ERCAN KERMAN
METAL YORGUNLUĞU
Yayın Tarihi: 06 Ağustos 2018, Pazartesi
Diğer Yazıları

Son zamanlarda siyasette kullanılan “Metal yorgunluğu” deyimini bildiğim kadarıyla açmak istiyorum.

Laboratuvarlarda bir metalden 1 cm2 çapında 1 metre boyunda bir çubuk asılır. Ucuna yavaş yavaş ağırlık artırılarak asılır. Kaç kilogramda deforme olursa, yani 1 metrelik boyu biraz uzarsa o metalin çekeri o kadar demektir. Örneğin yeni imal edilmiş bir demir çubuğun çekeri 440 kilogramdır.  441 kilogram asıldığında demir çubuk uzar, şekli bozulur. Aynı demir çubuk üretimden sonra hiç kullanılmayıp bir kenarda bekletilse bile 10-15 yıl sonra çekerinin düştüğü gözlemlenmiştir. Bunu araştıran bilim insanları yeni üretilmiş çubukta elektrom mikroskobuyla bakıldığında moleküler dizilimde düzgün olduğunu gözlemlemişlerdir. Aynı çubuğa 10 yıl sonra bakıldığında moleküler dizilimde deformasyonlara rastlanılmıştır.

Bu konunun siyasette nasıl kullanıldığıyla ilgili yorumlara girmek istemiyorum.

İnsanlığın yakın tarihinde yaşanmış ve hala yaşanmaya devam eden “Evrim Teorisi” polemiği güzel bir örnektir. Darvin’in yayınlamak dahi istemediği, yıllarca geciktirdiğ teorisi, sonradan hayatın diğer alanlarına da uygulanarak tartışmalara sebep olmuştur.

Düşünürsek “Kriminoloji” yani “Suç biliminde” dahi iklime, bölgelere göre farklılıklar gözlemlenmektedir. Sıcak ülkelerde suç daha ziyade cana karşı, soğuk bölgelerde daha ziyade mala karşı işlenmesi gibi…

Söylemeye çalıştığım bilimsel gelişmeler toplumlarda davranış değişikliklerine sebep olmaktadır.  Nasıl ki bir nehrin içindeyseniz, aynı suyla iki kere yıkanamazsınız. Çünkü su akmaktadır. Zaman da devamlı aktığı için olaylar birbirine benzese de aynı değildir.

“Metal yorgunluğu” deyim olarak siyasete bile girdiyse yaşadığımız baş döndürücü gelişmelerden sonra çocuklarımızın bizi kuzu kuzu dinlemelerini beklememeliyiz. Onlar bizden daha hızlı düşünmeye alıştılar. Uzun ve yorucu çalışmalardan sıkılmaları normaldir.

Bizler, yani 1950-1960 arası doğanlar bizden öncekilerle de, bizden sonrakilerle de ilgilenmek zorunda bırakıldık.  Bırakıldık diyorum, çünkü büyük annem beni severken “Evladım bana bakacak” diye severdi.

Sosyal Sigortalar kurumları henüz fazla gelişmediğinden o misyonu da bize yüklemişlerdi. Yaşlılarımızla ilgilendik.

Çocuklarımızla, hatta torunlarımızla da ilgilenmek zorunda kaldık. Peki ne ara yaşadık?

Orası belli değil…

Gürültü patırtı arasında yılların nasıl geçtiğini anlayamadık.

Her şeye rağmen, tatlı bir metal yorgunluğu içinde olsak da mutluyuz.

Görevini yapmış insanların huzuruyla yaşıyoruz.

Ne mutlu bizlere.

Kalın sağlıcakla…

DİĞER YAZARLAR
Tülay Çağlarer
Bal kabağının tam zamanı
Selçuk Duranlar
Karbon ayak izi (2)
Psikolog. Buse Başköylü
15 tatilde çocuklarla yapılabilecekler
Yaver Tetik
Enerji verimliliği nedir, neden önemlidir? (5)
NURAN İKİZ
Kıssadan hisse
Zafer Dereli
Personel müracatları başladı
Şükrü Akıllı
Poşet ve çevre tahribatı
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
MURADİYE AKCAN
TRAFİKTE ZORBALIK MI HOŞGÖRÜ MÜ?
Burhan Aytekin
Bulgaristan Gezi Notlarım-3
EKREM KANTUR
Asgari ücrette yeni değişiklikler
Ahmet Acaroğlu
Doğu Türkistan kan ağlıyor
Numan Özgür METİN
Eskişehir gezisi notlarım
ERTAN ÇEKİÇ
Okumanın önemi
M. ENİS ŞENSEVER
Toplumda Sanat
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER
MUSTAFA ÇETİN
ALEVİLİK VE TOPLUMSAL BİRLİK
ERCAN KERMAN
GERÇEĞE SAYGI
Teoman Özçuhacı
İP’E TAKVİYE HAMLESİ TELAŞ YARATTI
CELİL ÖZCAN
ATATÜRK’E HAKARET ETMEK DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ DEĞİLDİR.
HAMİT PUHALOĞLU
Kırım'dan gelir bir Tatar
Recep Çınar
“Beka” sorunu mu, iktidarı kaybetme sorunu mu?