Burhan Aytekin
Atatürk'ün Kastamonulu İşçiyle Güreşi
Yayın Tarihi: 14 Temmuz 2018, Cumartesi
Diğer Yazıları

Cevat Abbas Gürer anlatıyor:

''Bir ağaç dibinin toprağını kabartan ve o civarda yalnız çalışan bir işçinin önünde Atatürk durdu. İşçiye o kadar yakındı ki, çapasının kalkıp inmesinden fırlayan toprakların küçük parçaları Atatürk’ün zarif düzgün ayakkabılarını okşuyordu. Önünde duran, karşısına dikilen bu vakitsiz zaire işçi bakmadı bile. Bu vaziyette epeyce sessiz durduk ve seyrettik. İşçi ne kendine, ne de çapasına bir an dinlenmek fırsatı vermiyordu. Atatürk:

-Nerelisin çocuğum?

Sualini işçiye doğrulttu; çapasını yere dayayan işçi;

– Kastamonuluyum beyim!

– Kastamonu’nun içinden misin?

– Hayır köyündenim.

– Askerlik yaptın mı?

– Yapmaz olur muyum?

– Harp gördün mü?

Sakarya muharebesinde bulundum. İzmir alındıktan bir kaç ay sonra tezkere aldım.

Pehlivan yapılı Sakarya gazisinin cevabından haz ve zevk duyduğu, fakat kendisini tanıtmak istemediği için olacak Atatürk’ün işçiye son sorgusu:

– Sen güreşir misin? Oldu.

Bu suale kadar ciddi bir çehre ile gözünü kırpmadan cevaplarını veren işçi gülümseyerek mütevazı bir tavır aldı ve:

– Güreşmez miyim? Dedi.

Ne yalan söyleyeyim, toprağı çapalarken, yeri sarsan darbelerine şahit olduğum, otuz beş yaşlarında gürbüz yaradılışlı, pişkin vücutlu, yay gibi atik ve tetik bakışlı, çelik bilekli Kastamonulu ile güreşmemi Atatürk’ün teklif edeceğinden heyecana düşmüştüm.

Bereket versin başını gülerek bana çeviren Atatürk gözlerini kırptı ve işçiye dönerek:

– Benimle de güreşir misin? dedi.

Ben işçiye büyük muhatabını anlayabilmek imkânını ararken Atatürk:

– Bırak çapanı ileri gel! Emrinde bulundu.

Bu emre tereddütsüz tebaiyet eden Kastamonulu çapasını bıraktı. İlerledi ve el ense etmeye hazırlandı. Ben seri bir hareketle işçinin arkasına geçerken Atatürk ile Kastamonulu güreşe tutuşmuşlardı.

Atatürk’ü; bütün ciddiyet ve var kuvveti ile saran ve sarsan Kastamonuludan kurtarmak için Atatürk’e göstermeden ve hissettirmeden bir çelme attım, Kastamonulu yere yıkıldı.

Fakat hemen ayağa kalkan işçi mağlubiyetini saymadı. Kısa bir münakaşa oldu. Müşkül vaziyetteydim. İşçinin bir ayağının dayandığı toprağın kaymasından dolayı yıkıldığını yoksa benim hiç bir müdahalem olmadığına dair teminat verdim.

Atatürk’le işçisi tekrar güreşmek üzere birbirlerinden ayrılabildiler. Kastamonulu katiyen Atatürk’ü tanımamıştı. İşçiden beş on adım uzaklaştıktan sonra ufak bir mükâfat vermek için Atatürk’ün müsaadesini istedim. Bu gibi vaziyetlerde cömert olan Atatürk’ün:

-Bir lira ver! Demesi hayretimi mucip oldu. Teveccüh ve muhabbetine güvenerek:

– ‘Biraz sonra zatı devletlerinizin kim olduğunu öğrenecektir. Tok gözlü ve alnının teri ile kazanmaya alışmış olan bu yurttaş, sizin lütfunuzu hatıra olarak saklayacaktır. Bari işine yarayacak miktarda verirsek sevindirmiş oluruz.’ Mütalaasında bulundum; Atatürk gülerek, fakat çok manalı kaşlarını çatarak:

-Bir lira yüz kuruştur, az mı? Buyurdular…

-Evet, yüz kuruş işçinin bir günlük yevmiyesidir. Cevabında bulunarak sustum. Atatürk:

-Öyle ise on yevmiye ver! Emrinde bulundular.

Döndüm, Kastamonuluya yaklaştım. On lirayı kendisine uzatırken bu sefer işçi:

– Bu parayı niçin bana veriyorsun? Sualinde bulundu. Koca Türk’ün sebepsiz para almayacağını hissettiğimden:

– Mintanın biraz yırtıldı da yenisini alırsın, diyerek parayı kabul ettirebildim. Bu hareket tarzımından merakı artan işçi:

– Siz kimsiniz beyim? dedi.

Cevaben:

– Ben tüccarım. Fakat güreştiğiniz bu bey bu çiftliğin sahibidir, diyerek Atatürk’ü tanımayı işçinin zekâsına bıraktım ve büyük adama yetişmek üzere acele yanından ayrıldım.

On beş, yirmi dakika sonra aynı yoldan dönüyorduk. Kastamonulu işçi bizi görür görmez koşarak yanımıza geldi, heyecanını saklayamıyordu. Hemen Atatürk’ün ellerine sarıldı ve öptü. Yüreğinin bütün samimiyetiyle:

-Demin Ata’mı tanıyamadım. Beni affet! Hiç ben sizinle güreşir miyim? dedi. Atatürk:

-Zararı yok. Şimdi burada ikimiz de biriz. Devlet ve millet işleri başında ben senin büyüğünüm, babanım, buyurdular ve işçiyi okşadılar, işinin başına yolladılar''.

DİĞER YAZARLAR
Tülay Çağlarer
GIDA İSRAFI
Yaver Tetik
Merkezi sistem katı yakıtlı sıcak sulu kalorifer kazanlarından nasıl enerji tasarrufu sağlanır? (3)
Psikolog. Buse Başköylü
Ergenlik huzursuzluğu mu, depresyon mu?
NURAN İKİZ
Hayatın değeri
Zafer Dereli
Disiplin cezasına itiraz etmedim, dava açabilir miyim?
Şükrü Akıllı
Selimiye ve yemiş kapanı hanında Vakıflar açıklaması
ERCAN KERMAN
Zihin egzersizi
Selçuk Duranlar
Karbon ayak izi (2)
MURADİYE AKCAN
TRAFİKTE ZORBALIK MI HOŞGÖRÜ MÜ?
EKREM KANTUR
SGK’da malül ve engelli aylığı
Ahmet Acaroğlu
UĞURLAR OLSUN OZAN ARİF
Numan Özgür METİN
Sapanca-Maşukiye-Kartepe doğa turu
ERTAN ÇEKİÇ
Güzel konuşma sanatı
M. ENİS ŞENSEVER
Türkiye’de psikolojik edilgenliği kırmak
Recep Çınar
Şehir ve İnsan
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER
MUSTAFA ÇETİN
ALEVİLİK VE TOPLUMSAL BİRLİK
Teoman Özçuhacı
İP’E TAKVİYE HAMLESİ TELAŞ YARATTI
CELİL ÖZCAN
ATATÜRK’E HAKARET ETMEK DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ DEĞİLDİR.
Burhan Aytekin
Bulgaristan Gezi Notlarım-3
HAMİT PUHALOĞLU
Kırım'dan gelir bir Tatar