Tülay Çağlarer
14 Mart Tıp Bayramı
Yayın Tarihi: 13 Mart 2019, Çarşamba
Diğer Yazıları

Yarın 14 Mart Tıp Bayramı. Doktorlar gerçekten bugünü bayram olarak kutluyorlar mı; hiç zannetmiyorum. İşlerinin yoğunluğundan yemek yemeye vakit bulamıyorlar. Çalışma saatlerine ve iş yoğunluğuna rağmen çevrelerinden, hastalarından gerekli saygıyı görmüyorlar. Basında sık sık doktorlara karşı yapılan şiddet haberleri okuyoruz.

Tıp eğitimi çok uzun, zor bir eğitimdir. Üniversiteye giriş sınavından ilk yüzde 1 ya da 2’lik dilime girenler tıp fakültesinde 6 yıl okuyabiliyorlar. Bu kadar yıl yüksek eğitim harçları ödüyorlar. Ders, araç gereç, kitap masrafları da yüksek. Tıp fakültesini bitirdikten sonra 2 yıl mecburi hizmette görev yapıyorlar. Eğer uzman doktor olmak isterlerse tıpta uzmanlık sınavanı kazanıp 3-4 yıl daha eğitim alıyorlar. Uzmanlık süresi bitince 2 sene daha mecburi hizmette bulunuyorlar.

Bu kadar güç, yorucu bir iş sevilmeden, hele de insan sevmeden yapılır mı?.. Lütfen doktorlara şiddet uygulayarak onların çalışma şevkini kırmayalım.

Aşağıdaki satırlar 14 Mart 2018 tarihli gazetemizde yayınlanmıştır. Tekrar okunmasında yarar gördüğümden yazıyı bugünkü köşeme taşıyorum.

Her 14 Mart ülkemizde Tıp Bayramı olarak kutlanır. Bugün pekçok toplantılar yapılır. Tıp alanındaki sorunlar tartışılır. Sorunlara çözümler aranır. Bu alanda yararlı çalışmalar yapmış olan doktorlarımız anılır. Sağlık çalışanları –eğer boş vakitleri var ise- kendi aralarında eğlenerek bugünü kutlarlar.

Tıp Bayramı konusunda yazı yazmak için tıbbın, tıbbiyenin tarihine bir bakmak gerekir, diye düşünüyorum. Ve söze son derece yenilikçi bir padişah olan II. Mahmud ile başlıyorum.

II. Mahmud’un yeniliklerinden biri de ‘Türk Tarihi’ açısından ilk kabul edilen Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire’yi kurdurması oldu. Hekimbaşı Mustafa Behçet’in önerisiyle ilk cerrahhaneyi, ardından 14 Mart 1827 yılında İstanbul Şehzadebaşı’ndaki Mekteb-i Tıbbıye-i Şahane’yi açtırdı. Böylece II. Mahmud, Türk Tarihindeki ilk tıp mektebinin açılmasını ve modern tıp eğitiminin başlamasını sağladı. Tıbhane ve cerrahhane eğitimleri aynı binada fakat ayrı ayrı yapıldı.

Eğitim Türkçe olarak yapılırdı. Fakat tıp öğrencilerinin Avrupa tıbbına ait kitapları, okuyup anlayabilecekleri ölçüde Fransızca ve İtalyanca da öğretilmekteydi. O yıllarda tıp eğitimi Batı’da olduğu gibi dört yıldı. Son sınıfa gelindiğinde hocalar tarafından usta ve yetenekli olanlar tespit edilerek sınava tabi tutulurlar ve başarılı olanlar askeri hastanelere veya ordunun tabur ve alaylarına muavin tabip unvanı ile tayin edilirlerdi. Orada bir hekimin gözetiminde, birkaç sene çalışıp tecrübe sahibi olduktan sonra serbest hekim olurlardı.

Bu arada harp dolaysıyla cerraha fazla ihtiyaç duyulunca öğrenci sayısı da arttı. Bina yetersiz kaldı. 1831’de Topkapı Sarayı müştemilatından üç koğuş cerrahhane olarak düzenlendi.

1836’da Tıbhane-i Amire saray içindeki Otlukçu Kışlası’na nakledildi. Kısa bir süre sonra cerrahane de bu binaya taşındı. Ve her ikisi birlikte Mektep-i Tıbbiye adını aldı.

Ekim 1838’de yeniden düzenlenen Galatasaray’daki Enderun Mektebi’ne taşındı.

1878 yılında Mekteb-i Tıbbiye şimdiki Sirkeci Tren İstasyonu yanındaki Demirkapı Askeri Kışlası’na taşındı.

1894 yılında Sultan II. Abdülhamit döneminde Haydarpaşa’daki Tıbbiye binasının inşasına başlandı.

6 Kasım 1903 yılında biten bu binaya taşınıldı.

1909’da Askeri Tıbbiye ve Sivil Tıbbiye birleştirilerek Dar’ülfünun Tıp Fakültesi oldu.

1933 reformuyla İstanbul Üniversitesi kurulunca Tıp Fakültesi de bu üniversitede yerini aldı.

İlk Tıp Bayramı kutlaması 1919 yılının Mart ayında, işgal altındaki İstanbul’da gerçekleşti. O gün tıbbi üçüncü sınıf öğrencisi Hikmet Boran’ın önderliğinde tıp okulu öğrencileri işgali protesto için İstanbul’daki üniversite(Darülfünun) binasının konferans salonunda toplandı ve onlara devrin ünlü doktorları, Dr.Fevzi Paşa, Dr. Besim Ömer Paşa, Dr. Akil Muhtar da destek verdi. Böylece Tıp Bayramı, tıp mesleği mensuplarının ilk savunma hareketi olarak başlamış oldu.

1935 yılında ise İstanbul Üniversitesi Türk Talebe Birliği’nce 14 Mart’ın Tıp Bayramı olarak kutlanması karara bağlandı. O günden itibaren her yıl kutlamalar devam etti.

Tıp Bayramı nedeniyle doktorlarımızın bu vatana yaptıkları hizmetleri de hatırlatmak istiyorum.

Doktorlar Türk tarihinin en zor anlarında Balkan Savaşı’nda, 1. Dünya Savaşı’ndan Kafkas Cephesi’nde ve Kurtuluş Savaşı’nda görev alıp cepheden cepheye koşmuşlardır.

Balkan Savaşı’nda başgösteren kolera salgınında Gülhane’nin bütün asistanları cepheye gönderilmiş ve Askeri Tıbbiye’nin birinci ve ikinci sınıf öğrencileri sıhhiye onbaşısı, diğer sınıflar ise sıhhiye çavuşu olarak görev yapmışlar, bazıları da kolera salgınından dolayı hayatlarını kaybetmişlerdir.

Birinci Dünya Savaşı’nda seferberlik ilan edilince öğrencilerin hemen hemen hepsi silah altına alındı. Kafkas Cephesi’nde, Sarıkamış Savaşı sırasında tifüs salgını görüldü. Bu salgından İstanbul Tıp Fakültesi’nin yeni mezun doktorları Erzurum’a gönderildi ve bu doktorların hemen hepsi tifüse yakalandı. Hemen her gün bir doktor, bu hastalıktan dolayı kaybedildi. İstanbul’dan yeni doktorların getirilmesi, hastalıktan kurtulanların ise İstanbul’a gönderilmesi düşünüldü, fakat tifüsten kurtulan doktorlar “Ülkenin büyük özverilerle yetiştirdiği doktorları ölümün kucağına atmak doğru değildir. Bizler zaten tifüs geçirdik, burada kalmaya razıyız.” diyerek bu karara karşı çıktılar.

Burada iki doktorumuzun adını anmadan geçemeyeceğim.

Dr. Tevfik Salim Sağlam, tifüs hastalarının kanlarından elde ettiği tifüs aşısını ilk kez 28 Mart 1915 günü uyguladı. İlk aşı yapılan 9 kişinin 5’i gönüllü hekimlerdi.

1916 yılında Dr. Ahmet Fikri Tüzer, buğu sandığı adını verdiği bir dezenfeksiyon cihazı yaptı, bu sandıklar Kafkas Cephesi’nde yaygın olarak kullanıldı. Bu sayede tifüs salgınları kontrol altına alındı. Kafkas Cephesi’nde 164 sağlık subayı tifüse yakalanarak vefat etti.

Çanakkale Savaşı’na katılan tıbbiyeliler de pekçok ameliyatlar yapıp yaşam kurtardılar. Daha da önemlisi Çanakkale Savaşı’nda, içinde 100 tıbbiyelinin bulunduğu 9 000 şehit 1915 yılının 19 Mayısında verildi.

Enver Paşa, İstanbul Üniversitesi’nin şimdiki Rektörlük binasında genç üniversitelilere onların milliyetçilik duygularını etkileyen bir konuşma yaptı. Bu konuşma üzerine galeyana gelen tıbbiyeliler, bir gecede askere yazıldı. 11 Mayıs’ta Çanakkale’ye sevkedildiler. Kurmay Yarbay Hasan Askeri komutasında 16 Mayısta taarruza hazırlandılar, taarruz 18 Mayısı 19 Mayısa bağlayan gece 03.30’da başladı. Bir anda büyük kayıplar verildi. Ölen tıbbiyelilerin yaşları 20’yi bile doldurmamıştı.

Altı yıl sonra, 1921 yılında Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane hiç mezun vermedi.

Atatürk, Kurtuluş Savaşı’na başlarken, Samsun’a yola çıktığında yanında askerlikten istifa eden doktorlardan Dr. Albay İbrahim Tali(Öngören) , Dr. Binbaşı Refik Saydam da vardı.

Tıp denilince doktorlar, doktor denilince akıla Hipokrat gelir. Hipokrat, hekim Herakleides’in oğludur. Bugün bile tıp biliminin en büyük doktoru olarak kabul edilir. Hazreti İsa’dan 460 yıl önce, Yunanistan’ın Kos Adası’nda dünyaya gelmiştir. Anadolu’nun Kuzey kesimlerine geziler düzenlemiş, araştırmalar yapmış, daha sonra İstanköy Adası’na yerleşerek hekimlik yapmıştır. Hastalıkların bilimsel yönden açıklanması gerektiğini düşünmüş ve çalışmalarını bu yönde ilerletmiştir.

Hipokrat ilk defa zatürre ve sara hastalıklarının belirtilerini doğru tanımlamış bir doktordur. Ayrıca, düşünme ve duyguların kalpten değil, beyinden kaynaklı olarak oluşması fikrini dile getiren kişi olarak bilinir. Hastalıkların genellikle beslenme probleminden kaynaklandığını savunmuştur.

Hipokrat tıp bilimini sadece insanlığa yararlı olabilmek için seçmiş ve kendisinden eğitim alan öğrencilerini hekim olduklarında sadece insanlara sağlıklı bir yaşam sunmaları için, hasta olan insanlara yardım etmeleri için eğitim vermiştir. Ve eğitime başlamadan önce kendilerine bir yemin ettirerek sadece insanlığa faydalı olacaklarının sözünü almıştır. Hala günümüzde doktorların göreve başlamadan önce benzeri bir yemin –Hipokrat Yeminini- etmeleri istenmektedir.

Orijinal Hipokrat yemininin Türkçe çeverisi şöyledir:

“Hekim ApollonAesculapions, HygiaPanacea ve bütün Tanrı ve Tanrıçalar adına. And içerim, onları tanık ve şahit tutarım ki, bu andımı ve verdiğim sözü gücüm kuvvetim yettiği kadar yerine getireceğim. Bu sanatta hocamı, babam gibi tanıyacağım, rızkımı onunla paylaşacağım. Paraya ihtiyacı olursa kesemi onunla bölüşeceğim. Öğrenmek istedikleri takdirde onun çocuklarına bu sanatı bir ücret veya senet almaksızın öğreteceğim. Reçetelerin örneklerini, ağızdan bilgileri şifahi bilgileri ve başka dersleri evlatlarıma, hocamın çocuklarına ve hekim andı içenlere öğreteceğim. Bunlardan başka bir kimseye öğretmeyeceğim. Gücüm yettiği kadar tedavimi hiçbir vakit kötülük için değil yardım için kullanacağım. Benden zehir isteyene onu vermeyeceğim gibi, böyle bir hareket tarzını bile tavsiye etmeyeceğim. Bunun gibi bir gebe kadına çocuk düşürmesi için ilaç vermeyeceğim. Fakat hayatımı, sanatımı tertemiz bir şekilde kullanacağım. Bıçağımı mesanesinde taş olan muzdariplerde bile kullanmayacağım. Bunun için yerimi ehline terkedeceğim. Hangi eve girersem gireyim, hastaya yardım için gireceğim. Kasıtlı olan bütün kötülüklerden kaçınacağım. İster hür ister köle olsun erkek ve kadınların vücudunu kötüye kullanmaktan mazarattan sakınacağım. Gerek sanatımın icrası sırasında, gerek sanatımın dışında insanlarla münasebette iken etrafımda olup bitenleri, görüp işittiklerimi bir sır olarak saklayacağım ve kimseye açmayacağım.”

 Ülkemizde Hipokrat yemininin değiştirilmiş ve halen doktorlara ettirilen yemin metni:

“Tıp fakültesinden aldığım bu diplomanın bana kazandırdığı hak ve yetkileri kötüye kullanmayacağıma hayatımı insanlık hizmetlerine adayacağıma insan hayatına mutlak surette saygı göstereceğime ve bilgilerimi insanlık aleykine kullanmayacağıma mesleğim dolayısıyla öğrendiğim sırları saklayacağıma hocalarıma ve meslektaşlarıma saygı göstereceğime din, milliyet, cinsiyet, ırk ve parti farklarının görevimle vicdanım arasına girmesine izin vermeyeceğime mesleğimi dürüstlükle ve onurla yapacağıma namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.”

 Hipokrat Yemini’nin temel amacı hekimlik mesleğinin saygınlığını artırmak, hastaya saygı duymak ve ona zarar vermemektir.

Günümüzde doktorlarımız geleneksel tıp, modern tıp, alternatif tıp, tamamlayıcı tıp adı altında bizleri tedavi etmektedirler. Genellikle hepimiz hastalandığımız zaman modern tıbba başvuruyoruz. Fakat,  27 Ekim 2014 tarihli Resmi Gazetede Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı ve böylece yasal hale gelen “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği” ile gündeme gelen bu tıp alanına pek az müracaat ediyoruz. Bu yönetmelikle Akupunktur, Apiterapi, Fitoterapi, Hipnoz, Sülük uygulaması, Hemeopati, Kupa uygulaması, Lavra uygulaması, Mezoterapi, Proloterapi, Osteopati, Ozan uygulaması, Refleksoloji ve Müzikterapi yöntemleri geleneksel ve tamamlayıcı uygulamalar kapsamında yasallaştırılmış oldu.

O halde yönetmelikte adı geçen yöntemleri de kabul etmek doğru bir düşüncedir.

İnsan sevgisiyle, meslek aşkıyla, olağanüstü bir çabayla sağlığımız için çalışan, başta doktorlarımız olmak üzere tüm sağlık mensuplarının Tıp Bayramı’nı kutluyorum.

DİĞER YAZARLAR
Numan Özgür METİN
Edirne Lavanta Tarla Günleri
ERTAN ÇEKİÇ
Öğrenmeyi etkileyen faktörler
ERCAN KERMAN
Kuru sabunlar-kurusa bunlar
Recep Çınar
Üç Öküzün Hikâyesi!
Psikolog. Buse Başköylü
Panik Bozukluk
Teoman Özçuhacı
Bayramdaki Avrupa gezisinden notlar
NURAN İKİZ
Basında dil
Tülay Çağlarer
Ramazan ayının geleneği: Mahya
Zafer Dereli
Doğum sonrası iznimi ve yarı çalışma izni kullandım, aylıksız iznim etkilenir mi?
CELİL ÖZCAN
“Yeni askerlik yasa tasarısı” derhal geri çekilmelidir…
Ahmet Acaroğlu
Sayın valim çare sizsiniz
EKREM KANTUR
Devlet ihtiyaç sahiplerine destek oluyor!
M. ENİS ŞENSEVER
Resim Sanatında Cloisonnisme
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
Burhan Aytekin
Nevruz
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
Şükrü Akıllı
Ülkemi yoran bir seçim daha
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER
MUSTAFA ÇETİN
ALEVİLİK VE TOPLUMSAL BİRLİK
Selçuk Duranlar
Karbon ayak izi (2)