Selçuk Duranlar /
Kentleşme ve yerel yönetimler
01 Aralık 2018 Cumartesi, 07:00

“Kentleşme” ve “Kent” kavramlarındaki gelişmeler, her ülkenin kendi sosyo-kültürel ve ekonomik şartları içinde birbirinden farklı olarak gerçekleşmiştir. Bu farklılık ülkemiz için de söz konusudur.

 Kent, kasaba ve köy gibi yerleşim birimlerinin belirtilmesi, her zaman stratejik bir önemi olan nüfus miktarı ölçütüne dayandırılmıştır. Ancak, ülkemizde bir yerleşim biriminin “kırsal” özellikten kurtulup kent tanımına kavuşması tek başına nüfus ölçütüne dayandırılamamaktadır. Nitekim hukuki koşulları yerine getirerek belediye statüsü kazanmış olan her yerleşim birimine gerçek anlamda kent diyebilmenin mümkün olmadığı vurgulanmaktadır. Türkiye’de özellikle 1960’lardan bu yana sanayileşme ve kentleşme hızının çok artış göstermesi nedeniyle kent kavramının yeni boyutlar kazanmıştır. Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük yerleşim merkezlerindeki gelişmelerin, büyümesini ifade etmek üzere, “büyükşehir” ifadesi kullanılmaktadır.

 Kentleşme sürecinin başlangıcı, genellikle uygarlığın da başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Buna göre kentleşme belli ve somut bir tarihle belirlenecek bir başlangıca sahip değildir.Sosyo-kültürel unsurlar ele alındığında da karşımıza kentlileşme terimi çıkmaktadır. Kentleşme süreci içerisinde, yaşadığı kentin demografik ve ekonomik olarak kentleştiğini hisseden yerleşiklerin bu değişime ayak uydurması, kendini bu sürece ait hissetmesi, yaşayış tarzı olarak benimsemesi ve davranış biçimlerini kabullenmesi söz konusu nüfusun kentlileşmeye başladığının bir göstergesidir

Kentlilik bilinci ise, kentleşme, kentlileşme ve kent kültürünün kesişme noktasında irdelenebilir. Genel olarak düşünüldüğünde kentlilik bilinci, kent kültürünü anlamak, kendini kente, kentin dinamiklerine ait ve güvende hissetmek, kentsel oluşumlardan sorumluluk duymaktır.

İnsanlar farklıdır çünkü kültürleri farklıdır, insanlar değişir çünkü kültürleri değişmektedir. Çünkü insan kültürün ürünüdür. Farklı tanımlamalara karşın kültür, bir toplumun ihtiyaçlarını karşılama biçimleri, kurum ve grupların, inanç ve geleneklerin oluşturduğu organik ve değişken bir bütün olarak kabul edilebilir. İnsan doğayı yeniden üretirken kendi kendini de üretmektedir.

Kentlilik Bilinci ve Eğitim herkesin ortak konusudur. Toplumda herkes, kendisi veya bir yakını vasıtasıyla bu süreci etkilemekte ve etkilenmektedir. Dolayısıyla toplumun bütün tarafları aktif veya pasif olarak bu olguya dahil olmaktadır.

Yerel Yönetimler, kentli bir yaşam kültürü oluşturmak amacıyla, semt konakları ve kültür merkezleri açarak insanlara kent kültürünü algılatacak çalışmalar yapmalıdır.

 • Kentlerimizde Meslek Edinme Kursları açılmalı, bu kurslarda kentli olma ve aidiyet duygusunu geliştirecek seminerler verilmelidir.

• Kent mobilyalarının korunması için semt konaklarında, kültür merkezlerinde eğitim ve seminerler verilmelidir.

Kaynak:KentleşmeŞurasu,(2009) Ankara.

    BU HABERE YAPILAN YORUMLAR
    YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

 
Copyright ©
Yenigün Ofset Gazete ve Matbaa Tesisleri Mumcular Sk. (Eski itfaiye karşısı) No: 16/B EDİRNE
0 284 225 27 57 - 212 77 55