Ahmet Acaroğlu /
SİYASETTEKİ ÇÜRÜME
22 Eylül 2018 Cumartesi, 08:00

Abi dedi telefondaki ses; değişik konulara değiniyorsun yazılarında.Yazdıkların, düşüncenin imbiğinden süzülen,kaliteli ve ilgiyle okunan yazılar. Sana bir soru yönelterek o konuda da ne düşündüğünü öğrenmek istiyorum. Belki yeni yazının başlığını da ben belirlemiş olurum böylece. Gelişmiş Batı toplumlarında bireyler haklarını elde etme noktasında çok bilinçli hareket edebiliyor, demokratik mücadeleyi kollektif hale dönüştürebiliyorlar. Bizde öyle olmuyor. Bireyler haklarının farkında değil veya korkak. Bu neden böyle?

Güzel bir soru. Bu konuda sosyologların, psikologların, siyaset bilimcilerinin mutlaka birçok araştırması mevcuttur. Akademik kaynakları ve dili kullanmadan, çok yalın ve basit cümlelerle cevaplamaya çalışayım. Batılı toplumlar demokrasi mücadelesinde çok zorlu evrelerden geçmiş, krallık rejimlerinden halkın yönetime ortak olduğu cumhuriyet ve demokrasiye geçişte büyük bedeller ödemişlerdir. Emek verilerek elde edilen ve uğrunda çok çileler çekilen kazanımlardan kolay kolay vazgeçemez insanlar. Amerika’da yüz yıl savaşları, Fransa’da filozofların ateşlediği, aydınların halkla bütünleştiği ihtilaller sarayın despotizmini yerle bir etmiş, çağdaş bir hukuk sisteminin, katılımcı demokrasinin yolunu açmıştır.

Doğu toplumlarında gelenekler kolay kolay değiştirilemez. Batı aklın, doğu kalbin coğrafyasıdır. Akıl sorgular. Bilimin anahtarı şüphe ve akabinde beynimizde çakacak soru şimşekleridir. Oysa kalp; aşkın ve dahi teslimiyetin dipsiz kuyusu, uçsuz bucaksız maverasıdır. İman ile şüphe bir arada yaşayamaz. Şüphe imandaki depremdir. Yani vahyin müjdesini aldığınızda ya Ebubekir’siniz, ya da Ebucehil. Hint paganizmi veya plüralist inanç biçimlerinde de benzer tavırlar söz konusudur.

Bizim İslam öncesi yaşam tarzımız elbette farklıdır. Kurultayı toplayan Kağan veya Hakanın yanında mutlaka eşi de vardır. Üstelik bu istişarede herkesin söz hakkı bulunurdu. Özellikle Osmanlı imparatorluğu döneminde oligarşik tutum bu hakları oldukça kısıtlamış, padişahlara krallar kadar olmasa da karşı konulamaz yetkiler vermiştir. Padişah ve bendeleri. Bende köle demek biliyorsunuz. Örgütlü bir toplum söz konusu değil. Allah korkusu onları zalim bir kral olmaktan kurtarmıştır şüphesiz ama sebebi ne olursa olsun kendi çocuklarının katline ferman verenler de onlardır. Yetkiler ve uygulamalar açısından durum bu.

Tanzimattan sonra rol modelimiz Batı medeniyeti olsa da, onlardaki Rönesans ve reform hareketleri ve aydınlanma sürecine yukarıda değinmeye çalıştığım sebeplerle adapte olamamışızdır. Matbaanın iki yüzyıl sonra getirilebilmesi, batıda yaşanan sanayi devrimi ve oluşan sınıf bilincinin yarattığı siyasi ve toplumsal dalgalanmalar bizde aynı etkiyi yaratamazdı, yaratmamıştır. Nitekim çok partili hayata geçişimiz bile halkın talebiyle değil, dış kaynaklı baskılarla gerçekleşmiştir. Yani her on senede bir tekrarlanan askeri ihtilaller ve cuntanın aldığı gencecik canlara rağmen, demokrasimizin gelişmesi için Adnan Menderes ve iki bakanının idamı, bir de Menemen’de şehit edilen Kubilay’ın dışında sayabileceğimiz çok fazla bir diyet ödenmemiştir. İyi ki de ödenmemiş ama maalesef demokrasi ve cumhuriyet de iyi özümlenememiştir. O nedenle zaten fesi püsküllü tarihçi ;”Keşke Milli Mücadelede Yunan galip gelseydi.” dediğinde, hem de dindarlığı kimseye bırakmayan önemli bir kitle tarafından alkışlanabilmekte, halktan vazgeçtim, ulema ve ümeradan bile tepki görmemektedir.

Ekonomiden sorumlu devlet bakanı yaklaşan yerel veya global krizden bahsettiğinde Cumhurbaşkanı tarafından azarlanmakta, ona kimse sahip çıkmamakta, biraz muhalefet olunca hemen susturulmaktadır. Hem “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” hadisi dillere pelesenk edilmekte, hem de konuşmaya yeltenenin dili koparılmaktadır. Buna da ileri demokrasi demiyorlar mı, inanın şeytan bile gülme krizine giriyordur o esnada, ama halk tepkisiz ve suskun. Biat kültürü denen şey tam da bu olsa gerek.

Öyle bir eğitim vermeliyiz ki; çocuklarımız daha küçük yaşlardan itibaren kula kulluğu değil, hakka hukuka bağlılığı öğrensinler. Şeyhlerine şıhlarına, liderlerine reislerine değil, Allah’a ve Kur’ana, ahlaka, erdeme, vicdana biat etmeyi öğrensinler. Yoksa ne cumhuriyetimiz, ne de demokrasimiz bu emekleme döneminden kurtulur. İleri demokrasi; aklı, bilimi, ahlakı kendine rehber yapan özgür bireyler ve örgütlü toplumla mümkündür.

Kollektif bir bilinçle, demokratik özlemlerle, ortak paydası Türklük sevdası olan heyecanlarla kurulan ve kılı kırk yaracak istişareler, liyakati esas alan yapılanmalarla gelişmesini, büyümesini arzu ettiğim İYİ Parti’deki harakiriyi görünce bu yazımı, bir iki cümle ilave ederek yeniden yayınlama gereği hissettim. Bir siyaset çölünden taze umutlar devşirmeyi beklerken, müthiş bir serapla karşı karşıya kalabileceğimi hiç düşünmemiştim.

Gazeteler Demirel’in varisi bir gurup eski politikacının yeni bir parti kurmak için harekete geçtiğini yazıyor. Kişisel ihtiraslar, ben merkezli dayatmalar, bireysel entrikalar devam ettiği müddetçe yüz tane parti kurulsa ne farkeder? Söylenenlerle yapılanlar birbirini tutmuyorsa orada bir sinsi plan, orada bir aldatmaca vardır. Benim düşünceme değer verilmiyorsa, seçmene görüşü sorulmuyorsa, rey’inin peşine de düşülmemelidir. Partiler de bize benziyor. Eski yeni farketmiyor, zihniyet aynı. Yok aslında birbirlerinden farkı.

 

    BU HABERE YAPILAN YORUMLAR
    YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

 
Copyright ©
Yenigün Ofset Gazete ve Matbaa Tesisleri Mumcular Sk. (Eski itfaiye karşısı) No: 16/B EDİRNE
0 284 225 27 57 - 212 77 55
xx