Tülay Çağlarer
Ah Güzel İstanbul
Yayın Tarihi: 18 Nisan 2019, Perşembe
Diğer Yazıları

31 Mart 2019 Mahalli Seçimlerinden bu yana 17 gün geçti. Bu süre zarfında hergün sabahtan akşama, akşamdan sabaha İstanbul’u görüyor, dinliyor, konuşuyoruz. Çünkü İstanbul’un hala kazananı belli değil. Kimin çok oy aldığı belli de bu sonuca da itirazlar var. Sonucu sadece İstanbullular değil, Türkiye, hatta dünya devletleri bekliyor. İstanbul öyle bir şehir ki kazanan da, kaybeden de bu şehre sevdalı. Çocukluğumun, gençliğimin geçtiği şehir. Bundan dolayı benim de İstanbul’a olan sevdam tazelendi. Dilime de bir şarkı dolandı. Şimdi herkese, Emel Sayın’dan dinlediğimiz “Kız sen İstanbul’un neresindensin” şarkısını hatırlatacağım.

Duruşun andırır asil soyunu

Hisar, Kuruçeşme, Sahilboylu mu?

Arnavutköylü mü Ortaköylü mü?

Kız sen İstanbul'un neresindensin?

 

Bilmem sözlü müsün ya nişanlı mı?

Sevgilin yaslı mı delikanlı mı?

Emirgan, Bebekli, Aşiyanlı mı?

Kız sen İstanbul'un neresindensin?

 

Başında esen kavak yeli mi?

Gözünden akan aşkın seli mi?

Sariyer, Tarabya, İstinyeli mi?

Kız sen İstanbul'un neresindensin?

 

Soyun buralı mı, başka yerden mi?

Huyun aşığına küsenlerden mi?

Yesilköy, Florya, Bakırköy'den mi?

Kız sen İstanbul'un neresindensin?

 

Gülüşün sahte mi yoksa candan mı?

Bağlarbaşı'ndaki tozlu yoldan mı?

Erenköy, Kadiköy, Üsküdar'dan mı?

Kız sen İstanbul'un neresindensin?

 

Merhametin bahar, yoksa kistan mi?

Tatli yanagindan, çatik kastan mi?

Esentepe, Yildiz, Besiktas'tan mi?

Kiz sen Istanbul'un neresindensin?

Bana “Kız sen İstanbul’un neresindensin?” diye sorsanız her santimetrekaresi tarih yazan, “Çarşıkapılıyım” derim. Tarihi Kapalı Çarşının kapı komşusuyum.

Andığım alanda neleri görüyoruz? Genel olarak sıralayayım. Tabii çevreyi biraz genişleterek.

Başınızı hangi yöne çevirirseniz çevirin, muhakak sizleri tarihi bir eser selamlar.Camiler, medreseler, türbeler, çarşılar, meydanlar, hanlar, hamamlar, saraylar, kuleler, mezar taşları…

En yakın komşum Kapalı Çarşıyı biraz tanıtayım.

Şair Orhan Veli, Kapalıçarşı’yı “Kapalı Çarşı deyip geçme, kapalı çarşı, kapalı kutu.” diye tarif ediyor. Bu kapalı kutu, içinde bir Osmanlı hazinesi saklıyor. Gezildikçe sokak sokak açılıyor. Herkesi kendine hayran bırakıyor.

Kapalı Çarşı, İstanbul tarihi yarımadasının tam merkezine konuşlanmıştır. Çevresine baktığımızda kolayca ulaşabileceğimiz tarihi camileri görüyoruz. Beyazıt Camii, Süleymaniye Camii, Eminönü’ne doğru yürürsek Yenicamii, Sultanahmet yönüne gidersek Sultanahmet Camii, Beyazıt Camii’nden Edirnekapı istikametine doğru gidersek Fatih Camii,  sağlıklı bir insanın yürüyüş mesafesindedir.

Kapalı Çarşı başka çarşılara da elini uzatır.

Kapalı Çarşı denilince iki bedesten akla gelir. İç Bedesten,(Cevahir Bedesteni) Roma döneminden kalma bir yapı olduğu müellifler arasında tartışılır. Yeni Bedesten ise 1461’de Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Sandal Bedesteni’dir. Asıl büyük çarşı, Kanuni Sultan Süleyman tarafından ahşap olarak inşa edilir. 1894’te büyük bir deprem ve birkaç yangın geçiren Kapalı Çarşı, Sultan Abdülhamit’in emriyle 4 yıllık bir inşaat çalışması sonucunda bugünkü şeklini almıştır.

Çarşının 22 adet kapısı, 64 cadde ve sokağı, 16 hanı ve yaklaşık 3 bin 600 dükkanı bulunuyor. Kapalı Çarşı’nın cadde ve sokakları o zaman aynı işi yapan insanların toplandığı yerler olduğundan iş kollarına göre isim almıştır. Kuyumcular, Kalpakçılar, Fesçiler sakakları gibi…

Çarşının hanları da meşhurdur. Özellikle Sarnıçlı Han, Paçavracı Han, Yolgeçen Hanı, daha önceleri çarşı içindeyken 1894 yılında yapılan tadilattan sonra çarşının dışında bırakılır.

Kapalı Çarşının Fesçiler Kapısı ile Beyazıt Camii arasındaki sahada Sahaflar Çarşısı yer alır.  Osmanlı’dan bugüne kadar gelen en eski kitapçı çarşısıdır.

Kapalı Çarşı’yı Mısır Çarşısı’na bağlayan üstü açık bir çarşı da Mahmut Paşa Çarşısı’dır. Bu çarşı Fatih Sultan Mehmet’in sadrazamarından Mahmut Paşa tarafından, İstanbul’un fethinden sonra 1462’de kurulur. Camii, türbe, hamam, sebil, çeşme ve 265 dükkanla birlikte inşa edilir.

İstanbul’un ikinci büyük çarşısı da Mısır Çarşısı’dır. 4. Mehmet’in annesi Hatice Turhan Sultan tarafından Yenicamii’ye gelir sağlanması için yaptırılır.

İstanbul’un önemli meydanları da bu alanda bulunuyor. Beyazıt Meydanı’nın havuzlu hali daha dün gibi gözümün önünde. Bu havuz, 1923 yılından 1957 yılına kadar meydanı süsledi.

Fatih İstanbul’u alınca buraya bir saray yaptırdı. Bu saray Eski Saray diye anılır. 1866’da saray yıkılarak yerine Harbiye Nezareti binası inşa edildi. Bugün burada İstanbul Üniversitesi bulunuyor.

1749 yılında şehirdeki yangınları görüp İstanbul halkına haber vermesine yardımcı olması amacıyla Beyazıt Yangın Kulesi ahşap olarak inşa edilmişti. Kule, birkaç kez çıkan yangınlar nedeniyle yanmış, 1828 yılında Sultan İkinci Mahmut tarafından kagir olarak inşa edilmiştir.

Kule 1997 yılına kadar bize hava durumu hakkında da bilgi verirdi. Bizler bunu renkler vasıtasıyla öğrenebilirdik. Her rengin bir anlamı vardı. Renkler hava durumunun baş harflerine göre seçilmişti.  Kulede yanan ışıklar yeşil ise yağmuru, sarı ise sisi, kırmızı ise karı, mavi ise havanın açık olacağını işaret ederdi. 

Beyazıt Meydanı’nın burada bırakıp İstanbul’un en eski meydanlarından biri olan Sultanahmet Meydanı’na gelelim.

 Sultanahmet Meydanı, Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğunun yönetildiği bir bölge olması dolaysıyla özel bir öneme sahiptir. Roma ve Bizanslılar tarafından ‘Hipodrom’, Osmanlılar zamanında ‘At Meydanı’ adıyla anılan bu meydan, üç imparatorluk döneminde de özel bir öneme sahipti.

Bu alanda görülebilecek eserleri sıralayacağım.

Alman Çeşmesi, Mısır Dikilitaşı, Örme Taş, Yılanlı Sütun ve Bizans döneminden kalma Yerebatan Sarayı görüldükten sonra Sultanahmet Camii, Ayasofya Müzesi, Haseki Hamamı(Hürrem Sultan Hamamı) ziyareti sonrası sıra Topkapı Sarayı’na gelir. Sarayı gezdikten sonra, sarayın bahçesi olan Gülhane Parkı da ihmal edilmemelidir. Burası benim çocukluk ve gençlik yıllarımdan, hava almak için evden çıkıp sık sık gittiğim bir yerdir.

Bu bölgeyi gezerken aklıma İstanbul’un kuruluş hikayesi geldi.

İstanbul’un kuruluşu Milattan Önce 667 yıllarına dayanır. Yunanistan’ın Megara Kent Devletinde yaşayan Kral Byzas yeni bir koloni kurmak için Yunanistan’ı terkeder. Yeni şehrini nereye kurması gerektiğini Delfi Tapınağı’nın kahinine sorar. O da “Körler Ülkesi’nin karşısına” der.

Byzas halkıyla birlikte İstanbul Boğazı’nı geçerek Kadıköy’e gelir. Burada Sarayburnu’nun konumunu farkeder. Üç tarafının sularla çevrili olması, su havzası nedeniyle tarama ve balıkçılığa uygunluğu nedeniyle “Kahinin bahsettiği Körler Ülkesi burası olmalı” der. “Bu kadar iyi bir konum varken buraya(Kadıköy) şehir kuranlar ancak körler olabilir”, diyerek Sarayburnu’na geçer ve dünyanın en eski kentlerinden birini kurar. Şehir de Byzantion diye anılır.

Şehir kısa sürede zenginleşir. Balıkçılık önemli bir gelir kaynağıdır. Palamut balığı kentin simgesidir. Palamut sürülerine ışık vurdukça altın gibi parlamasından dolayı Haliç “Altın Boyuz” olarak anılır.

Osmanlı Devletinin 18. Yüzyıl Divan Edebiyatı şairlerinden Nedim, İstanbul’un değerini nasıl anlatıyor.

Bu şehr-i sitanbul ki bi misl ü behâdır

Bir sengine yek pâre acem mülkü fedâdır

 

Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında

Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır

Bu iki beyit Nedim’in İstanbul Kasidesinden olup bugünkü dile çevrilmiş şekli şöyledir:

İstanbul şehri eşsiz değerdedir, paha piçilmez.

Bir taşına bütün bir Acem(İran) mülkü feda olsun.

 

İki deniz arasında tek bir elmas parçasıdır.

Cihanı aydınlatan Güneş ile tartılsa layıktır.

 

Gerçekten İstanbul çok değerlidir, hiçbir şeyle mukayese edemeyiz.

Yukarıdaki satırlarımda küçük bir alandaki eserlerin hepsini sayamadım. Camiilerin adlarını yazdım ama kendilerinden bahsedemedim. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Türbesi’ni, Mustafa Reşit Paşa Türbesi’ni bile anlatamadım.

Osmanlılar temizliğe çok önem verdiklerinden her sultan ve padişah hamam yaptırmıştır. Ben sadece bu alanda bulunan tarihi hamamların isimlerinden birkaçını hatırlatayım.  Çemberlitaş Hamamı, Cağaloğlu Hamamı, Gedikpaşa Hamamı, Beyazıt Hamamı, Süleymaniye Hamamı.

Geçmişte han, hamam sahibi olmak varlıklı olmak demekti. Bu mülkler bir varlık ifadesiydi.

İstanbul denilince yazamadıklarım sadece bunlar değil. Boğaziçi dedim, yalıları, köşkleri söylemedim. Galata Kulesi ve Kız Kulesi’nden, Anadolu Hisarı, Rumeli Hisarı, Yedikule Hisarından, Dolmabahçe Sarayı’ndan, Çırağan Sarayı’ndan, Beylerbeyi Sarayı’ndan, Tekfur Sarayı’ndan Hidiv Kasrı’ndan bahsetmedim. Hele de doğal güzelliklere sahip yerleri anmadım. O güzel yerler yazımın başında beraberce söylediğimiz “Kız sen İstanbul’un neresindensin?” şarkısının sözlerinde mevcut.

Peki İstanbul’a sadece millet olarak biz mi hayranız?

Fransız devlet adamı Napolyon, “Dünya bir tek ülke olsaydı, Başkenti İstanbul olurdu.”;

Fransız edebiyatının ve politika hayatının en güzel isimlerinden Lamartine, “Dünyaya son kez bakacaksın deseler, bu bakışı İstanbul’un Çamlıcasından isterdim.” diyerek bu şehre hayranlıklarını böyle ifade etmişlerdir.

Atatürk’ün de İstanbul tanıtımı şöyledir: “İki büyük cihanın kesintisi noktasında Türk vatanının ziyneti.  Türk tarihinin serveti, Türk milletinin gözbebeği İstanbul, bütün vatandaşların kalbinde yeri olan şehirdir.”

Ben de Münir Nurettin Selçuk’un bestelediği sözleri Yahya Kemal’e ait

“Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!

  Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.

  Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!

  Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.”

Şarkısıyla yazımı sonlandırıyorum.

DİĞER YAZARLAR
ERCAN KERMAN
GERÇEĞİN DİĞER YÜZÜ
Psikolog. Buse BAŞKÖYLÜ
Çocuklarda Öfke
TURAN ŞALLI
‘Hop hop temas yok.’
NURAN İKİZ
Kelebek
Selçuk Duranlar
Edirne serbest bölge projesi
Ahmet Acaroğlu
Kelimelerin arka bahçesi
Derya Kurbay
Bu hale nasıl geldik?
Recep ÇINAR
Tarih, tekerrürden ibarettir
Zafer Dereli
2020 YILI HARCIRAH MİKTARLARINDAKİ ARTIŞ ORANI BELLİ OLDU
Ertan Çekiç
BİR İSTEKTE BULUNMAK
Tülay Çağlarer
Kırklareli Gezisi
Teoman ÖZÇUHACI
ORTAYA KARIŞIK, LEZZETLİ BİR GAP TURU
CELİL ÖZCAN
Katledilişinin 20. yılında Kışlalı’yı saygıyla anıyoruz.
Burhan Aytekin
Mitolojide Türkler
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
EKREM KANTUR
Devlet ihtiyaç sahiplerine destek oluyor!
Numan Özgür METİN
Edirne Lavanta Tarla Günleri
M. ENİS ŞENSEVER
Demek her şey güzel oluyor
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
Şükrü Akıllı
Ülkemi yoran bir seçim daha
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER