renk gamlarını tamamlayan bir işlevselliğe de sahip. Pentürlerinde yumuşak ve sıcak renklerle, belli bir empresyona dayalı fırçasıyla illüstrasyonlarından farklı bir tavır sergilemesi, bir yerde siyah beyaz çizginin, rengin psikolojisinin dışında olmasından kaynaklanmaktadır.

( Boyama resim/renkli çizim – Dessin en  couleur ) yine pentürünün tadına ulaşabiliyoruz. Şunu söyleyebiliriz ki, sanat dünyası da pozitif bilimler gibi ya özgün orijinal bir yenilik getireceksiniz, ya da var olanlar üzerinden bir bakış, bir yorum getireceksiniz. Bu zorlama ile olacak şey değildir. Tek geçerli dayanağı, temel bilgiye dayalı, kazanılmış becerilerin üzerine kendine samimi ve saygılı, hatta kendini kandırmadan yapabileceğinin sınırlarını da iyi tespit edip, kendi içinde emin adımlar ile açılımını gerçekleştirmek ile olasıdır. Oldukça mütevazi ama kararlı. Bunları Soner de görebilirsiniz. Akademiden geldiğini biz desenlerinden anlarız. Bu bizim için önemli bir ayırd edici özelliğimizdir.

Masallar bir edebiyat türüdür. Destanlarda öyle. Yazılı kültür öncesi sözlü anlatılarda ezbere dayalı, belli bir ritimle söylenirlerdi. Resimli roman geleneğini de bir bakıma görsel ve yazılı metinlerin birlikteliği ile devşirilmiş yeni nesil çağdaş anlatılar olarak bakabiliriz. Yüzlerce resim karesi, her bir kare anlatının birer sahnesidir. Öyküleştirerek yapılmış görsel anlatılar. Bunun için İllüstratörün çok geliştirilmiş biçim ve anatomi bilgisine sahip olması gerekiyor. Ayrıca kişisel bir üslubu da olması gerekiyor. Bir Turhan SELÇUK’un Konstrüktiv, kübik form anlayışı, Suat YALAZ’ ın KARAOĞLAN çizimlerini anımsıyormusunuz. Ya Semih BALCIOĞLU’nun çizimlerini. Hatta Altan ERBULAK’ın kırık dökük çizimlerini. Yine meşhur GIRGIR dergisinde AVANAK AVNİ’nin yaratıcısı Oğuz ARAL’ı.(yerli çizerlerimiz yeter zaten)  Kişi ve karakterlerini abartarak uç noktalara taşımak karikatürün betimleme alanına giriyor. Ancak çizgi romanda karakter tiplerini oluşturmak da benzer eğilimin içinde yer alır. Animasyon anlamında Soner çağdaşları içinde yer almıştır. Bir Mehmet ÇAĞÇAĞ değildir, ancak ÇAĞÇAĞ hiçbir zaman Soner’in çizgisinde olamaz. Bunun sebebi medyatik olup olmamaya dayanıyor. Gani MÜJDE, 1977 de İ.D.G.S.A ya girdiğimiz yıl Temel Sanat Eğitiminde birlikte okuduk. Kısa boylu tıfıl bir arkadaşımızdı. Çok da neşeli bir çocuktu. Şimdi medya dünyasında ünlü biri. Sistem içinde misiniz, değil misiniz? Bunu sorduğunuzda zaten cevabı bellidir. Ben hiçbir zaman sistem adamı olmadım. Sistem içinde ve sisteme karşı olup da farklı nüanslara sahip olabiliriz. Ancak, SONER’i gıptayla anıyorum. Hiç değilse koleksiyonerleri oluştu. 

Öncelikle bir adamın yeteneğini ölçmek mi istiyorsunuz. Bir kağıt bir kalem yeter. Efendim sanat eğitimi pahalı bir uğraş, hatta parası olmayan okumasın diyenler çok! Profesyonel malzemeler, bu dünyanın içinde bir sektör. Ünlü markaların araç ve gereçleri teşvik ediliyor. Şunu sorarsanız eğer, kaliteli bir malzeme ile her zaman iyi sonuç alırsınız. Öncelikle iyi bir gözlem ve el uzluğunu, düşün gücüne paralel , beyin ve el korelasyonunu kuramamışsanız. Çok pahalı malzeme kullansanız ne olur. Ben bile 10 liralık marka kalemle değil. 2 liralık Faber-Castel l  kalemle çiziyorum. Çalışmalarıma bakan marka değil çizimlerimi görüyor. Kuşkusuz kalem farkını bilen gözler ayırd edebilir. Ancak satın alacaksa benim tarzımı alıyordur. Tabi bu zaman içinde uçar silinirmi? Evet. Belki 50 sene. Kaliteli kalemin ömrü ne kadar. Çok da sağlıklı bilgiye ne kadar sahibiz. Trilin, tarama ucu ve metal çizim araçları ile mürekkepli çalışmaların ve guvaj boyaların daha uzun ömürlü olma olasılığı daha çoktur. Aynı şekilde kaliteli kâğıtlarda öyle. Şimdi yine başa dönelim. Önce araç gereç kadar, hatta daha da önemlisi kendine özgü bir tavır üslup oluşturamamışsak bütün bu kalite kavramının bir anlamı kalmıyor. Soner, en basitinden bir kalem bir kağıt adamıydı. ( Resim- 5) Bütün sözünü de orada söyledi. 53 yaşında bu söylem yarım kaldı. Çok üzgünüm. Son günlerinde dileği, yapacağım daha bir çok şey var, yaşamam gerek olduğundan adım gibi eminim. Olmadı.

Ardında azımsanmayacak çizgi romanlar bıraktı. Bunlar dünya görüşünü, felsefesini , yaşama dair penceresini de belirliyordu.

Yayınladığı kitapları, Çizgilerle Nâzım HİKMET, MADAM CURİE- bir bilim kadınının hikayesi, Çizgilerle ROSA, İskenderiyeli  HYPATIA , TESLA – Elektriğin tanrısı, Çizgilerle Rosa LUXEMBURG.

( Resim- 6) Dikkat ederseniz çok titiz bir seçki hazırlamış. Bu çizgi romanlarında gerçekten bir birikim olmadan çizseniz de balonlar boş kalır. Bir değerlendirme için sırf Nâzımı ele alsak. Kaldı ki Nâzım HİKMET RAN’a bu gün evrilen ve devrilen marjinalleşen sol’dan baksak. Che GUEVARA’nın yıldızlı beresini bikinilerine bile koyarak sözde Che üzerinden değersizleştirmeye alet olmanın neresi devrimcilik diye sorsak. Batıda SOROS’un finanse ettiği sol da bunu açıkça görüyoruz. Nâzım’da görülen sulandırılmış bir sömürü, POP ART’ın Marilyn MONROE su gibi(Andy WARHOL)tüketilen bir KİTSCH olgusuna dönüştürülmesinden faklı değil. Yine MAO portrelerinde olduğu gibi. ( Hong Kong da 12,7 milyon dolara satıldı) Küresel kapitalizm bir şeyi ikonlaştırarak sıradanlaştırıp değersizleştirmeyi iyi biliyor. POP kültürü bir eleştiri gibi savunulsa da çok düalist – ikircikli bir yapıya sahip olduğunu bilin. Nâzım üzerinden Nâzım ın bir kullanım nesnesine indirgenmesi gibi! Bu gün Türkiye de Nâzım Hikmet Kültür Merkezlerinin PKK / DHKPC gibi tamamen amaç dışına savrulmuş örgütlerin üssü konumunda kullanılıyor olması, bir kere Nâzım ın hayatta olsa, asla kabul edemeyeceği bir politikadır. KUVAYİ MİLLİYE DESTANI bile buna tokat gibi bir cevap olacaktır. Kurtuluş savaşını bölümler halinde anlattığı destandır. Nâzım HİKMET bu destanı yazmaya 1939’da başlar, 1941’de bitirir. Yapıtının sonunda ‘’939 İstanbul Tevkifhanesi, 940 Çankırı Hapishanesi, 941 Bursa Hapishanesi ,, diye de not düşer. Önce vatansever, ülkesine aşık, sonra sosyalist bir vatan fedaisi vardır. Milli Demokratik Türk Devrimini anlamadan neyin devrimciliğini oynayanlar gerçek Nâzım’ı hiç anlayamazlar. Soner, Amerikano manyaklar da bir hiciv ve realite üzerinden sosyolojik gerçeğe bir gönderme yapmaktadır.

Soner in VARNA’dan oğlu MEMET’e seslenen çizimine bilerek yer veriyorum.  Aşkları sevdaları Nâzım’ın olsun, vatan sevgisi ise bizim. Biliyorum, SONER sağlam bir Nâzımcıydı. Öyle de görmek istiyorum.( Resim- 8)

Soner, Trakya Üniversitesi’ndeki görevine değin, Deli, Dinozor, Aydınlık, Bilim ve Ütopya, Yeni  Yüzyıl, Ateş, Akrebin Gölgesi, HBR, Resimli Roman, Küstah gibi çeşitli dergi ve gazetelerde çizgi roman ve illüstrasyon çalışmaları yaptı. Bu çok güçlü bir mesleki kariyerdir. Hiç böbürlenmedi. Hep mütevâzi kaldı. Yükseldikçe alçakta kalmayı bilen adam güle güle. İnan senin başarını ben gösteremedim biliyormusun. Kıvançla, onurla sevgili Soner.

DİĞER YAZARLAR
Psikolog. Buse BAŞKÖYLÜ
Yetişkinlikte sosyal fobi
NURAN İKİZ
Burnundan kıl aldırtmayanlar
Recep ÇINAR
Yılbaşı hazırlıkları tamam!
Tülay Çağlarer
Aşılı çocuk sağlıklı çocuk
ERCAN KERMAN
Aile Hekimliği
Selçuk Duranlar
DÜNYADA HAVA TAŞIMACILIĞI
Derya Kurbay
Eğitim mağdurlarıyız
Zafer Dereli
Rapor sonundaişe başlamadan yıllık izin kullanabilir miyim?
CELİL ÖZCAN
İnsan Hakları Günü kutlu olsun!
Şükrü Akıllı
Edirne Değerlerimiz ( 1 ) Saray İçi- Tavuk Ormanı
Ertan Çekiç
AKIL+KALP= BİLGELİK
Numan Özgür METİN
RESİMLER İLE EDİRNE
Ahmet Acaroğlu
Eğitim sistemimiz üzerine bir değerlendirme
TURAN ŞALLI
ÇİNGENELER VE FALCILIK
Teoman ÖZÇUHACI
ORTAYA KARIŞIK, LEZZETLİ BİR GAP TURU
Burhan Aytekin
Mitolojide Türkler
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
EKREM KANTUR
Devlet ihtiyaç sahiplerine destek oluyor!
M. ENİS ŞENSEVER
Köy Enstitüleri ve Edirne resimleri
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER