Yener Yaveroğlu
TARIM NASIL BİTTİ, DEĞİL NASIL ÖLDÜRÜLDÜ!
Yayın Tarihi: 26 Mart 2018, Pazartesi
Diğer Yazıları

Edirne Haber gazetesinin 12 Şubat 2018 tarihli baskısında köşe yazarı Ayhan Tunca’nın “FİİZİ ALİ’NİN SALATALARI” başlıklı yazısızını okuduğumda, hele yazının sonundaki, “TARIM NASIL ÖLDÜ” sözcüğü beni yıllarca geri götürdü. Geçmişteki o zor meşakkatli günlerimi hatırladım.

Halka yardımcı olmak üzere, kurulan müdürlükler ve müdürlüklerdeki görev alan müdürler, onların üreticiye davranışları, aklımdan sırayla geçti.

Bu memlekette tarım nasıl öldüğü konusunda ben de görüşlerimi, yazayım da halen bilmeyenler, bilemeyenler de öğrensinler ve düşünsünler.

Yıl 1950, dokuz yaşındayım. Rahmetli babam yine yorgun-argın eve geldi.

“Bu gün hazırladığım pancar ekim tarlasını, Çavuş Abdurrahman Efendi, beğenmedi. Tarlada tek-tük de olsa ayrık otları var. Yarın onları topla.” dedi.

Ben de çaresiz “Olur” dedim.

 Ertesi günü, beni yanına aldı. Tarlaya gittik. Öğleye kadar ayrık otu kökü topladık. Öğleden sonra da ekim makinesi ve makineyi kullanan bir personel, tarlaya geldi. Hazırlanan yer beğenildi. Bizim öküzleri makineye koştuk. Ekim başladı. Bu makinenin çekilmesi oldukça güç istediğinden öküzleri sık sık dinlendiriyorlardı. Baktım bir dinlendirme anında, öküz işerken sidik kırmızıya yakın renkte idi.

Sordum. “Yorgunluktan” dediler. Bilmem?..

Neyse, 5-10 gün sonra pancarlar çıktı. 2-3 defa kazıldı. Kiralanan su motoru ile 1-2 defa sulandı. Günü geldi söküldü. Öküz arabasına, yüklenip önce, Yeni İmaret semtindeki evin önüne getirildi. Şimdiki gibi birden ziyade alım merkezi olmadığından Karaağaç semtindeki pancar alım merkezine götürüldü, tren vagonlarına boşaltılıp teslimi yapıldı.(Bir öküz arabası 1200 kg)

Tarlanın ürünleri, bu şekilde teslim edildi. Bir çile ki ne çile!..

Yıllar geçti, okul ve askerlik döneminden sonra yeniden Edirne’ye döndüm. Bir devlet dairesinde görev aldım. Atalarımdan kalan araziyi de ektiriyordum. Arazinin büyük bir bölümü Tunca Nehri kenarında. Yani sulu ziraat yapmaya müsait.

 Traktörlerin devreye girmesinden sonra bu işlerin daha kolay olacağını düşündüm. 25 dönüm kadar yerin pancar ekimine karar verdim. Grup kurup pancar şirketine müracaat edip ekim talebinde bulunduk. Uygun görüldü.

Yerleri hazırlayıp ekim gününü beklemeye başladım. Bir-kaç gün sonra ekim makinesi bir traktörün arkasında, ekicisi ile birlikte geldi. Ekim gerçekleştirildi.

Üç defa kazma(Çapalama) işleminden sonra sulamaya sıra geldi. Gerekli sulamalar yapıldı. Pancar olgunlaştı. Sökülüp, teslimine sıra geldi.

Tarlalar arası yolun her iki tarafı pancar ekili olup sulandığından yol da yumuşamıştı. 6-7 ton pancar yüklü römorkla, bu yumuşayan yollardan geçerken motor arabaları bu yollarda çukurlar oluşturuyordu. O çukurlardan çıkmaya uğraşırken araba ya akıs kesiyor ya da devriliyor.

Bu yolların elverişli hale getirilmesi, çiftçiler tarafından yapılması mümkün olmadığından, Edirne’deki müdürlüğe gidip yolların yapılması için yardım istedim. Böyle bir yardımın yapılamayacağı söylendi.

 Bu defa, Toprak-Su Ekip Baş Mühendisliğine gittim. Greyderlerinin olmadığını söylediler.

Edirne Belediye Başkanlığına gittim. Sınırlarının haricinde olduğundan yardımcı olamayacaklarını belirttiler. DSİ XI. Bölge Müdürlüğüne gittim. “Biz yol yapmayız, taşkın koruma, dere ıslahı, gölet vs gibi işlerle ilgileniriz” dediler. Son olarak, o zamanki ismi YSE Müdürlüğü olan teşkilata gittim. Konuyu müdüre anlattım. İlgilendi. Ertesi günü Büyük Döllük Köyüne gidecek greyder şoförünü çağırtıp, benim işimi hallettikten sonra gitmesini söyledi. Ertesi sabah şoför ile buluştuk.

Şoför aldığı talimat üzerine, tarla yolumuzu iki taraflı gidip-gelme ile gayet güzel, bir saat içinde yaptı. Adını vermek istemiyorum. Ancak YSE Müdürünü her an saygı ile anarım. Neyse uzatmayayım, olgunlaşan pancarların sökülüp, pancar alım merkezine teslim zamanı geldi.

Bir traktörcü ile anlaştım. Belli kilogram nakliye fiyatı ile pancarı kantara çekmeye başladı. Ancak her gün bir motor arabalık teslim fişi veriyorlardı. Traktörcü öğleden sonra boş kaldığından, “2 arabalık teslimat fişi al.” dedi.

Şirkete gittim, “Olmaz” dediler. “Gün aşırı iki araba teslim alın” dedim. Ona da “Hayır” dediler.

Sanki pancar ekmekle suç işlemiştim. Her şeye rağmen günde bir motor arabası pancar teslim ederek taşımaya devam ettim.

Pancar römorkunu boşaltırken uygulanan gereksiz kurallardan da bahsedeyim.

O zamanlarda Edirne’de, şimdiki GAR binasına yakın yerde, alım merkezi vardı. Çukurçayır mıntıkasından sökülüp getirilen pancar yüklü römorklarım buraya gelir, ya tren vagonuna geri geri yanaştırılır veya TIR’larla taşındığından açık sahaya dökülürdü.

İşte üretici burada cezalandırılırdı. ŞÖYLE Kİ:Pancar vagona yüklenecekse, geri geri yanaşmak o kadar zordu ki çok az kişi becerebilirdi. Ya yardım alacaktı veya traktörü römorktan söküp motorun önüne bağlamak suretiyle o şekilde vagona yanaşacaktı.

Yanaştın, arka taraf boşaldı. Yarıya geldiğinde, römorkun ön tarafındaki pancarları ortaya doğru atıp oradan da ikinci bir gayretle tren vagonuna atacaksın.

TIR’larla taşınanlar meydana dökülecekse, damperli römork kullanmak yasak. Zira, dökülen pancarların ön tarafını, keson kuyu örer gibi dizeceksin. Bir yandan dizi yapıp bir yandan da pancar boşaltacaksın. Arkadan kepçe gelip dizilen pancarları, TIR’lara yükleyecek. Dizi yapmaz isen pancar teslimatı yapılmamış sayılırdı.

Yani boşaltılan römork tartılıp dökülen pancarın teslimatı gerçekleşmezdi. O yıl grubumdaki arkadaşlarlarla 170 ton pancar teslimatını bütün bu sıkıntıya rağmen gerçekleştirdim. Son 1500 kg kadar tarlada kalmıştı. Şoföre, “Git yükle, gel” dedim.

Son pancar geldi.

Alımdaki yetkiliye, “Arkadaş bu son pancar, teslimat fişim yok. Bunu alın da bu çile bitsin.” desem de “Olmaz,” dedi.

Ben de motorcuya, “Alım yerinin bir kenarına dök, git.” dedim!

Böylece sonunda pancar teslimatını bitirdim. O yıldan sonra pancar ekimini de bitirdim. Sanırım yıl 1985 idi.

O YILLARDAN BU YANA PANCARIN BAŞI BÜYÜK DERTTE, BAŞI İSTENİYOR!

DİĞER YAZARLAR
ERCAN KERMAN
ADANA KEBABI
Ahmet Acaroğlu
POLİTİK MAYINLAR  ve KÜLTÜREL TUZAKLAR 
Numan Özgür METİN
BALKAN GELENEĞİ BOCUK GECESİ
Recep ÇINAR
Müzik ve Sülük!
Selçuk Duranlar
E-TİCARET
Seyide ESEN
İlle de ‘Keşan’ olsun…
Zafer Dereli
EMEKLİLİK TALEBİNDEN  NE ZAMANA KADAR  VAZGEÇİLEBİLİR?
MELTEM BABACIK (dytmeltembabacik@gmail.com) (inst: 360beslenme)
KIŞ MEVSİMİNDE ZAYIFLAMANIN YOLLARI
Şükrü Akıllı
EMEKLİYİ YOK SAYARSANIZ….
NURAN İKİZ
Bir Yeni Yıl Hikâyesi
Doç. Dr. Yeliz YEŞİL
Stresle Başa Çıkmak İçin Çeşitli Tavsiyeler
TURAN ŞALLI (Roman Sivil Toplum Gönüllüsü)
Roman vatandaşlar nerede?
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
M. ENİS ŞENSEVER
   NATO’dan çıkmak -2
HAMİT PUHALOĞLU
Kefenin Cebi Yok…
ŞAHVER HÖBEK
Çocuklarda Nefes Farkındalığı
Mehmet Ali ESMER
BİR YANGIN HABERİNİN DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ
OLCAY DAL
Cumhuriyet nedir ?
Ertan Çekiç
İNSANLARA NE İSTEDİĞİNİ SORSAYDIM, DAHA HIZLI GİDEN AT ÜRETİRDİM
CELİL ÖZCAN
SAKARYA ZAFERİ’NİN 100. YILI KUTLU OLSUN!
İHSAN KÖSE
İZ BIRAKANLAR
Hüseyin Erkin
FİYATLARI YÜKSELEN KİMYASAL GÜBRE FOTOĞRAFI
ÖZCAN AYGÜN
EDİRNE GAZİ OSMAN PAŞA ORTAOKULUNUN KAZANDIĞI ULUSAL BAŞARI VE ÇANAKKALE SAVAŞLARININ 106. YIL DÖNÜMÜ
MUSTAFA ERSOY
MUHALEFET ETMEK, BOZGUNCULUK MU? İHANET ETMEK Mİ?
Tülay Çağlarer
ATATÜRK ve ÇOCUK
Teoman ÖZÇUHACI
MESAFELER VE ÖLÇÜLER - ÖLÇÜTLER
Burhan Aytekin
19 Mayıs Gençlik Bayramı Kutlu Olsun
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER
Mehmet Ali ESMER
Hüsnü Sarıgül
ABDULLAH GÜRGÜN
ŞAHVER HÖBEK