Recep ÇINAR
Tarih, tekerrürden ibarettir
Yayın Tarihi: 23 Ekim 2019, Çarşamba
Diğer Yazıları

Milli şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy, ”İnsanlar geçmiş olaylardan ders alıp geleceklerini yönlendirmedikleri için aynı olayların benzerlerini yaşayabilirler” anlamında bu sözü kullanmış.

Osmanlı bir cihan devleti iken yapılan pek çok yanlışlıklar sebebiyle gücünü kaybetmişti.  Bu yanlışlıkların önemli bir tanesi ise kötü yönetimler sonucu borç almaya mecbur kalması idi. Osmanlı Devletinin ilk borçlanma nedenleri ve sonuçları neydi, nasıl oldu?

17 ve 18. Yüzyıllar Osmanlı Devleti’nin ciddi mali bunalımlarla karşılaştığı dönemdir. Merkezi idarenin mali yönden giderek zayıflaması, bir yandan Galata bankerlerinden faizle para toplarken bir yandan da paranın değerini sürekli olarak düşürmesini gerektiriyordu. Fransız bankalarından Galata bankerleri aracılığıyla 1840’lı yıllarda sağlanan ilk dış borçlardan sonra giderek tırmanan gereksinim ve baskılar, nihayet 1854 Kırım savaşının gerektirdiği ek finansman ihtiyacı ve gelir gider dengesinde yarattığı büyük açık üzerine Osmanlı’nın ilk tahvil ihracı yoluyla borçlanmasını doğurdu.  Mısır eyaleti vergi gelirlerinin teminat gösterilmesi ile 3.300.000 lira borçlanıldı.  Ancak bu istikrazdan (ödünç alma)  elde edilen gelirle askeri giderlerin dörtte birini bile karşılamak mümkün olamıyordu. Savaş harcamaları nedeniyle ertesi yıl bir daha tahvil ihraç edilmek zorunda kalındı. Bu kez Mısır’ın vergi gelirlerine ek olarak Suriye ve İzmir’in gümrük gelirlerini de karşılıkla göstermek suretiyle 5.500.000 lira alındı.

Bunların ardından yapılan istikrazlarla, 1858 yılında Londra’dan 5 milyon sterlin, 1860’da Fransa’dan 400 milyon frank alınmıştır. Alınmak zorunda kalınan bu borçlar, üretimi ve ulusal geliri yükseltmeye yarayacak alanlarda kullanılmayarak, en başta ardı ardına girilen savaşların finansmanı olmak üzere cari harcamalar, sarayların yapımı gibi yerlerde kullanılmıştı. Bunun sonucuda 20 yıl gibi kısa süre içinde Osmanlı İmparatorluğu ağır dış borç yükü altına girmiş, yıllık anapara ve faiz ödemeleri 11 milyon sterlini bulmuştu. Buna karşın Osmanlı maliyesinin tüm yıllık geliri 18 milyon sterlin kadardır. Başka bir deyişle devlet gelirlerinin %60’ının dış borç ödemelerine ayrılması zorunluluğu doğmuştu.

Ağır borç yükü altına giren ve bu borçları çeviremez duruma gelen, ayrıca yabancı devletler tarafından Hasta Adam olarak anılmaya başlayan devlete alacaklılar tarafından çeşitli çıkış yolları önerilmeye başlandı. Bunlardan biri de yaklaşık bir buçuk yüzyıl sonra benzer biçimde yinelenecek olan bir öneriydi. 9 Ekim 1873 tarihli Londra Times Gazetesi şunları yazıyordu: “Şu an Türkiye’ye yapılabilecek tek hizmet”;Gelir ve gider düzeninin, gerçek kurallarını iyi bilen, Sultan’ın bile müdahalesine izin vermeyecek şekilde düzenlenmiş engelleme ve sınırlamalarla korunan, prensip sahibi devlet adamlarının ellerine bırakarak ciddi bir şekilde garanti altına alana kadar, hangi nedenlerle olursa olsun bir tek şilin bile vermeyi reddetmek olabilir”.

Osmanlı’nın mali yükümlülüklerini yerine getiremeyeceğinin ilk resmi ilanı ise 1875’te alınan moratoryum (borç erteleme) kararı ile duyuruldu. Avrupa ve Amerika piyasalarını sarsan 1873 bunalımı, sermaye ihracının durmasına neden olunca, yeni fonlar bulamayan Osmanlı için dış borç ödemelerini durdurmaktan başka çare kalmamıştı. 200 milyon sterlini bulan bu borçların itibari değeri yarıya indirildi.

20 Aralık 1881’de “Muharrem Kararnamesi” ile borçların yeniden yapılandırılmasının yolları açıldı: “Düyun-u Umumiye İdaresi’’ kuruldu, devletin gelirleri bu idare tarafından toplanıp alacaklı ülkelerin hesabına aktarıldığı gibi yeni vergilerin konulması ve iç borçların yönetilmesi de aynı otoriteye terkedildi. Önce ekonomideki egemenliğini yitiren Osmanlı İmparatorluğu bir süre sonra da siyaset sahnesinde aynı akıbete uğramaktan kaçınamadı. Ekonomisi iflas eden devletin hukuksal varlığı da tarihe karıştı.Peki, Osmanlı’nın o günkü durumu ile bizim bu günkü durumumuzu karşılaştırdığımızda bir fark görebiliyor muyuz?                                                                            

İşte, geçmişte olup bitenlerden ibret alınca, kötü tarihin tekerrürü ile karşılaşılıyor! Dostça kalın…

DİĞER YAZARLAR
Derya Kurbay
Bir dünya liderinden bahsediyorum
ERCAN KERMAN
Tuzla içmeleri
Psikolog. Buse BAŞKÖYLÜ
Çocuklarda Şiddet ve Etkileri
Recep ÇINAR
‘Nuh’un gemisine de binmek var, ‘Titanik’e de!
Ahmet Acaroğlu
Yerel yönetimler ve yerel basın
NURAN İKİZ
Yararlı buluşlar
TURAN ŞALLI
Bizim evde demokrasi vardı. Seçim zamanlarında annem babamdan dayak yerdi
Tülay Çağlarer
Atatürk:’En güç devrim müzik devrimi’
Şükrü Akıllı
EDİRNELİLERİN TİYATRO SEVGİSİ VE KÜLTÜR YOKSUNLUĞU
Selçuk Duranlar
Edirne, 2023’ e hazır mı? (2)
Zafer Dereli
KAMUDAKİ İŞÇİLER GEÇİCİ GÖREVLENDİRİLEBİLİR Mİ?
Ertan Çekiç
İYİMSERLİK DE ÖĞRENİLEBİLİR. NASIL MI?
Teoman ÖZÇUHACI
ORTAYA KARIŞIK, LEZZETLİ BİR GAP TURU
CELİL ÖZCAN
BİTMEYECEK, TÜKENMEYECEK BİR IŞIKTIR ATATÜRK!
Burhan Aytekin
Mitolojide Türkler
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
EKREM KANTUR
Devlet ihtiyaç sahiplerine destek oluyor!
Numan Özgür METİN
Sonbaharda Marmara`nın Saklı Cennetlerine yolculuk
M. ENİS ŞENSEVER
Soner TUNA’nın ardından
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER