ÜLKÜ VARLIK /
‘’ELİF DEDİM, BE DEDİM…’’
05 Temmuz 2018 Perşembe, 07:00

‘Binebildiğim en soylu at,/ sevebildiğim en güzel kadın,/

yazabildiğim en yüksek şiir kayboldular kayboldular kayboldular.

Azer Yaran’

‘’Kırık Dal şiirinden…’’

 

 

      Bu ünlü sanatcı, yazar ve şairle kitapların sayfaları arasında tanışmam İstanbul’da açılan bir Picasso Sergisi öncesinde oldu. Bir sergiyi gezmeden önce mutlaka o sergi sahibi hakkında bilgi toplamaya çalısırım. Şayet bu bir Picasso sergisi ise, Picasso hakkında bildiklerimi gözden geçirip sergiyi o şekilde gezmek isterim. Evdeki kitap odamda kültür ve sanat kitapları arasında yer alan en sevdiğim eserlerden biri ‘’Bilim ve Sanat Dergisi’’ koleksiyonumdur. Bu dergilerden bazılarının ceşitli sayfalarını karıştırırken Azer Yaran’ın ‘Picasso’ başlıklı nefis bir yazısı ile karşılaştım. Yazıyı hemen okumaya başladım ve çok beğendim. Dünyaca ünlü bu ressam, bugüne kadar tanımadığım yönleri ile tanıtılıyordu. Dergideki yazının sahibi ise  Azer Yaran’dı .                                                                                      

     Azer Yaran’ın okuduğum yazısının son paragrafını sizlerle paylaşmak istiyorum. Cümlelerin anlam yüklerine, akıcılığına bakınca, çok sevdiğim yazar Salah Birsel’in güzel bir sözü aklıma düştü. ‘’Yazdığınız yazıda ki bir cümle içinde ne bir sözcük eksik olsun, ne de bir sözcük fazla diye.’’ Azer yazar’ın bu kuralı aynen uyguladığını görüyoruz; ‘’Picasso, çevresinde efsaneler doğan sanatçılarla aynı yazgıyı paylaşıyor. Bu tür efsanelerde belirgin olan, karmaşık sanatsal doku içinden bir ipliğin çekilmesi ve bütünlüğe mal edilmesidir. Efsane çabası gerçekte algılayanın gözlerini bağlamaktadır. Dokunun bir ipliğinden, bir terimden bir bilmeceden yola çıkarak kavrama savı sanatın doğasına aykırıdır. Böyle bir tutum karmaşık ve zengin bir sanatla içli dışlı olmanın verimli yönü önüne duvar çeker. Sanatı yaşama çağıran gerçeklikte öyle zengin ve karmaşıktır.’’

     Bu sanatçı, yazar, ve şairimizin hayatından, eserlerinden kısa kesitlerle söz etmek istiyorum..

Azer Yaran

     O’nu, Rusça’dan yaptığı “birinci el” çevirilerle tanıdı edebiyat dünyası… Özellikle Yesenin, Pasternak, Lermontov, Puşkin, Ahmatova gibi, isimleri klasikler arasına girmiş ve bugün hâlâ en çok okunan Rus şair ve yazarlar üzerinde çalışan, yılmadan ve yorulmadan hayatının -ve geçiminin- tek amacı haline gelen bu uğraşısı içinde neredeyse en çok aranan isim olan Azer Yaran, Ordu’nun Fatsa ilçesinin şirin bir köyü olan Korucuk (Kavraz)’ta dünyaya geldi.

     Yaşamı süresince TRT’de sanatçılık, edebiyat dünyasında çevirmenlik ve şairlik yaptı.  Bütün bunların sonrasında tekrar doğduğu köye yerleşen Yaran,  baba evinde yüzlerce kitap arasında, kendini mutlu hissederek çevirilerine gömülen, yoruldukça curasına sarılıp “Elif dedim, be dedim” i söyleyen Azer Yaran, birilerine küserek bu kararı almış değil; sadece hayatın acımasız şartlarına daha fazla hizmet etmemek ve daha özgür olmak için köyüne döndü. Bir süre köyünde çalışmalarını sürdürdü ancak 2005 yılında vefat ederek ebedi yolculuğuna çıktı.


     1949 yılında Korucuk’ta doğan Azer Yaran, ilk, orta ve liseyi Ordu’da okuduktan sonra Ankara Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girer ve burayı bitirir (1977). Bu okulu tercih etmesini, “O dönemde Rusya ile ilişkilerimiz iyi idi. Rusça’yı öğrenirsek ticaret hayatında daha çok şansımız olduğu söyleniyor, biz de böyle düşünüyorduk” diye açıklıyor. Öğrencilik yıllarında TRT’nin açtığı sınavı kazanıp “bas ses” olarak çalışmaya başlıyor; kurum içinde eğitim alıyor ve klasik müzik prodüksiyonlarında görev yapıyor.

     Maceralı memuriyet hayatını, 1981’de, Sivas Teknik Ziraat Müdürlüğü’ne tayin edildiği için bitiren Yaran, Türkiye’nin müzik sorunları üzerine teorik yazılar kaleme alıyor uzun zaman… İstanbul’da, reklam yazarlığı ve ‘Ünlüler Ansiklopedisi’’nde bölüm yazarlığının yanısıra çevirmenlik yaptı. Büyük şehirlerin boğuculuğundan kurtulmak için 1992 yılında köyüne, yani Korucuk’a atıyor kendini… Lermontov’ un “İblis”i üzerinde uzu bir süre calışmıştır. Azer Yaran, Türkiye’nin birikimlerini iyi biliyordu. Ölümünden önce kendisini ziyarete giden bir grup arkadaşı ve edebiyat dünyasının saygın insanlarına ’’ Kültür ve edebiyat dünyamızda çok değerli isimlerin yetiştiğini, son yıllarda gençlerin başarılı şiirlere imza attığını söylüyor ve ekliyordu: “Herkes kendini ortaya koymalı. Çünkü herkes kendi döneminin türküsünü söyler. Kimse Yunus olmaya çalışmamalı. Çünkü Yunus, kendi döneminin türküsünü söyledi.”

İlk belleğin sesi, ya da belleğin ilk sesi.’’

     Türkiye’de ne olup bittiğini günü gününe takip edemiyor ama 13 bin kitaplık Fatsa Halk Kütüphanesi can simidi… Şehirden şehire, farklı mekanlara taşınırken kitaplıklarını dağıtan ve birçoğunun izini kaybeden Azer Yaran, köydeki kütüphanesini Rusça şiir kitapları, antolojiler, sözlük takımları, çeşitli edebiyat eserleriyle donatmış.
Sağlığında köy minübüsçülerine küstüğü için altı kilometrelik Fatsa-Korucuk yolunu yürüyerek inip çıktığını herkes bilir. Son zamanlarını yeni hayatından çok memnun olarak kitapları ve tabiatla kucak kucağa geçirmiştir. Bunu, kendisi de itiraf ediyor: “Köy evimde kitaplığımın yanındaki koltuğa oturup yaslanınca, başımın arkasında on santimetre uzaklıkta bebeksi bir nefes sesinin içinden kılcal ötüşler işittim. Kuş, dışta bir tuğlanın kırığından duvar içine yavru yapmış. Yavrular daha şimdi yumurtadan çıkmışlar, çıkmaktalar. İlk belleğin sesi, ya da belleğin ilk sesi.’’


     Bu unutulmaz sanatcı, yazar ve şaire Fatsa’nın korucuk köyündeki kabrinde ışıklar içinde yatmasını canı gönülden diliyorum.


Azer Yaran’ın sevdiğim şiirlerinden birini sizlerle paylaşmak istiyorum;

Karadeniz Şarkıları

Ansızın içimde bir deniz ürperdi, 
Kuşkunun ilmiğinden geçti umut, 
Ey şehir çığlıkları gerdin, 
Başucunda kara bulut.

Akşamdı, kesti şarkıyı kıyı
Geçmiş yıllardan neler anlattı, neler, 
Banklarda işlek bir mırıltıyı
Kışkırtıyordu yumuşak gölgeler.

Dolanarak gündüz bir adak ağacına, 
Dalgalar talih diler, 
Gece rıhtımın altın zincirine
Asılıdır altın gemiler.

Ama ağır sancılar taşıyor kıyımız, 
Yamaçlarda kadınlar, yangının derin ahların, 
Tepelerimizde eziliyor yorgun toprağımız
Altında nükleer silahların.

Şiir Kitapları

     Mayıs (Türkiye Yazıları, 1979), Burada Günışığı Türk (Gibi Yayınları, 1996) , Deniz ve Ten (Öteki Yayınevi, 1998), Giz Menekşesi Toplu Şiirler (1975-2002)

Denemeleri: 
Günışığının Kıyısında, Sonyaz Bildirisi.

Çevirileri: 
S. Yesenin, Lirikler (1982), A. Ahmatova, Seçilmiş Şiirler (1984), S. Yesenin, Sönüyor Al

Kanatları Günbatımının (1992), A. Blok, Şiirler (1992), B. Pasternak, Kızkardeşim Hayat (1993), B. Pasternak, İkinci Doğuş (1994), Y. Lermontov, Deniz Kızı (1994), A. Puşkin, Bakır Atlı (1995), G. Aygi, Sen-Simalarıyla Çiçeklerin (1995), M. Tsvetayeva, Ruh ve Ad (1996), V. Mayakovski, Dinleyin! (1999), V. Mayakovski, Pantolonlu Bulut (2002) A. Puşkin, Yevgeni Onegin (2003, YKY)

     Bize bıraktığın birbirinden yararlı, aydınlatıcı ve güzel eserlerin için sana kocaman bir teşekkür borçluyuz. Işıklar içinde yat koca sanatcı, yazar ve şair.

Kaynakca.

Bilim ve Sanat Dergisi çeşitli sayıları

http//www. şiirakademisi com.

Dr.Ülkü Varlık Arşivi

    BU HABERE YAPILAN YORUMLAR
    YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

 
Copyright ©
Yenigün Ofset Gazete ve Matbaa Tesisleri Mumcular Sk. (Eski itfaiye karşısı) No: 16/B EDİRNE
0 284 225 27 57 - 212 77 55
xx