NURAN İKİZ /
Banyodaki havlu
10 Ağustos 2018 Cuma, 07:00

Şimdiye kadar belki de pek üzerinde durmamıştım. Geçenlerde dikkatimi çekti, banyodaki havluyu sık sık değiştirmek zorunda kalıyoruz. Çünkü değiştirmezsek hemen kokmaya başlıyor. Halbuki banyodaki havlu yıkandıktan sonra, yani vücudumuz tertemizken kullanılır, sadece vücudumuza temas ettiririz. Kısa zamanda kokmasının nedeni ne? diye düşünüp araştırdım. Bunun yanında başka bilgiler de edindim.

Sebebi vücudumuz değil, vücudumuzdaki ölü deri hücreleriymiş. İstediğimiz kadar bol su ve sabunla yıkanalım, su ile birlikte kirlerin ve bakterilerin gittiğini zannedelim, yine de vücudumuz üstünde ölü deri hücreleri kalır ve kurulanırken bunlar havluya geçermiş. Bundan sonraki sorun havalandırmaymış. Zaten havası devamlı nemli olan banyolar küflenme için ideal ortamlar olduğu için bu nedenle banyoları yıkanma sırasında değil de az sonra açıp havalandırmak gerekiyormuş. Aksi takdirde havluya sinmiş deri hücreleri süratle kokuşmaya başlarmış.

Açıklama şöyle:“Ellerimizi yıkadığımızda sabunun görevi derimiz üzerindeki bakterileri gevşetmektir. Ellerimizi bir havlu ile kuruladığımızda bu gevşemiş bakteriler de havluya geçer. Dolayısıyla ellerimizi sabunla yıkadıktan sonra kurulamadan ıslak bırakmanın temizlik bakımından pek faydası yoktur. Daha ziyade halka açık yerlerde ve işyerlerinde, tuvaletlerde kullanılan elektrikli el kurutucuları elleri kurutur ama bakteriler yine deride kalır. Bu nedenle temizlik açısından havlular, tabii ki temiz olmak şartıyla, sıcak hava üfleyen elektrikli kurutuculardan daha etkindirler. Havluların diğer kumaşlardan farkını yaratan, suyu kolayca emme özelliğini veren, kullanılan ipliğin cinsi ve daha önemlisi havlu kumaşının dokunuş biçimidir. Havlu kumaş yapımında daha çok pamuk ipliği kullanılır ve özel bir işlemden(apre) geçirilerek su emme gücü artırılır. Türkiye’de havluculuk 18. yüzyılın başından itibaren Bursa’da gelişmiş. Havluculuk, kadife dokumacılığın bir yan ürünü olarak doğmuş. Havlu ismi de Hav’lı kumaş anlamında Arapça’dan gelmektedir. ‘Hav’ Arapça’da kadife, çuha gibi kumaşların yüzeylerindeki ince tüylere verilen addır. Hav’sız olarak yapılan ve peşkir de denilen keten havlular ise ayrı bir imalat konusudur.”

Bu araştırmayı bulduğum yerde başka bilgilere de ulaştım. Örneğin suya alerjimiz olabilir mi? sorusuna da şöyle yanıt verilmiş: “Hayır. Alerjiler, bağışıklık sistemindeki antikorların bu maddeye saldırması sonucu oluşur. Ama suya bağlı olan hiçbir antikor yoktur.”

Alın bir soru daha: Tavuklar neden uçamaz? Onun da yanıtı şöyle: “Yaban tavukları aslında uçabilir. Diğerleri ise binlerce yıldır boyutları için besledikleri için bir ağacın tepesinden atlayıp uçmaktan fazlası için çok ağırlardır. Kanatları daha fazlasını kaldıramayabilir.”

Bu soru ve yanıtların ardından aklıma bugünlerde enerji elde etmek için kurulması planlanan Hidro Elektrik Santralleri(HES), Rüzgâr Enerji Santralleri(RES), Nekleer Enerji Santralleri(NES), Güneş Enerji Santralleri(GES) Jeotermal Enerji Santralleri(JES) ve Termik Elektrik Santralleri ve kurulacak yerleri için protestolar geldi. Kendi kendime son zamanlarda çok sık görülen yıldırımlardan elektrik akımı üretimine karşı çıkan olmaz herhalde dedim. Yıldırımdan elektrik üretimi sorusunun yanıtı da şöyle: “Bu pratik olmamasına rağmen mümkündür ama enerji depolamak bir problem oluşturabilir.”

Enerjiniz bol olsun!..

    BU HABERE YAPILAN YORUMLAR
    YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

 
Copyright ©
Yenigün Ofset Gazete ve Matbaa Tesisleri Mumcular Sk. (Eski itfaiye karşısı) No: 16/B EDİRNE
0 284 225 27 57 - 212 77 55
xx