Tülay Çağlarer /
PROF.DR. GÜLTAÇ ÖZBAY SANAT GALERİSİ VE RESSAM TAYYİP YILMAZ SERGİSİ
16 Mayıs 2018 Çarşamba, 07:00

Geçen Pazar günü küçük kızım Evren’in yaşadığı Kırklareli’ne gittim. O da bugün Kırklareli’nde Ressam Tayyip Yılmaz Bey’in bir resim sergisinin açılışının olduğunu ve serginin yapıldığı binanın da tarihi bir bina olduğunu söyledi. Ben de Tayyip Bey’e bir sürpriz yapmak istedim. Kızımla birlikte sergiye gittik.

            Ben sergi evinin tarihi bir bina olduğunu öğrenince, önce orayı incelemeye ve tarihi hakkında bilgi sahibi olmaya çalıştım.

            Binanın tabelasında “Prof. Dr. Gültaç Özbay Sanat Galerisi” yazıyor. Bina, Kırklareli Merkez Yayla Mahallesi, Namazgâh Caddesi üzerindedir. 2015 yılının Mart ayında tamamlanıp 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel, bir açılışla hizmete girmiştir.

Binanın açılışında yaptığı konuşmada Prof. Dr. Gültaç Özbay, binanın tarihi hakkında geniş bir bilgi veriyor:“Bina 1850 yıllarında inşa edilmiştir. Dini bir yapı olmayıp, şarap deposu olarak inşa edildiği, geçen asrın başlarına kadar şarap deposu olarak kullanıldığı biliniyor.

            Babam 1939 yılında hükümetçe yapılan bir ihaleden depo olarak binayı satın almıştır. Aslında Kırklareli Tapusu arşivinden çıkarılan kayıtlarda da depo olarak yazılmış olduğunu ben kendim gördüm. II. Dünya Harbi sırasında askerin yiyecek, giyecek ve savaş malzemelerinin depo edildiği bir yer olarak kullanılmıştır. Babamın 1944 yılında ölümünden sonra hayvan sahibi olanların samanlarını koyacağı depo olarak kiraya verilmiştir. 20 yılı geçen süredir metruk bir halde idi”.

Binanın tarihi hakkındaki bir başka bilgiyi de, yine açılışta söz alan ve restorasyonda büyük pay sahibi olan Kırklareli İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Ziya Eser’den öğreniyoruz. O da sözlerine, yukarıda yazdığım tarihi bilgileri anlatarak başlıyor ve şöyle devam ediyor: “Gültaç Hanım, metruk vaziyette, yıkılmaya yüz tutmuş bu binayı kendisi tarafından hizmete sokulamayacağını anlayınca Kırklareli Valiliği’nin Özel İdaresine, çeşitli sanat dallarındaki eserlerin sergileneceği bir Sergi Salonu olarak kullanılmak kaydıyla, 2011 yılında bağış yapmışlardır. Ve biz de burasını İl Özel İdaresi olarak teslim aldıktan sonra, önce, Edirne Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’yla da işbirliği yaparak projelendirme çalışmaları yapılmış ve aslına uygun olarak projelendirilerek kısa bir sürede restorasyon ve onarımı İl Özel İdaremiz tarafından gerçekleştirilmiştir”.

Bina gerçekten güzel bir yapı, 1800’lü yıllardan bugüne kadar kalabilmesinin en önemli özelliği taş bina olması. Binaya ne kadar hor bakılmış olsa da, o kalın taş duvarlar sayesinde ayakta kalabilmiş, çok da güzel restore edilmiş. Binadan sanat merkezi olarak yararlanılması da doğru bir karar. Açılışından bugüne kadar pek çok etkinliğe de ev sahipliği yapmış.

Elbette bu yapıyı Kırklareli Valiliği İl Özel İdaresine bağışlayan Prof. Dr. Gültaç Özbay’ı da merak etmişsinizdir. Bu isim Edirneliler için yabancı değildir. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalışarak, hem Tıp öğrencilerine, hem de halkımıza büyük hizmetlerde bulunmuştur. Benim kendisi ile tanışıklığım biraz daha özeldir. Büyük kızım Devrim’in de Tıp Fakültesi’nden hocasıdır. Burada karşılaşıp görüşmekten ayrıca mutluluk duyduğumu belirtmek isterim. Bu vesile ile kendisini siz okurlarıma tanıtmak amacıyla kısaca hayat hikâyesinden de bahsetmek istiyorum.  

Prof. Dr. Gültaç Özbay, 1 Haziran 1938’de Kırklareli’nde doğmuştur. İlk ve ortaokulu Kırklareli’nde, lise eğitimini Kandilli Kız Lisesi’nde yapmıştır. 1962 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1968 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa I. Dahiliye Kliniği’nde İç Hastalıkları Uzmanlığını almış, 1970 yılında Kardiyoloji uzmanı olmuştur. 1977 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin, Edirne Tıp Fakültesi kadrosunda çalışmaya başlamış, 1979 yılında doçent olmuştur. Bu arada yeni kurulan Edirne Tıp Fakültesi’nin kuruluşunda bulunmak üzere, 1982 yılı Eylül ayında Edirne’ye gelmiştir. 1987 yılında İç Hastalıkları Profesörü olmuş ve 1990 yılında Kardiyoloji Ana Bilim Dalı’nı kurmuş, aynı yıl Kardiyoloji profesörü olmuştur. 1 Haziran 2005 yılında da yaş sınırı nedeniyle emekli ayrılmıştır.

Sıra Tayyip Yılmaz Hocam’a sürpriz yapmaya geldi.

Sanat Evi’nin kapısından içeriye girdiğimde başı bir hayli kalabalıktı. Sergilenen Edirne resimlerine birer birer ve uzun uzun baktım. İnsan bu resimlere bakmaya ve Edirne’de yaşamaya doyamıyor.

Etrafı biraz sakinleyince Tayyip Bey ve sevgili eşi Kutsal Hanım’ın yanına gidip, “Size bir hemşehri dayanışmasında bulunmaya geldim” diyerek ellerini sıktım. Biraz şaşırdılar ve de memnun oldular. Ne de olsa bizler eski dostuz. Geçmişimiz 40 yılı aşkın bir zamana dayanıyor. Yani bir kahvenin 40 yıl hatırı var denir ya, biz bu kırk yıl hatırını çoktan aştık. Dostluğumuzun dışında Tayyip Bey’in rahmetli eşimle de, Edirne Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’nde çalışma arkadaşlığı var. Ayrıca eşim iyi resim yaptığı gibi iyi karikatür de çizerdi. O nedenle ikisi arasında bir sanatçı iletişimi, duyarlılığı da vardı. Hal böyle olunca biraz da nostalji yaşadık.

Daha geçen ay, 15 Nisan 2018’de Edirne Büyük Sinagog’u-Vakıf Kültür Sanat Evi’nde Tayyip Yılmaz’ın “Retrospektif Sergisi” vardı, gidemedim. Ancak basından takip ettim. Burada sanat hayatının her döneminde yapmış olduğu çalışmaların belirli ve seçilmiş örnekleri bir araya getirilip sergilenmişti (Bu cümle aynı zamanda restrospektif’in tarifidir). Tayyip Bey’in burada sergilenen ya da sergilenmeyen pek çok fotoğraf ve resimleri, Edirne’nin tanıtımı için çok önemli tarihi vesika niteliği taşır.

Sergide gözledim ki, Tayyip Bey 88 yaşında olmasına rağmen, hala heyecanlı ve dinamik idi. Sergide plastik sandalyeler de bulunuyordu. Oturanlar vardı ama o içeride, dışarıda hep ayakta, herkesle konuşuyor ve yüzü hep gülüyordu. Sanat mı insanı hep dinç tutuyor, yoksa disiplinli, düzenli, sevgi dolu bir yaşam mı? Bunlar olmasa zaten bu kadar eser ortaya çıkabilir mi hiç? Yukarıda da yazdığım gibi, 40-45 yıl öncesinden tanışıyoruz. Şimdilerde Kaleiçi’ndeki evinin alt katında çalışmalarını sürdürüyor. Tanışıklığımızın ilk zamanlarında Alipaşa Çarşısı’nın arkasında küçük bir dükkânı vardı. Bir gün eşimle o dükkana uğramıştık. Kendisi ile Edirne hakkında konuşuyorduk, bize bazı fotoğraf ve filmler çıkarıp gösteriyordu. Çok şaşırmıştım. Neden bahsetsek şak diye elini atıyor, fotoğrafları buluyor ve bize gösteriyordu. Çok düzenli biri olduğunu o zaman anlamıştım.

Benim bu kısa tanıtımımdan sonra, bunca yıllık hayat hikâyesini kendi anlatımıyla, birlikte okuyalım:

“Bulgaristan doğumluyum. 1935 yılında kaçarak Türkiye’ye göç ettik. Babam orada Şumnu’ya bağlı büyükçe bir köyün imamlığını ve eski Türkçe Öğretmenliğini yapıyordu. 1929 yılında Türk Milli Kongresi’ne katıldığı için sürekli takip ediliyordu. Bundan dolayı göç etmek zorunda kaldık. 24 Kasım 1935’te Edirne’ye ulaştık. Ben beş yaşımdaydım. Tekirdağ’ın Balaban Köyü’ne iskân edildik. İlkokulun üçüncü sınıfını burada bitirdim. Kepirtepe Köy Enstitüsü’nün dört ve beşinci sınıfını bitirdikten sonra, beş yıl daha burada okuyarak mezun oldum. Kepirtepe’yi iyi bir derece ile bitirdim. Burada resim öğretmenimiz Selahattin Taran’ın ilgisini çekmişim. Beni sürekli teşvik etti. Benim muhakkak Gazi Eğitim’e gitmemi istiyordu. 1945-50 yıllarında Gazi Eğitim’e 185 kişi arasından birincilikle girdim. Burada resim ve fotoğrafçılık konusunda çok iyi bir eğitim alarak iyi bir derece ile mezun oldum. Sonra, Bingöl Ortaokula’na resim öğretmeni olarak atandım. İki buçuk yıl sonra askerlik görevi için Bingöl’den ayrıldım. Askerliğimi Ankara’da yaptım. Askerliğim bitince Malatya Akçadağ’a tayinim çıktı. 3 yıla yakın burada kaldıktan sonra Edirne’ye tayin istedim. 1958 yılında Edirne’ye geldim. Edirne’de 1. Murat Lisesi’nin olduğu yerde harap bir okula atandım. Edirne’de ilk yaygın sergi çalışmalarını başlatan kişiyim. 1968 yılına kadar bu okulda çalıştım. Edirne Devlet Güzel Sanatlar Galerisi kurulunca okuldan ayrıldım ve Galeri Müdürlüğü’ne başladım. Dokuz yıl Galeri Müdürlüğü yaptım. 1977 yılında Mimarlık ve Mühendislik Akademisi açılınca oraya Fotoğraf ve Serbest Resim Öğretmeni olarak atandım. Bu görevde beş yıl çalıştım. 1985’te kendi isteğimle ayrıldım.

Eşim Kutsal Yılmaz emekli öğretmendir. Oğlumuz Prof. Dr. Ahmet Yılmaz Edirne Tıp Fakültesinde, ikinci oğlumuz Prof.Dr. Alper Yılmaz İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesine Öğretim Üyesidir.”

Yılmaz’ın 2013 yılında Edirne Valiliği tarafından “Edirne Resimleri” adlı kitabı 2.000 adet basıldı.

Edirne’nin son 70 yılına ışık tutan, 20 bin karelik fotograf arşivi, Edirne Yayın Ve Enformasyon İl Müdürlüğünce digital ortama aktarıldı.

Sanatçının eserleri ile ilgili tek arzusunun evinin ileride müze haline getirilerek eserleri ile birlikte yaşatılmasıdır.

Edirne’de bir sokağa Tayyip Beyin adı verildi. 1. Murat Mahallesinde kurulan Pazar yerinin kuzeyindeki, 200 metrelik bir mesafeye, Tayyip Yılmaz Sokağı adı verildi. Bu olay için hocamız kendisi ile röpörtaj yapan Edebiyat Öğretmeni Nilgün Issıgün’e; “çok mutlu oldum, çok mütevazi ama hareketli bir yer. İyi ya da kötü anımsanmamı sağlayacak” demiş.

Bu yazımın kahramanlarına ailece sağlıklı, mutlu, huzurlu nice uzun yıllar diliyorum.

    BU HABERE YAPILAN YORUMLAR
    YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

 
Copyright ©
Yenigün Ofset Gazete ve Matbaa Tesisleri Mumcular Sk. (Eski itfaiye karşısı) No: 16/B EDİRNE
0 284 225 27 57 - 212 77 55
xx