NURAN İKİZ /
Parlatma
06 Temmuz 2018 Cuma, 07:00

Son yıllarda sıkça kullanılan ‘parlatma’ kelimesinin sözlük anlamı kısaca ‘parlatmak işi’ olarak geçiyor. Osmanlı döneminde bu kelimenin, “ilma”, “perdah” olarak kullanıldığı biliniyor. Daha da inceliğine inilirse kelimenin eş anlamları şöyle de belirtiliyor:

“Parlatmak:Perdalamak; Yaldızlamak; İçmek; Bir yüzeyi düzgün ve parlak duruma getirmek, parlamasını sağlamak; Güzel etkili, alışılmamış söz söylemek.”

Başta da dedim ya son yıllarda bu kelime epey bir moda oldu. Özellikle başta siyaset alanında olmak üzere, bir mevkiiye, bir kuruluşun başına veya bir liderlik yarışına katılan birçoğunun parlatma işi çok iyi yapılıyor. “Bak şu kişi yok mu şu kişi, çok değerli. Nereye, hangi kuruluşun başına getirirsen getir orayı mum gibi yapar. Çok da sevdirir kendini. Tam bir halk adamı. Eşi benzeri yok.” gibi sözlerle parlatılmakla kalmaz, eğer seçileceği veya sevilmesi istenilen görev yükseklerdeyse onu parlatmak için en önemli araçlar da basın, medya araçları olur.

Parlat parlatabildiğin kadar…

Haa şimdi gelelim madalyonun diğer yüzüne… Parlatma işini güzel mi güzel hallettin diyelim, ama son yıllarda çok tekrarlandığı için, çok fazla da hedef yakalanmadığı için bu yol çıkar bir yol mudur, değil midir, orası biraz şüpheli…

Eskiden olanları ben bilmem ama son yıllarda bu yola başvuranların eli biraz böğürlerinde kalıyor gibi geliyor bana…  Bu yüzden de eğer o parlatılan kişileri bir yerlere getirecek olan vatandaşlarsa artık yemiyorlar  bunları...

Deneyip bir an için başarılı olanlar da eğer o mevkiiye getirdikleri kişi gerçekten parlatmaya değerse eh başarılı oldu gitti. Amaaa değer değilse foyası çabuk çıkar ortaya. Sarfedilen çabalar da boşa gitmiş olur.

Hatta sporda da gözleniyor bu parlatma yöntemi. Benim futbolla aram pek iyi değildir ama biraz gözlemle anlaşılıyor. İyi bir transfer  için sporcu göklere çıkarılıyor. Ancak amaç sağlanınca bakıyorsunuz futbolcuda ‘tık’ yok, umutlar yerlerde. Hayaller gerçeğe dönüşüyor…

Neyse anlatmak istediğimizi anlattık herhalde. Zaten bizim halkımızın bir tekerlemesi vardır, hemen hemen her olaya uygun. Evlenmede de, iş kurmada da, bir mevkiiye gelmede de kullanırlar o sözü…

“Sonu hayırlı olsun!” derler.

Bu konuda bir fıkra.

Şimdiki kamyonların, tır’ların işini eski zamanlarda kervanlarda görev alan develer yaparmış. Kervan sahipleri de küçümsenmeyenek derecede mevki ve mal-mülk sahipleriymiş. Eee böyle olunca itibarları da, onlara işleri düşünler de çok olurmuş.

Kervancının oluşturduğu kervan, değerli mallarla yüklü olarak yola çıkmış. Kervanın adet üzerine önünde bir eşek, arkasında bir eşek yürürmüş. Tabii silahlı korumalar, gözcüler, hayvan bakıcıları… Yani kalabalık olurmuş kervan.

Öndeki eşeğin boynunda, ineklerin, öküzlerin boynuna takılan cinsten kocaman bir çan, adım attıkça çevreye güçlü bir ses yayarmış; “Benim ağam, anlıdır ağam, şanlıdır ağam.” , “Benim ağam, anlıdır ağam, şanlıdır ağam” diye…

Arkadaki eşeğin boynunda ise koyunların boynuna takılanlardan küçük bir çıngırak varmış. Ondan yayılan ses de,”Sen sonuna bak, sen sonuna bak!” diye usulca geleceği işaret edermiş sadece…

Parlatılanların da parlatanların da sonu hayırlı olsun diyelim…

    BU HABERE YAPILAN YORUMLAR
    YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

 
Copyright ©
Yenigün Ofset Gazete ve Matbaa Tesisleri Mumcular Sk. (Eski itfaiye karşısı) No: 16/B EDİRNE
0 284 225 27 57 - 212 77 55
xx