NURAN İKİZ /
Hayat ve özlem…
12 Ocak 2018 Cuma, 07:00

İnsanın hayatında bazı şarkılar, bazı türküler bambaşka izler bırakır; onları dinleyince ya bir hatıranız canlanır; eski günlere gidersiniz ya da kaybettiğiniz bir sevdiğinizi anımsatır; hüzünlenirsiniz.

Beni de hüzünlendiren bir türkü var, son zamanlarda o türküyü duyunca yüreğim burkuluyor, bir tuhaf oluyorum.

Neden mi?

Düğünlerde oyun havası olarak çok çalınıyor, ama hikâyesini yeni öğrendim de ondan. Adını soracak olursanız “Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar.”

İşin içinde hemcinsimiz olunca bir başka duygulandırıyor insanı. Hele de türkünün kahramanı o kadın madur, hoşnutsuz, arzu ettiğine kavuşamayan olursa, hüzünlenmemek elde değil inanın…

Uzun lafın kısası ben yine konuma, yani o hikâyesini yeni öğrendiğim türküye geleyim. Malkara’nın köylerinden alınan bir türkü diye geçiyor yazıda; filmlere konu olacak hikâyesini sizinle paylaşayım. Bilenler belki çoktur ama onlara anımsatmış, bilmeyenlere de ulaştırmış olurum.

Eski zamanlarda köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız yaşarmış. Onaltısına yeni bastığında Zeynep’i, köylerindeki bir düğüne gelen Ali adında bir genç görür ve çok beğenir. Köyüne döner dönmez vakit kaybetmeden hemen dünürcü gönderir, istedir.

Zeynip’i, Ali’ye verirler, ardından nişan ve düğünleri olur.

Zeynep’in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası yaklaşık üç gün, üç gece mesafededir. Düğünden sonra Zeynep, anne, baba ve kardeşini tam 7 yıl göremez, gözünde tütürler adeta… Bu özlem Zeynep’in yüreğinde her gün biraz daha büyür büyür de dayanılmaz bir hal alır. Ve bir de türkü yakar bu duyguları için. Köyün yüksek tepesinde bulunan evinin bahçesine ara sıra çıkar, çıkar da kendi köyüne doğru için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır durur ve gözleri uzaklarda sıla özlemini gidermeye çalışır.
Ondan bir anlayış beklediği kocası Zeynep'in özlemine pek aldırış etmez. Kaldı ki eski sevgisi de pek kalmadığından Zeynep'i horlamaya eziyet etmeye de başlar…

Sonunda bu özlem ve horlanma Zeynep'i yataklara düşürür. Gün geçtikçe hastalığı artan Zeynep'in düzelmesi için köyden gelip geçenler anasının babasının çağrılmasını ister.

Başka çaresi kalmadığını anlayan kocası da kaynanası ve kayınbabasına haber vermeye gider.

Altı gün, altı akşam süren bir yolculuk sonrası köye ulaşan anne-baba Zeynep'i yatakta bulurlar. Perişan bir halde olan Zeynep hala türküsünü mırıldanmaktadır; anne babası da öğrendikleri türküyü söylemeye başlarlar. Çevrelerindeki bütün köy kadınları duygulanıp ağlarlar.

Annesi fenalık geçirir. Bayılan Zeynep hasretini giderir ama çok geç kalınmıştır artık. Bir daha iyileşemez ve yaşamı da sona erer.  Ama yaktığı o türkü günümüze kadar söylenir durur; bundan sonra da söylenecektir…

Türkünün sözlerini de paylaşayım:

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler

Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
Hem annemi, hem babamı, hem köyümü özledim

Babamın bir atı olsa binse de gelse
Annemin yelkeni olsa uçsa da gelse
Kardeşlerim yolları bilse de gelse

Nakarat

    BU HABERE YAPILAN YORUMLAR
    YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

 
Copyright ©
Yenigün Ofset Gazete ve Matbaa Tesisleri Mumcular Sk. (Eski itfaiye karşısı) No: 16/B EDİRNE
0 284 225 27 57 - 212 77 55