ERCAN KERMAN /
AHDE VEFA
14 Mayıs 2018 Pazartesi, 07:00

İzmir’e çıkan Yunan ordusu Anadolu içlerine ilerlemeye başlamıştır. O gün Aydın’a Yunan ordusunun girmesiyle yerli Rumlar kutlama düzenlemişlerdir. Öyle çok gürültü ve şamata yapmaktadırlar ki evlerine sinmiş olan Türk ahali belirsizlik içinde titremektedir. Sağdan, soldan gelen haberler korkuyu daha da çoğaltmaktadır.

Şehrin meydanındaki bu zafer sarhoşluğu gürültüsü yerli, yaşlı bir Rumu rahatsız eder. Rum komşularına şöyle der:

“Benim babamın babası, babam ve ben burada uzun yıllar dükkâncılık yaptık. Civar köylerdeki Türklere hep veresiye mal verdik. Bu insanlar üzümünü, incirini satar satmaz gelip bize olan borçlarını öderlerdi. Hiçbirinde alacağımız kalmadı. Kardeşçe, dostça yaşarken şimdi ne oldu da bu kadar düşman olduk?.. Bunlar o kadar kötü insanlar mı? Bize ne zararları dokundu?..”

Fakat yaşlı Rum’un bu sözleri havada kalır. Nerdeyse adamcağız biraz daha konuşsa linç edilecektir.

Biliyorsunuz toplumsal histeri diye bir şey vardır. Bir miting meydanında toplanmış olan halkı iyi bir konuşmacı yönlendirerek arabaları yaktırabilir, vitrin camlarını kırdırabilir, akla zarar birçok şey yaptırabilir. Böyle bir topluluğu bentlerini yıkmış bir sele benzetebiliriz. Önüne kattıklarını sürükleyip götürür.

Söze böyle girmenin sebebi bölgemizde Rumlar, Bulgarlar, Yahudiler ve Türkler çok uzun yıllar kardeşçe yaşamışlardır.

Ne zaman ki Balkan Savaşları, İstiklâl Savaşı başlamış, eski dostluklar bozulmuştur.

Rum ve Bulgar işgallerinde arkalarında güvenebilecekleri bir güç olduğunu düşündüklerinden olsa gerek daha acı olaylar yaşanmıştır. Belki de yüzyılların efendisi Türklere karşı duyulan ezikliğin etkisidir. Ama Yahudiler geldikleri günden itibaren buraları vatan bellemişlerdir. Çünkü o yıllarda İsrail de henüz kurulmadığından gidebilecekleri bir yer yoktu. Biliyorsunuz İsrail 1948’de kurulmuştur.

Hatta Çanakkale’de, İstiklal Savaşı’nda Türklerle omuz omuza savaşarak bu ülkenin bütünlüğünü korumaya çalışmışlardır.

Bu yazıya başlarken Balıkpazarı Caddesi’nde uzun yıllar kasaplık, sonra da köftecilik yapan Arnavut asıllı kasap Mithat Amca’dan bahsetmek niyetindeydim. Yazı nerelere geldi?..

İsrail’in bombardıman altında olduğu günlerdi. Scutt füzeleri İsrail’i dövüyordu. Bir sabah Mithat Amca, Edirne Spor Kırathanesi’ne geldi.

“Dün gece Hayfa’daki eski komşum Franka’yı aradım. Yakınlarına bomba düşmüş ama onlarda bir hasar yokmuş.” dedi.

Burada biraz bilgi vereyim. Franka Hanım bir Rus Yahudisi ile evlenince NADJARİ soyadını alan bugünkü Kaleiçi Semtinde İzmir Caddesi’ndeki evinde yaşarken Mithat Amcalarla komşuluk yapmış olan bir hanım.

Mithat Amca bu telefon görüşmesini anlatınca ben “Mithat Amca sen Bağ-Kur emeklisisin, kaç para emekli maaşı alıyorsun?” diye sordum. “270 lira” dedi.

“Peki bir milletlerarası telefon görüşmesi ne kadar para tutar?” diye sordum.

“Onu fatura gelince göreceğiz.” dedi.

“Çok para tutar, bir daha yüzünü göremeyeceğin biriyle görüşmek için bu paraya yazık değil mi?” deyince bana bir kızdı ki sormayın…

Ahde vefa bu olsa gerek…

Bu hasletin Dünyanın çok az yerinde olduğuna inanıyorum.

Dile kolay 25 yıl gayet iyi komşuluk yapmışlar.

Bu yazımı insani duyguları ölmemiş, içindeki sevgi ateşi küllenmemiş, duygulu, iyi insanları selamlayarak, sevgiyle bitiriyorum.

Kalın sağlıcakla…

    BU HABERE YAPILAN YORUMLAR
    YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

 
Copyright ©
Yenigün Ofset Gazete ve Matbaa Tesisleri Mumcular Sk. (Eski itfaiye karşısı) No: 16/B EDİRNE
0 284 225 27 57 - 212 77 55
xx