M. ENİS ŞENSEVER /
Retrospektif resim sergisinin ardından.
19 Nisan 2018 Perşembe, 07:00

Osman İNCİ Müzesinde, 31 . Mart – 21. Nisan tarihleri arasında izleyicilere açık kalan MİNİ RETROSPEKTİF Resim sergim ilgi gördü sanırım. Şahsıma gösterilen imkân ve ilgiye de teşekkür ediyorum. Edirne kültürüne ve sanat ortamına hem genel anlamda hem de bireysel anlamda katkı koymanın bir yolu da bilinmeyen ve kazandırılması gereken olguların hayata geçirilmesidir. Öğreniyoruz ve gelişiyoruz. Edirne insanı Retrospektifin ne olduğunu belki biliyordur, ancak somut olarak görünce kavrayacaktır. Tabi burada sanat dünyasının insanlarını kastetmiyorum.

Önemli olan halkın genel kültürünün seviyesinin yükselmesidir. Bir izleyicim, İlk işlerinizde figürleri çok net görüyoruz ( İnsan figürlerini söylüyor)ama giderek pek açıkça göremiyoruz demişti. Çok güzel, ben yine figürlerimi kullanıyorum. Demek ki resmetme anlayışım da farklı bakışlar edinmişim. Öyleyse anlamıyoruz diye bir şey yok. Pekâla anlıyoruz, anlamak için çaba gösterenleri de kutluyorum. Günün konusu da bir misafirime kura ile BU GÜN 23 NİSAN adlı resmimi hediye etmem oldu. Hârikasınız. ( Resim – 1 Lahana alırmısınız )

Retrospektif Resim Sergisi.

Bir sergileme biçimidir. Sanatçıların yaşamın da, belli dönemlerini ardıl olarak ele alıp, başlangıcından itibaren değişim ve dönüşümlerini yansıtan kapsamlı sergilerin adıdır. Genellikle sanatçıların ölümünden sonra düzenlenen sergilerdir. Nedeni, ölümüyle birlikte sanatını noktalamış anlamına geldiğinden, tüm zamanlarını değerlendirme ve izleme olanağına kavuşulmuş olmasındandır.

Geriye de bakış anlamına da gelen bir terimdir. Dolayısıyla bir sanatçının hayatı boyunca yaptığı çalışmalarının kronolojik olarak sunulmasıdır. Ancak, günümüzde yaşayan sanatçılar, 40 – 50 yıllık sanat yaşamlarını kapsayan sergilerde düzenlemektedirler. Dolayısıyla retrospektif sergilerde sanatçının üslup olarak değişim evrelerini, farklı dönemler olarak izleyip, mukayese ederek teknik açıdan ve konu seçimlerini görebilmekteyiz.

Genellikle değişimleri belli bir zaman dilimiyle sınırlamak doğru olmaz. Oluşumlar her sanatçıda farklılık gösterir. Bilinen gerçeklik ise, 10 – 15 yıllık periyotlar baz alınır. Hatta kimi çıkışlar 10 yıldan az da olabilir.

Ben de bu sergimi biraz dar kapsamda Mini Retrospektif olarak adlandırdım. Akademi ( İDGSA - MSÜ) eğitimim ve ardından kabaca en belirgin iki dönemimi içeren çalışmalarımı izleyicilere sunmuş bulunuyorum. ( Resim – 2. Difenyalı ölü doğa / Resim – 3. Doğadan emprovizeler -doğaçlamalar)

Sanat severlerin ilgiyle izleyeceğini umuyorum.

Sanat anlayışım.

Türk Kütüphaneciler Derneği, Edirne Şubesi yayın organı olan OLUŞUM dergisinin 1999 tarihli Sayısında, yine aynı adla OLUŞUM konulu resmimden bir ayrıntı kapak olarak basılmış olup, derginin iç sayfaların da kendimi tanımlayan yazım da yer almıştı.

‘’ Çağdaş Türk resminde figüratif resmin kendine özgü, deseni apayrı önemseyen atölye geleneğinden ve anlayışından geliyorum. Sağlam doğa gözlemine dayalı resmimin biçimsel serüveni, giderek nesnelliğinden kopmaksızın, gerçekle düşsellik arasında, imgelemden yansıyan kurgusal mekânlar içinde, devingen yapılarıyla, hem iç dünyamın dışavurumlarını, hem de organik yapılanmaların figürasyonu ve hacimsel planlarıyla üslûplaşan başka bir özelliğimi ortaya çıkartmaktadır. Taklitten öte kıvrak alışkanlığıyla özgünleşebilen bir desen ve biçim. Belli bir

duyarlılığın rafine durağanlığını ve sessizliğini duyumsarsınız. Bütün hareketliliğinin ve canlılığının yanında kendi hüznünü taşıyagelmektedir.

Kimikez hafifleyen ve eriyen değerlerle birlikte, tanınabilir nesneleri ve bunları birer karabasan gibi çevreleyen soyut formların ve lekelerin doldurduğunu görebilirsiniz. Seçilmiş sanatsal nesnelere dönüşen doğal elemanlar, vurgulayıcılığı açısından, değişik versiyonlarla karşınıza çıkmaktadır. Tüm içselliğine karşın yüzeyin organizasyonu gereği, çizgiler, biçimler, renkler, lekeler ve ışık kontrastları, plastik açıdan görselliği ön plana çıkarır. Tasarımsal anlamda, soyutlamaya yönelik düzenlemeler, figüratif resmime – anlayışıma paralel, temkinli çıkışlarla varlığını duyumsatmaktadır…..,,

Dolayısıyla benim çalışmalarımın temelini Neşet GÜNAL çizgisi oluşturur. Formu döndüren (modülasyonlar ) tarama çizgilerim, Fernand LEGER den yola çıkan Neşet ekolünün bir versiyonudur. Tabi desen anlayışımdaki bu tavrı boya resimde ( Pentür)tekrarlamak, malzemenin verdiği etkiyi de göz önüne aldığımız da değişkenlik arz etmektedir. Kimikez yalama fırça tarzında boyama olarak da yansıya bilmektedir. Harmanlayarak ıslak zeminde elde edilen kaynaştırmalarla geçişler ve hacimlemeler elde etmiş oluruz.

Desenle birlikte karışık teknik uygulamalarında çizgisel anlatımdan yola çıkarak, fırçanın da eşlik ettiği kırık renk uygulamaları olarak tanımlanacak çalışmalarımda kıpırtılı, yan yana gelen dokunuşlar, puantilistler de (Divizyonizm- noktacılık)mevcut olan, renklerin yan yana sürüldüğünde ve karşıdan bakıldığında renk karışımını izlerken elde edilen izlenimlere ulaşılması gibi benzer etkiyi elde ettiğimi söyleyebilirim.

Yinelemek gerekirse, Neşet ekolü derken, maniyerist ( Neşet taklitçiliği)olmayı hiç düşünmedim. Ancak GÜNALİST çizginin ötesinde bir mesafeye erişmekle çok önemli ve ilginç sonuçlara yol açtığını görebilmekteyim.

Çağdaş Türk resminde önemli bir ekolün adı olarak Post Neşet tarzım, geliştirilmiş bir eğilim olarak bir misyonun, geleneğin halkasını oluşturmaktan da onur duymaktayım.

Buradan yola çıkarak, doğanın verilerine her zaman sadık kalarak gözleme dayalı betimlemelerim, göndermelerimin temelini oluşturur. Göndermeler dışımızdaki nesnelere olan gözlem ve yönelimlerimizin oranıyla ilgilidir. Ne kadar çok yönelirsek, daha natüralist ve gerçekçi çalışmalar ortaya koyarız. Eğer anlatım (İfade) sanatsal bakışın öznesi ise yoruma dayalı biçimsel anlayışlar giderek doğadan kopmadan, ancak göndermelerin boyutunu tasvirden kavramsala çevirerek, gerçek plastik kurgulamalara yönelebileceğimizdir. Bunun da altını çizelim.

İşte burada sorunsalımız, neyin nasıl ifade edilebileceğidir. Sorumuz şu olacaktır, biz neyin resmini yapıyoruz? Yanıtımız çok net olacaktır. Biz imgeyi resimlemekteyiz. Yani nesnelerin yansıyan görüntüleri yanı sıra tanımlanan kavramını plastik olarak yeniden kurgulamamızdır. Bu aşamada resimsel anlayışımızı meydana getiren üslûp ve bakış açısının yanı sıra malzemeye de bağlı oluşudur. Sanatsal anlatım, bir anlamda teknik arayışların da sonucu olarak yansır. Örneğin Kolaj da bunlardan biridir.

Şimdi imgeleme dönük çalışmaların kaynağını esinlenme sürecinde kavramsal düzenlemeler ve kolaj boyutunda kurgulamalar belli aşamalarda çıkış yolum oldu diyebilirim. Şunu da baştan belirtelim, bunları bir denemeler olarak da değerlendirebiliriz. Bunlar bir sonuç değil, arayışların bir boyutudur.

Kağıt hem kolay hem de çok mükemmel bir materyal. Bizzat basılı matbu kağıt parçalarına desen ve boya olarak müdahalelerde bulunarak, yeni bir söylem dili geliştirmiş oluyorum. Müdahalelerim, boyanmış bir tuval de olsa, her yüzeye kendimden bir im olarak ( görsel işaretler )eklenmiş uygulamalardır.

Tehlikeli bir renk olan beyazı direk olarak kullanmakta bir sorundur. Beyaz rengin psikolojik etkisini de göz önüne alırsak, tüm ışık spektrumunu bünyesinde topladığından bireyin yaratıcılık duygularını açığa çıkarır. Birlikte kullanıldığın da diğer renklerin etkilerini artırabilmesidir. Beyaz tarafsızlığın rengini sembolize etmesi yanı sıra saf ve masumiyetin ifadesi ve ruhsal olarak durağan bir sessizliğinde ifadesi olarak da yansır. Sinsi ve sinmişliğin de ironik anlatımını görebiliriz. Resimlerimde lekesel olarak

kullanıldığında espasa dayalı ilişkilerde karşıtlık olarak öne çıkan planlaşma sağlamaktadır. Bir tarzlaşma eğilimini de getirmektedir.

Bu yeni dönem arayışlarım, pentürel ( boya resim)anlamda tuvalde olsun, kağıt çalışmalarımda olsun, kolaj ve basılı kağıt gereçlerde desen ve boya ile ( Guvaş, suluboya, pastel ve belki yağlı boya.)müdahaleler daha önce de belirttiğim gibi benim için son dönem çalışmalarım da anlatım dilimin özünü oluşturuyor. Yinelersem, bunlar arayışlarımın bir aşaması.

Soyutlamalarımda, figüratif resimlerimde ki form anlayışımı göreceksiniz. Batı eğilimli hacimsel formlarım, tasvirselliğine rağmen imgesel aşamaya taşıyarak kaotik, birbirinin içinden doğan ve gelişen örgüselliği ile bir örüntü oluşturarak, salt estetik biçimlere dönüşmeleridir. ( Resim – 4 Çığlık.) )

Başta da belirttiğim gibi, yorumlamalarımda dış dünyanın verilerine olan göndermelerden uzaklaşmış olsa da doğadan kotarılmış formların ilişkisinde bana dair ip uçlarını bulacaksınız. Çalışmalarıma bakıldığında, natürmortlarımda olsun peyzajlarımda olsun, figüratif, soyutlama ya da imgesel betimlemelerimde olsun feminen ( dişil – hacimsel formlar) biçimlerin öne çıktığını söyleyebilirim. Bu girift, oval ve yuvarlak formlar, görsel, plastik dilimin temelini oluşturur. Bu da çok önemli bir tespit olsa gerek. Organik biçimlere yönelen Nüzhet KUTLUĞ, Ertuğrul ATEŞ ve doğada karşılığı olmayan, hacimlere dayalı soyutlamalarıyla Zekai ORMANCI ilk akla gelen örneklerdir diyebilirim.

Resim sanatı salt dış gerçekliğin yansıtılması değildir. Akademik virtüözlük (ustalık)başlangıcın da gördüğünü aktara bilme açısından önemli bir dönemeç. Ancak, ifade olgusu, dış gerçekliğin salt yansıtılması değildir ( Foto realizm – Nur KOÇAK) . Düşünce boyutu ile kendi iç dünyamızın karşıtlığı olarak biçimlemelerle oynamak, ifade olarak dile getirdiğimiz, bize ait olanın dışavurumunu da hayata geçirmiş olmuyormuyuz. Asıl resim burada başlıyor.

Resim bir yüzey sanatıdır. Her türlü zemine taşıyıcı olarak resim yapılabilir. Biz resmi sadece plastik olarak kurgulamıyoruz, yapıldığı yüzeylerle de ilişkilendirerek anlatım yollarına gidiyoruz. Örneğin, diptik(ikili), triptik( üçlü), poliptik(çok parçalı)tuvallerin yan yana getirilmesi gibi, modüler olarak farklı birleştirilmiş parçalarla kombine ederek de tasarlaya bilmekteyiz.(Halil AKDENİZ, Hüsamettin KOÇAN, Ahmet GÜNEŞTEKİN vb. Enstelasyon – yerleştirmelere dek uzanır) Geleneksel Cam altı – cam boyama (Glass painting)resimleri gibi, paslanmaz çelik, alüminyum gibi plakalara da resimler yapılıyor. ( Tomur ATAGÖK – figüratif soyutlamalarla özgün örnekler ortaya koyar).

Tüm bu farklı materyalleri kullanırken, malzemenin verdiği teknik kullanım, farklı tarz ve üslûplara yönelmemizi sağlar. Her türlü malzemeyi deneyebilmeliyiz. Lazer kesimli oymalar, stensil – şablon uygulamalar gibi. Kolaj deyince, yırtılmış, dekupe edilmiş( Decoupage) kağıtlarla uygulamaların menşei İran olan Abdullah KAAT a dayanan KATI, ince kağıt kesme, oyma çalışmalarını da hatırlatalım. EBRÛ kağıtlarndan dekupe edilmiş canlı tasvirlerle kolaj işleri gibi.( Sürrealist uygulamalar) Ord. Prof. Dr. A. Süheyl ÜNVER’in ve Gülbün MESARA nın, KATI nın ortaya çıkmasında ve tanıtımında katkıları yadsınamaz. Batı sanatında başta DADA cılar olmak üzere, Asger JORN, René PASSERON vb olduğu gibi. Bizden ise bir Burhan DOĞANÇAY, Halil VURUCUOĞLU, Ünsal BAHTİYAR vb. Yolumuz geniş, nüanslarımız çok.

Zahir GÜVEMLİ, neden evrensel düzeyde TÜRK sanatının değer üretememesini, Tanzimat ile birlikte batı sanatının ( volümetrik) tesirine bağlar. Resmin bir yüzey sanatı algısı olarak ( Planimetrik), bu etkiden kurtulmamızda görür. Eğer LEVNİ den beri( Minyatür), bu etkiden uzak olsaydık, gelişimimiz çok özgün aşamalara ulaşacaktı yorumunu yapar.

Demek ki resmin yapıldığı yüzeyin verdiği algılama boyutu ile, yüzeylerin organizasyonunu böylesine zengin düşünebilmeliyiz. Z. Güvemli’ nin tezi doğrultusunda, hacimlemelerime rağmen yüzeyin bu iki boyutluluğunu hep hissetmiş olduğumun da altını çizmeliyim. Resim, nesnel olarak üç boyutlu bir uygulama değildir. İster tuval, duvar ya da silindirik bir sütun olsun, tüm yüzeylerde imgeyi resimlerken, illüzyona dayalı betimlemeleri somutlaştırmıyormuyuz?.

    BU HABERE YAPILAN YORUMLAR
    YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

 
Copyright ©
Yenigün Ofset Gazete ve Matbaa Tesisleri Mumcular Sk. (Eski itfaiye karşısı) No: 16/B EDİRNE
0 284 225 27 57 - 212 77 55
xx