Tülay Çağlarer
Yaza veda, Sazlıdere’ye veda
Yayın Tarihi: 02 Ekim 2019, Çarşamba
Diğer Yazıları

Eylül ayına erdik mi yaz bitti demektir. Okulların bu ayın başında açılmasıyla tatil beldelerinde nüfus azalıyor. Herkes kışlık mekânlarına dönüyorlar. Genelde yaz tatili de okulların 3 aylık tatil süresiyle sınırlı. Yani haziran, temmuz, haziran aylarıyla. Emekliler bu aylara mayıs ve eylülü de ekleyip 5 ay tatil yapma imkânına sahipler. Neticede ben de tatili bitirip oksijen, ozon, çam, iyot kokularına veda edip kışlık evime geldim.

Artık gelenek haline geldi, tatilde yaşananları yazmak. Ben de öyle yapacağım.

Bizler yazları ailecek Keşan Sazlıdere’de geçiriyoruz. Bulunduğumuz yer bakir. İhtiyaçlarımızı temin etmek için en yakın yer Adilhan köyü. O da öyle her gereksinimizi giderebileceğimiz yer değil. Örneğin bir gazete bulamazsınız. İnternet bağlantısı da mümkün olmadığından akıllı telefonlarınızdan sağlıklı bir biçimde faydalanamazsınız. Telefonlardan ancak ya sahile inerek, ya dublekslerin en üst noktalarının belli yönlerinden önemli görüşmelerinizi, bayağı emek sarfederek yapabilirsiniz. Çoğu zaman telefon çekmediğinden arayan numaralarla bile görüşemezsiniz.

Bu satırları okuyan pekçok okurun “Burada da yaşanır mı?” dediğini duyar gibiyim. Evet! Pekçok okur haklı olabilir. Bu sorunun cevabı tatilden ne beklediğinize bağlı. Dinlenmek için mi, eğlenmek için mi, tatil yeri seçersiniz, yoksa hem eğlenilecek, hem de dinlenilecek bir yer mi sizi mutlu eder?

Bu biraz da insanların karakteriyle, ihtiyaçlarıyla alakalı.

Tatilde eğlence yerlerinin bol olduğu mekânları seçenler, eğlenceden, hareketlilikten, kalabalıktan hoşlanan kimselerdir. Gürültü bu kişileri rahatsız etmiyordur. Elbette bu yapıdaki insanlar için sakin yerler cazip değildir.

Bazı tanıdıklarım da der ki “Şöyle akşam vakti güzel giyinip, gezip sonra da oturup yemek yiyebileceğimiz nezih yerler olmalı. Elbette eğlenecebileceğimiz bir sazı da, cazı da bulunmalı. Alışveriş yapabileceğimiz dükkânlardan da ihtiyacımızı da giderebilmeliyiz. Yani hareketlilik olmalı.”

Bu görüşü paylaşanlar gürültüden fazla hoşlanmıyorlar ama eğlence ve alışverişin bol olduğu yerlerde gürültünün olmaması mümkün müdür?

Yılın hemen hemen on ayını yoğun bir biçimde çalışarak geçirenler ise mümkün olduğunca sessiz yerleri arıyorlar. İşte bizim oralar bu düşüncede olanlar için ideal. Havaların müsait olmadığı günlerde ben, kızlarımın denize girememesine üzülürüm. Onlar bana “Anne hava nasıl olursa olsun sen üzülme, biz dinlenmeye, uyumaya, kitap okumaya geldik.” derler. Gerçekten oksijen fazlalığından uyumamak elde değildir.

Bir de yukarıdaki satırlarda bahsettiğim gibi internet bağlantısının olmaması telefon görüşmelerinin zorla yapılması nedeniyle ailelerin gençleri ve çocukları buraları tercih etmiyorlar. Çoluk çocuk olmayınca gürültü de olmuyor. Eğlenece yeri de hiç yok. Ohooh sakin bir hayat, gerisi bayat. (Sertap Erener’in, “Kendime yeni bir ben lazım.” şarkısındaki “Yeni bir hayat, gerisi bayat.” sözlerini böyle uyarladım.)

Burada evimizin verandasına çıkıp oturduğumuzda ilk önce kuşları görür, onların cıvıltılarını duyarız. İlkbaharda bülbül sesleri sizi mesteder. Yaz mevsimi boyunca da çeşit çeşit kuşların sesleri sizi mutlu eder. Yazlığa adımımızı attığımızda kırlangıçlarımız açık olan balkonlara zaten yuvalarını yapmışlardır. Her yıl gelip yavrularını çıkarırlar, beslerler, uçururlar, sonra da çığlık çığlığa göçerler.

Kendileri güzel, sesleri çirkin martılar zaten balığın olduğu hiçbir yerden eksik kalmazlar ve balık avlayanların etrafında dört dönüp fırsatını bulduğunda kovalardan onları çalarlar.

Kekliklerimiz de var. Bir gün kekliğin birini takip ettim. Bir kabuklu salyangozu yakalamış bir taşın üzerine konup salyangozu ağzından defalarca yere atıp içinden de kendisini çıkarıp yediğine şahit oldum.

Bir de bizim oralar kendisine mesken tutmuş baykuşları da var. Bir sabah uyanınca mutfak camının perdesini açtım, bir de ne göreyim, verandanın duvarında irice bir kuş oturuyor. Bana sırtı dönük olduğundan ne kuşu olduğunu anlayamadım. ,İzledim; baykuş. Hemen teknoloji yardımıma koştu, telefonumun sayesinde resmini çektim. Uzun süre birbirimize bakıştık. Çok güzel gözleri vardı. Bayağı şaşırdım. Heyecenlandım. Çünkü onların gündüzleri bu kadar alçakta görünmez olduğunu biliyordum.

Bir başka gece yine veranda da oturuyoruz. Bir çekirge durmadan oradan oraya sıçrıyordu. Küçük kızım da bu durumdan pek hoşlanmıyor. Biz de onu her seferinde ya süpürgeyle, ya da elimizle kovuyoruz. Bir ara çekirge verandanın duvarına kondu. Biz yerimizden kalkıp onu kovmamıza fırsat kalmadan baykuşumuz gelip onu yakalayıp götürdü.

İşte doğada yaşamak böyle bir şey.

Keşan Sazlıdere denilince denizinden bahsetmezsem olmaz. Zaten Soros denilince akla ilk gelen denizin temizliğidir. Karmaşık girdaplar çizen su altı akıntılarının olması, kentleşmenin olmaması, sanayileşmenin de henüz el atmadığı bir alan olması nedeniyle Ege Denizinin en temiz bölgelerinden biridir. Bu su akıntıları nedeniyle Saros Körfezi, Dünya üzerinde kendi kendini temizleyen birkaç yerden birisidir. Dipteki soğuk su ile yüzeydeki sıcak suyun sebep olduğu akıntılar körfezi yabancı maddelerden temizlerler. Ege’nin en tuzlu sularındandır. Suyun ısısını akıntılar tayin eder. Genelde soğuktur.

Ansiklopedik bilgilere dayanak yazıyorum. Körfezde 144 cins balık, 78 tür deniz bitkisi ve 35 tür süngere evsahipliği yapmaktadır.

Kıyıya yakın mesafedeki 3 adacık da bölgeye bir şirinlik katmaktadır. Adalar, uzun yıllar bu bölgede yapılan uluslar arası Nato tatbikatlarının hedef noktaları olmuştur.

Koru Dağlarından aşağı Gelibolu istikametine inerken bunların manzarası göze çok hoş gelir. Üç adalar görüldükten 5 dakika sonra Adilhan köyü sapağından girerek Sazlıdere köyüne doğru yol alırsınız. Yol genelde tarlalarla kuşatılmıştır. Yazlığa gidiş dönemimiz de ayçiçeklerinin çiçek açma dönemine rastgeldiğinden sarı sarı görüntü gözümüzü, gönlümüzü açar. Birkaç dakika sonra da bizim en yakın alışveriş merkezimiz Adilhan’a ulaşılır.

Buranın iki tane marketi var. Tahmin ediyorum, bunlar sadece tatil döneminde müşteri buluyorlar. Onlar da yazlıkçılar. Bu kanıya neden vardığımın hikâyesini de anlatayım.

Bir markete girdiğimizde, genelde alacağımız malın tüketim tarihine bakarız. Çünkü tarihi geçme olasılığı yüksektir. Biz bu marketlerin birinden öyle bir mal aldık ki şaşırdık kaldık. Tüketim tarihi geçmiş bira. Kim bira satın alırken tüketim tarihini kontrol eder? Hele de Trakya’da. Bu alışverişi yapıp eve geldikten sonra, espri olsun diye, tüketim tarihini şişenin üzerinde aradım. Hani insanı arada şeytan dürter ya beni de dürttü. Sonuç, aldığımız bira maalesef vadesini çoktaaan doldurmuş. İçki zararlı, bu bira iki kat zararlı.

Adilhan köyünden çıktıktan sonra kızılçam, karaçam, meşe ağaçlarının boy gösterdiği ormanın içinden geçerek mekânımıza ulaşırız. Nasıl huzur verir bu yolculuk. Yeşili, o sıcak günlerdeki serinliği, çam kokuları tarif edilmez yaşanır. Gerçekten yaşanır… Ormanın içine girildiği anda hemen arabanın camı açılır, derin bir nefes alınır, insanın nefes alışı bile değişir.

Havasından, denizinden, ormanından bahsettim. Toprağından da bahsedeceğim.

Toprak çok bereketli. Toprak sahipleri genelde buğday, ayçiçeği , kanoa ekiyorlar. Zeytin ağaçları da bolca görünür. İğde, incir ağaçlarını dikmenize gerek yok; kendiliğinden bitiyorlar.

Bahçe sahipleri, her çeşit meyve ağaçlarını kavun, karpuz, domates, patlıcan, kabak gibi ürünleri yetiştiriyorlar.  Böğürtlen, karaçalı, badem ve cevizi de saymazsam bana küserler.

Bu güzellikleri hemen hemen her yıl tatil sonu yazdığım yazılarımda anlatıyorum.  Ömrüm yeter, sağlığım da yerinde olursa daha kaç yıl anlatırım bilemiyorum. Çünkü bu güzel ve temiz deniz, yapılacak bir proje nedeniyle özelliğini kaybedecek.

BOTAŞ’ın bu projesini anlatmaya çalışayım.

Sazlıdere ile Gökçetepe arasında;

 -52.3 hektarlık alanda 270 metrelik bir iskele,

-Dolgu platformu(13.500 metrekarelik yüzey büyüklüğüne sahip olacak, bu kapsamdan dolgu miktarı 85 000 metreküpü bulacak.

-Bu dolgu alanı üzerinde römorkların bağlanması sağlanacak, ayrıca iskele müştemilatları (mekanik atölye, marangozhane, elektrik atölyesi, boya ambarı, ambar, liman irtibat ve kontrol odası.) yapılacak.

-İskelenin uç kısmında dolfenler oluşturulacak,

-Buraya iki tane FSRU gemisi bağlanacak(FSRU Sıvılaştırılmış Doğalgaz Transferi için Kullanılan Özel bir gemi tipidir.)

-Saros Körfezine girecek 100.000 tonluk gemilerle bu iskeleye likit doğalgaz taşınacak.

-FSRU gemileri aracılığı ile doğalgaz karadan Sazlıdere’den Mahmutköye orman içinden döşenecek borularla basılacak.

-Yerlisu ile Mahmutköy arasında depolama tesisleri yapılacak.

Yolun sonu Türkiye-Yunanistan Doğalgaz boru hattı.

Bu projenin yaşama geçmesi gerçekleşirse “Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi” ilan edilen bu bölge turizm bölgesi olmaktan çıkacak.

İskele inşaatı ve gemilerin faaliyeti Saros’daki biyoçeşitliliği, denizi, ormanları, toprakları, hasılı çevreyi mutlaka etkileyecektir.  İşte o zaman yukarıda anlattığım bu güzellikleri yaşayamayacağız. Doğayı koruyalım diyoruz, ama nasıl?.. Nereye sanayi giriyorsa orası yaşanmaz oluyor. Yurdumuzda örnekleri çok, yakın çevremizde Ergene gerçeği de var. Dilerim uzun yıllar doğa ile iç içe, deniz, orman bütünlüğünde yaşamaktır. Yaza veda edelim de Sazlıdere’nin güzelliklerine veda etmeyelim.

DİĞER YAZARLAR
Derya Kurbay
Bir dünya liderinden bahsediyorum
ERCAN KERMAN
Tuzla içmeleri
Psikolog. Buse BAŞKÖYLÜ
Çocuklarda Şiddet ve Etkileri
Recep ÇINAR
‘Nuh’un gemisine de binmek var, ‘Titanik’e de!
Ahmet Acaroğlu
Yerel yönetimler ve yerel basın
NURAN İKİZ
Yararlı buluşlar
TURAN ŞALLI
Bizim evde demokrasi vardı. Seçim zamanlarında annem babamdan dayak yerdi
Tülay Çağlarer
Atatürk:’En güç devrim müzik devrimi’
Şükrü Akıllı
EDİRNELİLERİN TİYATRO SEVGİSİ VE KÜLTÜR YOKSUNLUĞU
Selçuk Duranlar
Edirne, 2023’ e hazır mı? (2)
Zafer Dereli
KAMUDAKİ İŞÇİLER GEÇİCİ GÖREVLENDİRİLEBİLİR Mİ?
Ertan Çekiç
İYİMSERLİK DE ÖĞRENİLEBİLİR. NASIL MI?
Teoman ÖZÇUHACI
ORTAYA KARIŞIK, LEZZETLİ BİR GAP TURU
CELİL ÖZCAN
BİTMEYECEK, TÜKENMEYECEK BİR IŞIKTIR ATATÜRK!
Burhan Aytekin
Mitolojide Türkler
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
EKREM KANTUR
Devlet ihtiyaç sahiplerine destek oluyor!
Numan Özgür METİN
Sonbaharda Marmara`nın Saklı Cennetlerine yolculuk
M. ENİS ŞENSEVER
Soner TUNA’nın ardından
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER