Tülay Çağlarer /
Sevimli dostlarımızdan KEDİLER
10 Ocak 2018 Çarşamba, 07:00

 

Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök’ün, evin 4. kedisi Tarçın’ın fotoğrafını çekme macerası benim de bu yazıyı yazmama vesile oldu.

                Öncelikle bu mecarayı bir kez hatırlatayım;

                “Alman Bild Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Kai Diekmann sosyal medya hesabında hayvan barınağından aldığı kedinin fotoğrafını koymuş. Özkök de ona nazire olsun diye evin 4. kedisi, 4 aylık Tarçın’ın fortoğrafını çekip Kai’ye göndermek istiyor. Gördüğü herşeyin üstüne atlayan Tarçın’ı, kadraja almak için geri çekiliyor, dengesini kaybedip sağ ayağının üstüne düşüyor, neticede soluğu hastanede alıyor.

Gerisi tıbbi müdahale. Sonuç, bir çivi, teller ve de alçı”.

                Ama yine de düşmeden önce çektiği son fotoğafını sayfasına koyuyor.

                Nedense evinde kedi besleyenler hiç bir zaman bir tane ile yetinmezler, arkası hep gelir.

Yakın bir dostum da, evinde 7 yıldır baktığı bir kedisi varken, 2. bir kediye daha sahip oldu. Onun sahip olma hikâyesini de kısaca anlatayım.

Nüketçiğim işinden çıkıp evine giderken bir toplu taşıma aracına biniyor. Malum İstanbul’da toplu taşımayla seyahat etmek zor. Kendisi yer bulup oturmuş ama yanıbaşında bir lise öğrencisi, elinde küçük bir kutu ile ayakta durmaya çalışıyor, zorlanıyor. Nüket, içinde herhalde güvercin var diye düşünüp çocuğa “İstersen kutuyu bana ver, ben tutayım” diyor. O da kabul ediyor. Kutudan minik bir kafa çıkıyor, çirkin, kirli bir kedi yavrusu. Kedi, Nüket’e öyle bir bakıyor ve onu etkiliyor ki “Bunu ben alayım mı?” diye soruyor. Öğrenci de bu teklife dünden razıymış. “Olur vallahi, bizim terasta iki köpek, birkaç kedi, güvercinlerle birlikte bir de annemin tavukları var. Benim için zor olacak” diyor. Nüket de “tamam, ben alıyorum” deyip onu eve getirip 2-3 su yıkıyor. Kedinin beyaz, ama karnında siyah beneklerinin olduğunu görüyor. Daha sonra o siyahlıkların benek olmayıp pire kümesi olduğunu görünce çılgına dönüyor, ya öbür kedisi Balım’a da bulaşırsa diye. Hemen, yine evinde bir sürü kedisi olan komşusundan pire ilacı alıp bu sorunu çözüyor. Sonra veterinere götürüp aşılarını yaptırıyor ve de adını koyuyorlar, “Pirinç”.... Sonra da onu Balım’la tanıştırıyor.

Ama Balım onu hiç sevmiyor. Nerde görse dövüyor.

Balım’ın banyoda tuvalet ihtiyacını gidermesi için bir kum havuzu var. Pirinç’i de oraya alıştırıyor. Pirinç orada ihtiyacını giderince Balım kumuna gitmeyip banyonun ortasına tuvaletini yapmaya başlıyor. Nüket, saçını başını yoluyor, ama hala onu çok seviyor. Çünkü yavru kedi herkesi çok eğlendiriyor ve güldürüyor. O da Özkök’ün kedisi gibi herşeyin üstüne, hatta insanın üstüne atlıyor.

 

Nüket’in kedisi Pirinç

 

Kedileri sevenler olduğu gibi, onlardan nefret edenleri de görüyoruz.

 

Geçenlerde televizyondaki bir haber canımı çok acıttı. Haber şöyleydi:

“İstanbul Üsküdar’da silahlı bir maganda, sokaktaki kedilere kurşun yağdırdı. Elinde telefonla konuşmasını sürdüren ve diğer eliyle de kedilere ateş eden şahıs sonra da dönerek silahını beline koydu. Yaşanan bu olay güvenlik kameraları tarafından kaydedildi.“

Bu haber geçmiş aylardaki başka bir olayı bana hatırlattı. Çanakkale’de iki arkadaş, bir kediyi koli bandıyla sararak kendi sosyal medyalarından görüntülerini de paylaşmışlardı. Kediye yapılan işkencenin basında geniş yer bulması üzerine Çanakkale Doğal Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü harekete geçip kedinin yaşadığı adresi belirledi, kediye el koyarak Çanakkale Belediyesi Hayvan Bakım Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezine teslim etti. İşkence yaptığı belirlenen kişiye de 546 TL para cezası kesildi.

Ben, evimde kedi, köpek, kuş, kuzu, tavşan, balık gibi hayvanlara bakmış biri olarak bütün hayvanları severim. Nedense biraz kediciyim. O nedenle kedilerin yeri bende çok farklı. Kediyle ilgili her haber, yazı, hikâye, fotoğraf dikkatimi çeker.  Bu konuda yazılmış çok hikâyeler de vardır.

Bu korumasız hayvanlara nasıl eziyet edilir, nasıl öldürülür bir anlam veremiyorum. Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi hayvanlara işkence etmenin, öldürmenin bir cezası yok sayılır. 546 lira para cezası da ceza sayılmaz. Böyle işkencelere para cezası değil caydırıcı hapis cezaları verilmelidir. Sokak hayvanlarına yapılan işkenceler, Hayvanları Koruma Kanunu’nda kabahat kapsamında kalıyor. Ancak Kabahatler Kanunu’nda cezalandırılıyor. Ve yaptırımı da sadece idari para cezası oluyor. Türk Ceza Kanunu’nda da sokak hayvanlarına işkence etmek suç sayılmıyor.

Bu konuda Fransa’dan bir örnek vermek istiyorum.

Paris’te köpeğini döven ve işkence görüntüleri kaydedilen bir kişiye CRETEİL Mahkemesi’nce 6 ay kesinleşmiş hapis cezası verilmiştir. Bizde de TBMM’ye ve Hükümete bu konuda daha çok iş düşmektedir.

Hal böyle olunca hayvanları korumak, hayvanseverlere kalıyor. Onlar da çırpınıyorlar, dernekler kuruyorlar, yapabildikleri kadarıyla hayvanları korumaya çalışıyorlar. Çok takdir ettiğim bir projeyi satırlarıma alıyorum.

Antalya’nın tarihi Kaleiçi’nin giriş kapılarından olan Kale Kapısı’nda yıllardır, bazı hayvanseverlerin mama bıraktığı alanı, Kale Kapısı Esnaflarını Güçlendirme ve Kalkındırma Derneği(KALEDER) kedi yaşam merkezine dönüştürdü. Muratpaşa Belediyesi’ne ait surların yanındaki şehrin en işlek bölgesinde Kedi Yaşam Merkezi oluşturulup 75 kedi evi yapıldı. KALEDER Başkanı Hasan Kilit, bu alanı sosyal sorumluluk projesi kapsamında, gönüllülerin desteğiyle oluşturduklarını söylüyor. Buradaki hayvanların ayda birer kez muayeneleri yapılıyor ve gönüllülük esasına göre de evler yapılıyor.

Evlerinde kedi olup da besleyemeyenler, bu alana kedilerine bir ev yaptırarak bırakabiliyor ve istediği zaman gelip kedisiyle ilgilenebiliyor. Ayrıca buradaki kediler sahiplendirilebiliyor. Buradaki kedilerin kuru ve yaş mama ile beslenme ihtiyacı yine bağışçıların desteğiyle yerine getiriliyor.

Kedilere hizmetin bir güzel örneğinden de bahsedeyim.

Özellikle kedilere hizmet veren Ankara Aşağı Ayrancı’da Türkiye’nin ilk ve tek Kedi Hastanesi’nin açıldığını duydum. Bu hastanenin kurucusu Veteriner Doktor Tarkan Özçetin’den bahsetmeden geçemeyeceğim. Hastanenin adı “CatHospital” Kedi alanında uzman veteriner kadrosu, cihazları ve laboratuvarlarına sahip. Kedi ihtisas hastanesi olmasına karşın, köpek, kuş gibi hayvanları da tedavi ediyorlar. Hastanede kedilerle köpekler aynı ortamı paylaşmıyorlar. Bunun temel sebebi ise kediler köpeklerle aynı ortamı paylaşmaktan korkuyorlar, huzursuz oluyorlar ve bu da iyileşme sürecini uzatıyor. Psikolojik olarak rahat olmamaları sonucunda çeşitli sıkıntılar doğuyor.

Hastane 80 yatak kapasiteli olup 70 kedi, 10 da köpeği tedavi ediyor.  Ayrıca her hafta Ankara dışındaki şehirlerden de ortalama 3-4 kedi hastanede bakılıyor. Burada sokak hayvanları da sahiplendiriliyor. 

24 saat hizmet veren hastanenin acil servisi, yoğun bakımı, muayene odaları, ameliyathanesi, aşı odası, dinlenme alanları ve pansiyonu bulunmaktadır.

Doktor Tarkan Özçetin’in bir kuralı var ki, çok takdir ettim. Çalışanlarının evinde kedi yoksa, bu hastanede çalışma şansı da yokmuş.

Kış mevsimine girdik, yine sokaklarda pek çok sahipsiz kedi dolaşmaktadır. Onların diğer sokak hayvanları gibi yiyeceğe, içeceğe, korunmalı mekânlara ihtiyaçları var. O halde bu hayvanları, yaşamlarını idame edebilmeleri için bütün hayvanseverlere bazı görevler düşmektedir. 

Bu konuda neler yapılabilir?

Gerek yaz, gerek kış mevsimlerinde sık sık sokak hayvanları için sokaklara su ve yiyecek bırakılması hatırlatılmaktadır.  İnsanlarımız bu konuda duyarlı. Hakikaten, sağa sola konteyner kenarlarına yiyecek de, su da bırakıyorlar. Fakat bırakılan, hemen tüketilmeyen yiyecekler pisliklere bulaşıyor, kışın ıslanıyor, toprakla, çamurla karışıyor, yazın güneşten kuruyorlar. Kötü bir görünüm alıyorlar. Hayvanlar da bunu yemiyorlar. O nedenle hayvanseverlerin bulunduğu sitelere, apartmanların bahçelerine, ya da temizlik firmasının kontrol edebileceği yerlere güzel kedi evleri yapılabilir. Bunun için koli kartonu, koli bandı, izocam ve çöp poşeti bile yeterlidir.  Yine bahçelerin uygun bir yerine rüzgâr ve fırtınadan etkilenmeyecek malzemeden yapılabilecek bir korunağa su ve yiyecek kapları yerleştirilebilir.  Bu hayvanların yiyecek ihtiyacı bu konutlarda yaşayanlar tarafından sağlanabilir. Hatta konutlarda yaşayanlar aidat gelirlerine küçük bir miktar ek yapsalar, onlara kuru ve ıslak mamalar alsalar, hayvanların beslenme gereksinimi sağlanır.

Böyle bir uygulamayla hem hayvanlar temiz yiyecek bulurlar, hem çevremiz temiz bir görünüme kavuşur. Herkes çevresine bir baksın; pis yoğurt kutularındaki çamurlu sular, kirli ambalaj kartonlarının, ya da gazete kâğıtların üzerindeki kötü görünümdeki ekmekler kendilerini rahatsız etmiyor mu? Ben bu görüntülerin fotoğraflarını çekmek istedim, o kadar çirkindi ki vazgeçtim.

Bu işlerin düzene girmesi için bir lidere ihtiyaç var. Bu işin maliyeti Edirne’de hiç kimseyi zorlamaz

Belediyemiz de mamaları ve suları kontrol edebileceği yerlere, parkların köşelerine böyle şık barınaklar yapabilirse ne güzel olur…

    BU HABERE YAPILAN YORUMLAR
    YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

 
Copyright ©
Yenigün Ofset Gazete ve Matbaa Tesisleri Mumcular Sk. (Eski itfaiye karşısı) No: 16/B EDİRNE
0 284 225 27 57 - 212 77 55
xx