M. ENİS ŞENSEVER /
Ciğer tava ve postmodern durum (3)
30 Mayıs 2018 Çarşamba, 07:00

       Fotoğrafın resmedilmesi de, kopyanın kopyası oluyor. Yani yansıyanın kopyasının kopyası. Hem de ifadesis. Bunun nesi sanat soruyoruz? İşte bu saçmalığı postmodern sanatta görüyoruz. Hiperrealizm denilen bu tarz da postmodern bir yaklaşımdır. Emperyalizm işte bu tür çalışmaları servis ederek insanın düşünme ve idrak edebilme, muhakeme edebilme entelektüelliğini kırıyor, yok ediyor. Amerikan pop sanatı bu haliyle postmodern sanatın öncüsü olmuştur.  Örnek verecek olursak Ralph GONİNGS İn - Paul ün köşesi(1970) adlı yağlıboyası, Robert COTTİNGHAM ın - F.W(1975) yağlıboyası, Chuck CLOSE un-Susan(1972) yağlıboyaları gibi.(Resim–2)

       İngiliz pop sanatı, modern sanatın içinde, endüstriye bir tepki, eleştiri olarak doğduğu kesin.(Peter BLAKE, Richard HAMİLTON, Allen JONS, Eduardo PAOLOZZİ, Richard SMİTH vb).Amerikan pop sanatında değişim modernizmin dışına düşen, medyatik olanla kiçleşme eyilimiyle bayağılaşan postmodern durumdur.Yapmacıktır.(Roy LİCHTENSTEİN, Claes OLDENBURG, James ROSENGUİT, Andy WARHOL, Tom WASSELMANN.) Pop Art terimini ortaya atan Lawrence ALLOWAY’in tanımına da uyan, her iki pop hareketinde de popüler kültüre kök salmış(?) medyanın, insanların dünya görüşlerini değiştirdiklerini kanıtlamaya çalışmışlardır. İngiliz pop sanatında endüstriyel ortama eleştiriler göndermeler insani bir ruha sahip olsa da, ikinci evre Amerikan pop sanatında ruhsuzlaştırma söz konusudur. Amaçlanan nedir?

       Bunu Nazi sanatında ve totaliter komünizmde de görebilmekteyiz. Anıtsal ( Monumental) nitelikte ya da büyük boyutlu heykel formlarında ve yapılarında karşımıza çıkar. Örneğin totaliter Nazi döneminde inşa edilen ve seçilen yapılar özellikle seçilmiştir. Etkileyici ve hakimiyet kuran, ezici bir bakış açısına sahip olmasıdır.  Böyle yapıların içinde, yüksek duvarlar ve kapıların altında kendinizi bir hiç olduğunuzu sanırsınız. Amaçlananda budur. Kişiliğinize egemen olmak.(Resim–3/4)

        Amerikan pop sanatında da bu büyük ölçülerde ortaya konulan çalışmalarda postmodern tutum olarak empoze edilenlerde de bu benzerlik yokmudur. Macera dolu(?) Amerika’da büyüklük ölçütü kıstas değil midir? En büyük arabalar gibi. 1955 Buick klasik, 1956 Chevrolet Bel Aır,1959 Cadillac, 1969 Playmouth Roadrunner vb.(Resim–5)

         Devasa bir mala. Böylesi monumental boyutlarda bir mala ne anlama gelmektedir.  Malımı yüceltiliyor dersiniz? Claes OLDENBURG–Mala . 12,2 metre New York.(Resim–6) Bu çalışması bir meydan da park içinde sapı havada toprağa saplanmış vaziyette. Bir heykeli anımsatmakta. Hemen bir uygulamasını Edirne’de görmekteyiz. Ali Paşa Kapalı Çarşısı’nın kuzey batı, bankalar girişindeki kocaman laleler tartışma konusu olmuştu.(Resim–7) Bu laleleri, mala ile özdeşleştirmenizi istiyorum. Sonra da konumuz olan 7. Metre çapındaki ciğer tavayla bir bağlantı kurunuz lütfen. Orjinalinin katları(?) Sıva ustası tek eliyle bu malayı kullanabilirmi?, ciğer tavayı bir kişi tutup kullanıyor ve yıkıyor. 7 metrelik tavayı bir kişi kullanabilirmi, fonksiyonelmi?. Daha önce hamam tasını örnek vermiştik.

         Birde Çin Halk Cumhuriyeti’nde Meıtan Şehrinde düzenlenen Çay Fuarını örnek verelim. Çin kendisini dünyaya tanıtabilmek için çay ve çay kültürüne özel bir önem veriyor. ‘’bir yol bir kuşak,, insiyatifinin çay ayağında 10 katlı demlik formundaki fuar yapısı dikkat çekiyor. Çin hem komünist bir yapıda olup hem de kapitalist . Pop ya da postmodern oluşumların küresel yayılması orada da yansımasını buluyor. Kırmızı renkli fuar binası işlevsel ve amacına hizmet ediyor. O nedende farklı bir konsept olarak karşımıza çıkıyor.(Resim–8) Şimdi biz de tavamızı Edirne’nin tanıtımı için yapmadık mı diyeceksiniz. Evet, ancak bu çaydanlık gibi yapısal bir işlevi yok, kullanımı da pratik değil ve hantal. Hamam tası örneğini verdik doğrumu(?) Yine de sonuç olarak posmodern bir kiç(Ktcsh) üretimdir diyebiliriz.(Resim-8)

        Edirne Belediyesi kentin meşhur(?) edilen tava ciğerini tüm dünyaya tanıtmak için dünyanın en büyük (?) tavasını hazırlattı. 8 incisi düzenlenen Bando ve ciğer festivalinde somut olmayan tarihi varlıklar kapsamında  GUİNNESS rekor denemesi yapıldı. 2 ton ağırlığında ve 7 metre çapındaki tava, Prof Dr . Orhan KURAL  ve ekibi tarafından da ölçümü yapıldı. İşlevsel olan nesnelerin orjinaline sadık kalınarak katları şeklide uygulanıyor.(Resim–9)

       Guinness rekorları

         Guinness rekorlar kitabını herkes biliyor da Türkiye de bu kitabı ne gören var nede Guinness in ne iş yaptığını bilen var. Sorun burada başlıyor zaten. Bu kitap bu güne kadar 109 milyon satmış(?) 30 binin üzerinde TV kanalında haber yapılmış. Milyarlarca insan rekor denemelerini izliyor, birbirine anlatıyor.

          Aslında her şey 1950 li yıllarda GUİNNESS Bira Fabrikası müdürünün bir av partisinde arkadaşları ile Avrupa da ki en hızlı av kuşu hangisidir tartışmasıyla başlamış. Bu tartışma sonrası 1955 yılında Guinness rekorlar kitabı basılmış. Hatta İncil’den bile daha çok satılan kitap haline gelmiş. Giderek dünyanın tek rekor tescil kitabı olmuş, markaya dönüşmüş. Yılda 70 bin insan rekor tesciline başvuruyormuş. Tam bir popüler kültür.  Postmodernizmin de aradığı şey buydu. Yoksa bu niyetle mi kuruldu diye de düşünmüyor değiliz. Bunu sadece en hızlı av kuşunun kaydedilmesiyle yorumlamak mümkün değil.  İş o kadar ayyuka çıkmış ki, belediyeler, hükümetler, kurumlar vb başvurularda bulunmaya başlamış.  En hızlı av kuşunun tescilinden çıkmış, en büyük gibi insanları cezbeden, deli saçması akıllara ziyan rekor denemelerine yol açmış. Şimdi ise kendisini, şirketini, şehrini vb tanıtmak için aptalca ve tehlikeli rekor denemelerinin yapılıyor olmasıdır.

         Hakikaten gülünç ve komedi unsurlarının bu denli rağbet görmesi de, bir akıl tutulmasını mı akla getiriyor? En şaşırtıcı, en çılgınca olmak, tam bir Amerikan vari yaşam algısını çağrıştırıyor. Dev adamların 100 kiloluk 200 kiloluk ağırlıkları, traktör lastiklerini, koca koca bira fıçılarını taşıma yarışmaları gibi. Bunlar hep Amerika’dan peydahlanıp yayılan şeyler.

        Rekor denemeleri güldüren cinsten. Bir dakikada  en fazla birdirbir oyunu rekoru BARCELONA’da kırılmış. En büyük çay partisi JAPONYA’da NİSHO ticaret ve sanayi odası tarafından yapılmış. Binanın istihap haddini zorlamış mı merak ettim. 50 ürünü kasadan en hızlı geçiren kasiyer rekoru gibi. Sorulan soru da şu. İnsanlar bu kadar komik denemeleri neden yapar?

        Prof. Dr. Nevzat TARHAN şöyle açıklıyor: Bunlar insan psikolojisiyle ilgili. Ünlü olmak, alkışlanmak, bunları izleyenlerin merak ve hayret duyguları. Yani hastalıklı kişiliğe sahip insanlar olabileceğini söylüyor. Buna eksiklik, tatminsizlik kompleksi de deniliyor.  Hakikaten ne işe yaramakta, hangi sorunu çözmektedir? İrite edici rekorlarla neyi tescillendiriyoruz? Dünyanın en kıllı adamı, sırt derisine geçirilen kancalar ile araba çekme denemesi?!

          Gerçeyi söylemek gerekirse burada olay, rekoru aşmakla kişilik sorunu yaşayan insanların hezeyanlı yarışmalarına zemin hazırlamaya dönüşmüş. Megolamanca bir şey. Bunu amacına uygun gören, maksimize eden postmodern durumun kültür anlayışı olarak da bakmak gerekiyor.. 12,2 metrelik mala heykelinin  de bundan bir farkı yok ! Prof.Dr. N.TARHAN özellikle NARSİST eğlimli olan, abartılmış bir önemseme bozukluğundan bahsediyor. ‘Önemli şeyler yapmak için çalışıp, emek harcayarak bir noktaya gelemeyen insanların çaba sarfedmeyi de göze alamadığından sıra dışı, garip, ayrıca göz dolduran denemelerle kolay yoldan ün sağlamak istemeleridir’ diyor. Bu kişiler arasında Manik depresif kişilik bozukluğuna da yer veriyor.

         Medyanın ilgisiyle medyatik şovlara da dönüşmesidir. Boğaz köprüsünden intiharların TV’lerde yansımasıyla bunu şova dönüştüren bu tip kişilik sorunu yaşayan insanlar çıkmadı mı? İşin bir de bizim gibi her zaman gaza gelen toplumumuzda tezgah iyi çalışıyor. Önemli sorunlarını çözümleyemeyen kişi ve kurumlar, böylesi gösterilerle göz boyayarak sorunları ötelemeyi iyi beceriyorlar.  Tabi, 1955’den beri algı mühendisliği ile bu tip kişilik bozukluklarını kullanan, pompalayan küresel organizasyonlar olduğunu da bilelim. Tezgâh iyi çalışıyor, bütün sorunlarımızı unutup gözlerimiz bağlanıyor.

          Prof. Dr. Orhan KURAL, olayı yumuşatarak insanların faklı şeyler yapmak ve hakkında konuşulur olmak gibi bir içgüdüye de sahip olduğunu hatırlatıyor.(?) İnsanların farklı ve ilginç olanı görme gibi merakları da olduğunu söylüyor. Guinness‘e ilgi bu nedenleymiş, ‘’Hocam bu kadar işin var, ne işin var Guinness’de,, diyorlarmış. ‘İyi kullanılırsa çok faydalı olacağını düşünüyorum’ diyor ! Öne çıkarılması gereken bir projeymiş(?) ‘Futbolun ne faydası var ya da Formula 1 oto yarışlarının, ama yapılıyor ve ilgi çekiyor’ diyor. Hoca proje diyerek her şeyi özetliyor zaten. İnsanları el altında tutarak, gazını alarak zapturap altında oyalamanın formülünü söylüyor. Liberal Demokratlığının gereklerini yerine getiriyor. O.KURAL Guinnes aracılığıyla görevini yapıyor.

         İspanya’da diktatör FRANKO’ya sormuşlar, “Bu toplumu 40 sene nasıl yönettiniz?” diye. Cevabı “3.F “(Ü –F) olmuş. 1. Futbol, 2. Flamenko, 3. Fiyesta. Bu postmodern durumu bu bilinçle gerçekleştirdiler. Emperyalizm budur işte. Faşist yöntemler, postmodern de dahil bir algı operasyonudur.

Kaynak

1960 Sonrası Sanat – Prof. Dr. Semra GERMANER

Avant – Garde 1945 – 1995 / Sanat Dünyamız

Resim sanatı tarihinde devrimler ve karşı devrimler – A.Cemal ERŞEN

Kiç ve plastik sanatlar üzerine – F. Gonca İlbeyi DEMİR

Postmodernizm ve sanat – Güzin YAMANER

Post – Modernizm – Milliyet Sanat Dergisi. Kasım 1989

Sanat Sözlüğü – Nimet KESER

Yüksek Ressam – Mehmet Enis ŞENSEVER

Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Emekli Öğretim Elemanı

    BU HABERE YAPILAN YORUMLAR
    YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

 
Copyright ©
Yenigün Ofset Gazete ve Matbaa Tesisleri Mumcular Sk. (Eski itfaiye karşısı) No: 16/B EDİRNE
0 284 225 27 57 - 212 77 55
xx