ERCAN KERMAN /
CENNET-CEHENNEM
10 Eylül 2018 Pazartesi, 07:00

Cennetler konusunda okuduğum kaynakları birleştirdiğimde kabaca fikir sahibi olmuştum. Dikkat ettiyseniz cennet demiyorum, cennetler diyorum. Kuran’da da Firdevs cennetleri, Adn cennetleri, İlluyun, Naim cennetleri gibi çoğul bahsedilir. Cennetler konusuna gene döneceğim.

Şimdi de cehennemi anlatayım. Daha önceki yazılarımdan birinde Karamazof Kardeşler Romanı’nda geçen bir hikâyeyi anlatmıştım. Orada gayet nemrut bir kadının öldükten sonra cehenneme, yani buzlu göle atıldığından bahsediliyordu.

Yani soğuk ülkelerde cehennem buzlu göl olarak insanlara ızdırap çektiriyordu. Sıcak ülkelerde ise kızgın kazanlar, yakıcı azaplar olarak anlatılır.

Peki doğrusu nedir?..

Kelimenin çıkış yeri Kudüs’te; fakirlerin gömüldüğü sığı mezarlara cehennem denirdi. Eski Mısır inancında öldükten sonra beden bütünlüğünün korunması gerekliliği inancı vardı. Bedenin kas ve iskelet yapısı mumyalanıp korunmaya alındıktan sonra çabuk çürüyen ciğer, beyin gibi organlar da yedi ayrı kapta korunmaya çalışılırdı.

Fakirler sığ mezarlara gömülürler, çoğu zaman sırtlanlar tarafından çıkartılıp cesetleri parçalanırdı. Onların bu durumda devamlı azap çektiklerine inanılırdı.

Allah fakirleri sevmez inancı o zaman da varmış.

Yükselmiş bir varlığın alt boyutlara gitmesinin zor ve gereksiz olduğunu bildiğim halde bir gece cehennemi deneyimlemek için yoğun düşünce üreterek uyudum.

O gece üç dört eski tip tuvaleti bulunan büyükçe bir odadaydım. Tavanı oldukça bısıktı. Her yer o kadar kirliydi ki bırakın tuvalet yapmayı, sağa sola adım atmaya bile imkân yoktu. Kapana sıkışmış gibiydim. Ruhumda tarifi zor acılar vardı. Uyandığımda Rabbime şükrettim. Niye mi şükrettim?...

Karabasanda bir diğer şahıs yoktu. Yani alıp veremediğim veya kul hakkı yeyip de ödeşemediğim biriyle becelleşmek zorunda kalmamıştım.

Bu olaydan da anlaşılacağı üzere cehennem diye bir mekân yoktur. Herkes kendi cehennemine, kendi odununu kendi götürür.

Öldükten sonra insanın ölümsüz olan özü merkezinde kendisinin olduğu tiyatroyu kurar. Duvarsız zindanlarda ona çok uzun gelen zamanlar boyunca ızdıraplar içinde kıvranır durur. Bu dönemi atlattıktan sonra bir nevi tedaviye alınır. İyice sağaldıktan sonra hami varlıklar, tekrar dünya ortamına dönmesi gerektiğini empozeye başlarlar. Tekrar dönüp eksikliklerini tamamlayamazsa insanoğluna tanınan sürenin sonunda “KÜF” olacaktır.

Kuran’da da geçen bu deyim bin yıllarca uğraşılıp mesafe kat etmiş olan bu varlığın hiç yaşamamış gibi iptalini anlatır.

Yukarıda anlattığım rüyaya benzer rüyaları siz de yaşamışsınızdır. Günlerce etkisinde kaldığınız iyi veya kötü rüyalarınız olmuştur.

Bu yazıda cennetleri anlatmaya yer kalmadı. İnşallah başka bir yazıda o konuya gireriz. Ama şu kadarını söyleyeyim.

Halk arasında çok anlatılan “Huriler, Nuriler” bölümü cennetin ilk katmanı, yani tatmin boyutudur.

Dünyasal zaaflar, eksiklikler hızla tamamlatılır. Sağlıcakla...

    BU HABERE YAPILAN YORUMLAR
    YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

 
Copyright ©
Yenigün Ofset Gazete ve Matbaa Tesisleri Mumcular Sk. (Eski itfaiye karşısı) No: 16/B EDİRNE
0 284 225 27 57 - 212 77 55
xx