Ahmet Acaroğlu /
İSTANBUL’DA  BİR   USTA
09 Ağustos 2018 Perşembe, 07:00

Birkaç gündür İstanbul’dayım. Millet sahillere koşarken,bu cehennem sıcağında  senin ne işin var İstanbul’da dediğinizi duyar gibiyim. Bizimki seyahat değil,bir yakınımın ameliyatı dolayısıyla zorunlu bir ikamet..Müthiş bir nem ve boğucu bir sıcak var burada. Halbuki Saroz’un bütün sahilleri, geniş kumsalıyla Enez üfür üfürdü gelirken. İstanbul’da bu mevsimde Boğaz’da değilsen ya da Boğaz tarafında olmayacaksan hiç evden çıkmayacaksın azizim.

Nereye baksan bir isyan gibi göğe yükselen binalar.Yataydan vazgeçip  dikey büyümeye geçti büyük şehirler.Topraklarımızı kurtarma telaşı mı,gecekondulardan kurtarıp modern bir kent yaratma arzusu mu diye düşünmeyin.Bence her ikisi de olabilir ama asıl gözü doymak bilmeyen müteahhit rantiyecilerin, kültür ve terbiye yoksulu haramzadelerin daha çok kazanma hırsının zakkumları bunlar.Dinlenecek toprak,ferahlayacak bir yeşillik bulamayan sarı,hain bir sıcak sizden çıkarıyor hıncını.Yer beton,gök beton.Deprem korkusuyla binaların zemin etütleri titizlikle yapılsa da meteorolojik etütlerin düşünülmediği bir gerçek. Yüksek binalar birbirinin rüzgarına duvar oluyor.

Tam Alemdağ’dan aşağı inerken,- “ Orhan ustanın bi hatırını soralım mı,dedi bacanak. Seni soruyor her seferinde.” Sonra tuşları tıklayarak numarayı çevirdi,ellerini direksiyondan,gözlerini yoldan ayırmadan:”- Abi çayı demle, bacanakla yoldayız, geliyoruz diye seslendi .Telefondaki sesini duydum ustanın.Sukaynamaya başladı bile,siz gelene kadar demlenir,diyordu.

Ali gibi o da Rizeliydi. Rot balans işi yapıyor Zeynep Kamil Hastanesi’ne yakın bir yerde. Derviş gönüllü,neşeli,hoş sohbet,dobra dobra bir arkadaş.Adam gibi adam yani. İşinin erbabı dürüst ve çalışkan bir esnaf.

Karadeniz deyince hamsi geliyor insanın aklına,Temel,Dursun,Fadime geliyor..Laz fıkralarındaki espri bolluğu ve nükte zenginliği Karadeniz insanının ne kadar zeki olduğunun göstergesi.Vatanseverlikleri tartışılmaz.Hamsi gibi hareketli, Karadenizin hırçın dalgaları gibi kıpır kıpırdırlar. Rize’nin küçük bir il olduğuna bakmayın, belki üç katı bir nüfus dışarıdadır.Nereye giderseniz gidin o şehirde başarılı iş adamlarının ilk sıralarında veya önemli kamu kurumlarının başında onları görürsünüz. “-Düşünsene Orhan usta diyorum, benim bacanağım da Rizeli.” ”- Ha puda pişey mi hocam,memleketi biz idare edeyiruk da.”diye patlatıyor cevabı.

Dükkanın arka tarafında balkona açılan bir kapı var. Kerestelerin üzerine yapılmış ahşap bir balkon.Yan tarafta mangal.Dedim ya keyif adamı Orhan usta. Balkon, yeşili birbirinden farklı ağaçların dallarıyla gölge bir mekan.Sakin rüzgarın bazen çoğalan esintisi az ötedeki incir ağacının çok sevdiğim nefis kokusunu taşıyor masamıza.Dut ağacının rüzgarla sallanan yapraklarının arasında dem çeken kumruları farkediyorum.Aşağıda yan yana iki üç kümes,kümesin önünde birbirine kur yapan horoz ve tavuklar..Bazen bir sansar çalıyormuş kapılarını. “-Olsun be, bize de yetiyor geri kalanlar.” diyecek kadar cömert bu usta. Demlik boşaldı.Kaç bardak içtiğimizi bilmiyorum.Bir Rizelinin demlediği çayın lezzetini söylemeye gerek var mı? Zaten biz sohbete gelmedik mi? Çay kahve bahane.

Eleman ekmek arası köfte söylemiş kendine.İş yoğun olunca öğün gecikir bazen. Acıktıysanız buyurun diye davet ediyor bizi de nezaketen.Usta durur mu?”- Ula,bileysun ağzumdaki dişlerin yarusu kesiktur,çömertluk yapaysun ustana.”- Hayırdır usta ne oldu dişlerine, diye sordum. ”- Hanım pen uyurken kesmiş onlari.Paşka turlü başa çıkamayı penumla.”. Öyle güzel  bir ton ve  Rize şivesiyle öyle bir güzel söylüyor ki istersen gülme. Eşi Selanikli,bizim topraklardan ve de diş hekimi.Anladınız mı espririyi? Fıkra diye dinleyin ama hakikat olduğunu da bilin.

-Orhan usta, ileride bir yeşil alan görünüyor dalların arasından dedim. “-Çok meraklanma çayını iç,güzel sohbete devam et sen dedi,fazla kurcalama,orası Karacaahmet.”Desene dedim;İstanbul’da yeşil bir alan kaldıysa orası ya askeriyeye ait,ya da mezarlık.

-Usta başka ne var ne yok,işler nasıl? ”- Bizim işler de durgun herkesinki gibi diyor ve gene köpürtüyor  muhabbeti.”-Bir gün bir lüks araba geldi.Lastiklerin havasına baktırdı.Elleri belinde ukala ukala,”borcumuz var mı? diye soruyor.Dese baa ,borcumuz ne kadar,varsa bozuk paran at bi şeyler,yoksa güle güle diyeceğim. Borcumuz var mı diye sorunca;”.Senin borcun 20 lira. Bir gün başka bir lastikçiye de aynı şekilde sorarsan bir de küfür yersin üstüne.” 2o liraya soruyu doğru sormayı öğrettim ona .”derken kahkahaları patlattık yine.

Tam ayrılacağız,Ali takıldı ustaya,”-Orhan abi, sol ön lastiğin havası biraz eksik galiba,bi bakar mısın?.”Dört lastiği de kontrol edip eksik havayı tamamlayınca, şimdi tamam dedi dizlerinin üzerindeyken.Tam zamanıydı.-Ustam dedim , borcumuz ne kadar? Gülmekten ayağa kalkamadı Orhan usta.Yoksa bizim 20 lira da uçup gitmişti.

Hazır cevaplık, espritüel olmak,hayata hep bir umutla tutunmak,iyimser olabilmek, insana Allah’ın bir lütfu. Orhan usta ne gam, ne keder,ne sıkıntı barındırıyor içinde.Dertsiz insan olur mu ?Ama şunu diyebilenlerden Orhan bey:” Bu da geçer ya HU” .

İstanbul’da Zeynep Kamil’de bir Orhan usta var.Sıcaktan bunalmış,dertten yorulmuşsanız,psikoloik,nerolojik ,ekonomik,matematik sıkıntılardan muzdaripseniz Orhan ustaya uğrayıp bir çayını için derim.Benden de selam söylemeyi unutmayın.
 

    BU HABERE YAPILAN YORUMLAR
    YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

 
Copyright ©
Yenigün Ofset Gazete ve Matbaa Tesisleri Mumcular Sk. (Eski itfaiye karşısı) No: 16/B EDİRNE
0 284 225 27 57 - 212 77 55
xx