M. ENİS ŞENSEVER /
Sanat nedir, sanat kavramının gelişimi (2)
14 Aralık 2017 Perşembe, 07:00

    GÜNÜMÜZDE SANATIN TANIMLARI

   

       Israrla sanatın tanımının kolay yapılamayacağı kanısı çok yaygındır. Yukarda hem Etimolojik, hem de  felsefi olarak tanımını yaptık. Ancak insanlığın gelişimi boyunca, yaşanılan her dönem de, konjonktüre, yani dönemlerin ekonomik ve siyasal ilişkilerine, toplumsal değer yargılarına göre tanımlamalar hep yapılmıştır. Sanat olgusunun, ana yapısını bozmadan ve dünden bu güne felsefeciler, sosyolog ve sanat kuramcıları tarafından belki içeriksel fakat biçemsel olarak tanımlamaları da yapıla gelmiştir. Şimdi kısaca bunlara değinelim.

      Örneğin; İnsanın yarattığı yapıtlarda güzellik ülküsünün ifadesi de bir tanımdır. Oysa güzellik ülküsü, sanat için zorunluluktan öte farklı yaklaşımlar içermekte ve idealist felsefenin dışında yeri kalmadığı da söylenebilir. Şunu söylemek gerekirse, insanoğlunun başlangıcından bu yana ürete geldiği günümüzde sanat olarak nitelenen ve müzelerde, koleksiyonlarda sergilenen objelerde(nesnelerde) güzellik koşulunun dönem dönem değişerek de olsa vazgeçilmez bir nitelik oluşturmadığıdır.

      Prof. Thomas MUNRO’nu tanımıyla(ABD) ’Doyurucu estetik yaşantılar oluşturmak amacıyla, dürtüler yaratma becerisidir,,  Doyurucu estetik yaşantı, mutlaka güzellik etkisi oluşturmak zorunda değildir.(Resim – 4. Albrecht. DÜRER’in Annesi. Desen) Çoğu kez ve çoğu toplumda sanat yapıtının yarattığı estetik etki ve yaşantı, korkutma, tiksindirme, irkiltme boyutlarına sahip olabilmektedir. Yaşamımızın içinde hep olan, bir türlü yüzleşemediğimiz şeyleri de çarpıcı bir dil ve görsellikle hatta b minimalize formlara indirgeyerek de dışa vurabilmektedir.  Bunları belli soyutlamalar biçiminde de görebilmekteyiz. Sanatçının bakışı ve yorumu da öncelik kazanmaya başlar.(Resim–5. F.BACON.)  Bacon’ın  örneğin trafik kazası sonrası yaralı insan yüzlerini de ifadesel bir çıkış olarak konu edindiği görülmektedir.

      Kültür ve sanat, birbiri tamamlayan ve var eden bir süreci betimler. Biraz önce değindiğimiz gibi, 18. Yy’da sanat ve zanaat estetik olarak tanımlanıp ayrımı yapıla bilmiştir. Rönesans’ın getirdiği bilimsel yaklaşımla ağırlıklı olarak bir yüzey sanatı olan resimde Brunelleschi’nin bilimsel perspektifi getirmesiyle, Tasvir sanatında derinlik(Volümetrik) yanılsamasının sağlanması ve sonrasında(Bu olgu batı sanatında var, doğu sanatında iki boyutlu yüzeysel- planimetrik anlayış hakimdir. Bunu ölü kültüne kadar taşıya biliriz. Eski  Mısır duvar resimlerinde Narrativ–öyküleyici betimlemelerde de bu yüzeyselliği görebiliriz.) , 19. yy gelindiğinde ise sanat ideolojisinde güzellik olgusunun tasviye olmamaya başladığını görmekteyiz.

(Resim–6) 20. yy ile birlikte daha çok sanatsal yaratma sürecinin ne olduğu biçiminde ortaya konulmasıdır. Buna göre sanatsal üretimin bir dizge değiştirme(Gösterge) işlemi olarak nitelendiğine tanık oluyoruz.  Gösteren ve gösterilen ilişkisi olarak da bakabiliriz.

       Öz ve biçim hep vardır. Ancak, yansıtmanın boyutu değişmiştir. Sanatın türüne göre bu dil yeniden kurgulanır. Estetik bakışımızın içine ironi de girmeye başlar. Başta da söylediğimiz gibi irkiltici olan şeyler bizi irite de edebilir. Tiyatronun gelişimine bakın bunu göreceksiniz. Hayatımızın gerçeklerini sanatsal bir formatla oyunlaştırarak aslında bizi bize sunmaktadır. Tabi bunu yaparken, sanatın estetik yanını kullanarak teatral olarak sahnelemesidir. Anlatmak istediğimiz şey, aslında tasvirden zamanla sıyrılarak kavramsal bir boyut kazanmış olmasıdır. 20.yy son yarısı ve 21. yy ilk çeyreğinde Modernizm, Pop Art  ve sonrası Post modern dönemin çalkantısı içinde, sanatın kavram boyutunda göndermeler içermesine tanık oluyoruz. Ancak, insan olgusu ve gerçeği var oldukça sanat da hem biçim(Form) hem de biçem(üslup)olarak değişerek sürecektir.

      Tanımlama bazında yine sürdürecek olursak, sanatsal yaratma, gerçeğin yeniden üretilmesi eyleminden başka bir şey değildir. Sanatçı, sanatsal olmayan gerçeklikleri seçerek, onları ;gerçekte yer aldıkları dizgeden başka bir dizge içinde yeniden biçimlendirmesi, konumlandırmasıdır. Doğada olduğu gibi dışımızdaki gerçeklikle örtüşen bir tasvirde olmayabilir. Bu bir yorumdur.  Diyelim ki dış gerçekliğe yapılan gönderme kendisine çok yakın bile olsa(Foto gerçekçi –Hiper realist) Sanat doğanın taklidi ya da yorumu, ne olursa olsun, doğanın dışında insana dair bir eylem biçimidir ve doğanın dışında, insan tarafından doğaya eklemlenmiş bir ikinci doğadır. Burada insanın kendisi vardır. Biz neye nasıl bakıyorsak, onu sanatsallaştırmış oluruz.  Doğada- tabiatta sanat yoktur.

      Buraya kadar yapılan açıklamalardan sonra, sanatın yalnızca insana ait, insana özgü bir olay, eylem olduğudur.

     Kesin tanımının zorluğuna karşın çeşitli estetlerce, farklı ifadelerle sanatı tanımlamaya devam edelim.

Sanat; insanla nesnel gerçeklik arasındaki estetik ilişkidir.

Sanat; insanın, duygu, düşünce ve heyecanlarını, ruhsal deneyimlerine biçim vererek başkalarına anlata bilme çabasıdır.

Sanat; hoşa giden bağlantılar yaratma çabası ve eylemidir.

Sanat; sanatçının kendisini anlatma çabasıdır.

       Bu tanım ve yorumları çoğaltırsak:

Ünlü estetikçi E.KANT a göre sanat bir oyun ve kaynağı iş dir.

HEGEL ise sanatı, ruhun madde içindeki görünümü olarak niteler.

FREUD  sanatı iç güdü teorisiyle,

K.BÜHER, ortaklaşa emek teorisiyle yorumlar.

      Nasıl tanımlarsak tanımlayalım, sanat yalnızca insana özgü, yapay bir olgu, olay olduğudur. İnsan tarafından yapılan bir iştir.

      Tüm bu tanımlamalardan çıkan öz, sanatçının anlatmak istediği olguyu biçim verme yöntemiyle gerçekleştirme çabasıdır. Yani sanatçı ister hoşa giden bağlantılar yaratma, duygu, düşünce ve ruhsal deneyimlerini anlatmak, yorumlamak işini ancak biçim verme yöntemiyle vurgulama çabası güder. Sanatı, oyun, iş yapma, yaratma biçiminde de nitelesek bu görüşlerin ortak yanları, sanatın öz ve biçime bağlı olduğudur.

       En geniş anlamıyla ve tüm sosyal ve estetik boyutları ile toplumsal bir olgudur. Toplumun kendisinden kaynaklanır. Sanatçılar çabalarını sürdürürken,  öncelikle maddeye, ses ve sözlere, hareketlere biçim vermeye çalışırlar.  Bunun sonucunda da sanatın uygulama alanları olan bölümler ortaya çıkar.

 

      SANAT KAVRAMININ GELİŞİMİ

      

       Sanat; tarihsel süreç de birçok alanı, sanat akımı, müzesi, sergi salonu uygulayıcısı olan bir sosyal kurumdur. Sanatın ne olduğu konusu çağlara, toplumlara ve sanat alanına göre bazı değişiklikler göstermektedir. Günümüzde sanat, yaygın olarak, her ne kadar görsel sanatlar için kullanılsa da, kavram yüzyıllar boyunca sürekli değişti. İlk zamanlar çok geniş olarak insanın tüm yaratıcı davranışlarını tanımlamak için kullanıldı. Muhtemelen insanın üreme ve hayatta kalma gibi eylemlerini de içeriyordu. Bu gün çok tartışılan mağara resimleri sanatmıydı? Mağaraların daha çok barınılmayan ve iç kısımlarında, kutsal ve törensi bir ritüel olarak çizildikleri fikri ağır basmaktadır. Daha geniş bir perspektiften sanat, din ve bilim gibi insanın bütün diğer uğraşlarından doğan yaratıcı gücü için kullanıldı. Daha öncede açıkladığımız gibi, sanat kavramının İngilizce karşılığı Art terimidir. Latince bir terim olan Art, düzenleme ya da düzenlemek anlamına gelen Ars kelimesinden gelir. Bu sanatın en temel evrensel tanımlarından biridir. 

      Sanatın tanımlanması sık tartışılan bir konudur.  En azından şu tanımlamaları yapmak mümkündür.

1 – İnsanın doğanın yerine ( doğadan yola çıkarak, doğaya kattığı) el becerisi ve düşünce aracılığıyla yaptığı şeyler.

2 – İnsan yaratıcılığının ürünleri.

3 – Güzel ve anlamlı şeylerin üretilmesi.

4 – Gözlem, uygulama ve çalışma yoluyla üstün nitelikli bir öğrenme yeteneği.

        Burada kültür ve uygarlığın, birbiri üstüne gelişen ve ancak kültürel yapı üzerine bilim ve teknolojiyi koyarak, insani ve etik değerlerle birlikte medeniyet anlamında muhasırlaşma söz konusudur. Tarih boyunca medeniyetler, çağlarında uygarlaşabilmişlerdir. Salt kültür anlamında, üretime dayalı olan gelişmeler zanaatsaldır. Temel ihtiyaçların giderilmesinde estetik olgudan daha çok işlevsellik gelmektedir. Şunu da belirtelim, sanat; zanaatsal üretim faaliyetlerine bağlı gelişmiştir. Bir başka ifadeyle, estetik oluşumun dışında sanat, bir zanaat alanında mesleki ustalığın da adıdır. Bütün sanatların temeli mesleki ustalığın en üst aşamasını oluşturmasıdır. Bu noktada işlevselliğin dışında estetik de devreye girmektedir.      

        Şunu da eklemek gerekirse, bir işi çok iyi yapmak, mükemmelikle özdeşlecebilecek bir anlam taşır. Bir ayakkabıyı imal ederken sadece ergonomik olarak değil, model olarak kalıbının biçimini tasarlamak da bir ustalık ve virtiözlük ister. Çok iyi keman çalabilirsiniz. Ancak enstrümanı tanımak gerek. Gövdesi ve tellerin çıkardığı ses ve tınıların özelliklerini kavrayabilmişsek, bu aletten elde edilecek en yüksek verimi de almış oluruz. Melodilere ustaca yansıyan seslerle virtiözlüğe ulaşırız. İşte bir işi iyi yapmanın sanat olarak adlandırılması da buradan gelir.

    BU HABERE YAPILAN YORUMLAR
    YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

 
Copyright ©
Yenigün Ofset Gazete ve Matbaa Tesisleri Mumcular Sk. (Eski itfaiye karşısı) No: 16/B EDİRNE
0 284 225 27 57 - 212 77 55