Ahmet Acaroğlu
Kelimelerin arka bahçesi
Yayın Tarihi: 18 Ekim 2019, Cuma
Diğer Yazıları

Başlığı okuyunca romantik bir yazı yazacağımı bekleyenler için, öyle bir niyetim olmadığını baştan belirtmeliyim. Hani romantizm de kötü değildir aslında. Her yaşın kendine özgü duygusal sağnaklarını yaşamış bireyler için varoluşçu sancıyı hissetmenin şifrelerini içinde saklar romantizm. Cemil Meriç, hür düşüncenin önemini  vurgularken,”(- izm )ler insan idrakine giydirilmiş deli gömlekleridir” der. Kapitalizm, komünizm, faşizm, siyonizm vb. ideolojiler için söylüyor sanırım. Romantizmi bunların dışında tutuyorum, ruhun ve kalbin tayfı olduğuna inandığım için. Çünkü anlatmak istediğim konu başka. Evreni değiştiren, hayatı modernleştiren bütün buluşların arkasında dahi dediğimiz insanların hayalleri, ütopyaları vardır çünkü. Dahilik ile delilik bence bir nüanstan ibaret. Pablo Picasso veya Salvador Dali için çevresi  farklı bir şey mi söylüyordu sanki? Üstelik Picasso komünist, Dali faşistti. Nasıl da pervasız oluyoruz birbirimizi suçlarken, nasıl da acımasız. O fitneci, bu ırkçı, şu alevi, onlar kafir, bunlar şeriatçı, şucu bucu. Ne söylediğimizin farkında mıyız acaba, ya da karşı taraf hak ediyor mu bu tür zehirleyici bir dili?

İtalyan yazar Ignazio Silone,”Fontamara” isimli kitabında Fontamara köylülerinin acılı ve umutsuz yaşamlarını anlatır. Der ki bir yerinde;”Roma artık dayanılmaz bir hale geldi. Hergün başka, her gün yeni bir kanun. Her yeni hükümet elbette yeni kanunlar yapmıştır, fakat şimdiki hükümet her gün bir yenisini çıkarıyor.” Önemli bir ayrıntı da vardır anlatımında; yeni kanunlar hep efendilerin lehine olurken, kaldırılanlar hep köylülerin haklarına ait olanlardır.

Daha ilginç bir şey; Roma’da sebebi bilinmeyen bir koku yayılıyor. Roma’nın havası pis kokuyor. Halk mahallelerinde o kadar kuvvetli olmasa da şehrin orta yerinde, özellikle Bakanlıklar ve Sen Piyer Kilisesi civarında oldukça yoğun hissedilen, aynı zamanda korkulan korkunç bir koku. Ne koku önlenebiliyor, ne de korku. Korkudan da korkuyorlar. Niçin peki? Bir ihtiyar cevap veriyor:”Neden olduğunu kimse bilmiyor. Şu faşist denen adamlar çok daha fazla korkuyorlar. Onlar da bu işin böyle sürüp gidemeyeceğini hem biliyorlar, hem söylüyorlar, ama bundan korkuyorlar.”

Papa da korkuyor. Yeni hükümetten iki milyar liret para ve otomobiller almış, radyo istasyonu kurup lüks işlere kalkışmış. Roma’daki kiliselerle manastırlara bir yazı göndermiş daha fazla fukara çorbası dağıtılması için. Hatta çorbaya birer parça da domuz yağı pastırması attırmış iki milyar lireti unutturmak için. Eser İtalyan faşizmine ayna tutuyor. Tamamını okumak en iyisi.

Faşizm dedim de aklıma geldi. Yıl 1971.İstanbul Üniversitesi  Edebiyat Fakültesindeki ilk yılım. 68 kuşağının üniversiteleri ve sokakları hareketlendirdikleri, ülkücü devrimci çatışmalarının alevlendiği günler. Öğle yemeği için her gün Hukuk fakültesinin arka bahçesindeki Turan Emeksiz lokantasına gidiyoruz. Bir gün lokantanın alt katında sıranın bize gelmesini bekliyorduk. Varsıl öğrenciler bu izdihama katlanamadıkları için lüks lokantalara gitse de öğrencilerin büyük çoğunluğu fiş karşılığı zengin mönüyü çok ucuza  yediğimiz bu lokantayı tercih ediyordu.

 O gün bir gurup parkalı genç söylenerek bize doğru geldi,”faşistler buraya giremez, kahrolsun faşizm “Diyerek itiş kakışla bizi dışarı çıkardılar. Kalabalıktılar ve dağıttıkları bildirilerde orak çekiç işaretleri ve Dev-genç imzası vardı.Bizim kim olduğumuz önemli değildi. Edebiyat fakültesine klasik tabirle sağcılar hakimdi ve bizim yakamızda fakültenin rozeti vardı. İyi ki gençlik romantizmiyle belaya davetiye çıkarmamış, oradan sessiz sedasız ayrılmış, tehlikeyi ucuz atlatmıştık. Çünkü o gün öldürülen bir devrimcinin cenaze töreni  olduğunu öğrenmiştik okula dönünce.

Fatih Çarşamba’da bir evde kalıyordum. Okulda birbirimize sorup cevap bulamadığımız o soruyu eve gelince üst sınıflarda okuyan arkadaşlara da sordum: faşizm ne demek, faşist ne demektİ? Yediğimiz küfürleri unutmuş, kafayı bu kelimeye takmıştım. Ben vatanı, canını feda edecek derecede seven bir milliyetçiyken Stalin bıyıklı, silahlı Marksist gençler bana faşist diyordu. Mussolini’yi , Hitler’i, Stalin’i elbette birer diktatör olarak tanıyor, ülkelerindeki yönetim biçimlerinin adlarını biliyorduk. Ama ne doktrinlerinden haberimiz vardı, ne de halklarına çektirdiklerinden. Biz namazında niyazında badem bıyıklı gençlerdik. Henüz ülkücü bile değildik. Sonraki yıllarda Marksistlerin Mao’cuları da “sosyal faşist” diye yaftaladıklarını görünce bir kere daha şaşırmıştım. Ben bilmiyordum ama, anladım ki bana faşist diyenler  de gerçek anlamından habersizdi. Gençler 12 Eylül’ün merhametsiz paşalarını tanıdıktan sonra birbirlerini boşuna hırpaladıklarını anlamışlardı. Hep beraber  o etiketi Kenan Evren’e yapıştırmışlardı, darağaçlarında faşizme kurban edilen gencecik fidanlara gözü yaşlı bakarken. Çünkü karanlık ve soğuk zindanlarda yankılanan çığlıkların kardeşliğinde yeniden doğmuşlardı.

Demek ki kelimelerin de bir arka bahçesi var. Kim hangi kelimeyi ne maksatla kullanıyor,kime neyi anlatmak istiyor bilmek için de biraz kafa yormak, temkinli olmak, empati yapmak gerekiyor. Çünkü kelimelerin de, kavramların da hem birincil anlamları, hem de  rol modelleri değişiyor zaman içinde. İyisi mi siz Fontamara’yı yeniden okuyun sindire sindire. İsterseniz yer ülke, şahıs ve kurum adlarını da kendinizce uyarlayabilirsiniz. Yani iğneyi önce kendinize değdirin siz, nasıl olsa çuvaldızı batıracağınız çok Mussolini var çevrenizde. Günümüzde kim Musa’ya, kim Mussolini’ye benziyor , onu da düşünüp siz bulun canım.      

DİĞER YAZARLAR
Derya Kurbay
Bir dünya liderinden bahsediyorum
ERCAN KERMAN
Tuzla içmeleri
Psikolog. Buse BAŞKÖYLÜ
Çocuklarda Şiddet ve Etkileri
Recep ÇINAR
‘Nuh’un gemisine de binmek var, ‘Titanik’e de!
Ahmet Acaroğlu
Yerel yönetimler ve yerel basın
NURAN İKİZ
Yararlı buluşlar
TURAN ŞALLI
Bizim evde demokrasi vardı. Seçim zamanlarında annem babamdan dayak yerdi
Tülay Çağlarer
Atatürk:’En güç devrim müzik devrimi’
Şükrü Akıllı
EDİRNELİLERİN TİYATRO SEVGİSİ VE KÜLTÜR YOKSUNLUĞU
Selçuk Duranlar
Edirne, 2023’ e hazır mı? (2)
Zafer Dereli
KAMUDAKİ İŞÇİLER GEÇİCİ GÖREVLENDİRİLEBİLİR Mİ?
Ertan Çekiç
İYİMSERLİK DE ÖĞRENİLEBİLİR. NASIL MI?
Teoman ÖZÇUHACI
ORTAYA KARIŞIK, LEZZETLİ BİR GAP TURU
CELİL ÖZCAN
BİTMEYECEK, TÜKENMEYECEK BİR IŞIKTIR ATATÜRK!
Burhan Aytekin
Mitolojide Türkler
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
EKREM KANTUR
Devlet ihtiyaç sahiplerine destek oluyor!
Numan Özgür METİN
Sonbaharda Marmara`nın Saklı Cennetlerine yolculuk
M. ENİS ŞENSEVER
Soner TUNA’nın ardından
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER