ÜLKÜ VARLIK /
ÜÇÜNCÜ KUŞAK İNSAN HAKLARINDAN; ÇEVRE HAKKI
07 Aralık 2017 Perşembe, 07:00

   ‘’Tabiat aşkı, insan ümitlerini boşa çıkarmayan yegane aşktır.’’

Honore de Balzac

 

 

      Gelişen insan hakları öncelikle uluslar arası metinler ile insanlığa kabul ettirilmiştir. “Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi/Beyannamesi (1948)” ve “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (1953)” bu konudaki temel belgeler olup, Birinci Kuşak (Temel) Haklar ve İkinci Kuşak Gelişen insan hakları öncelikle uluslar arası metinler ile insanlığa kabul ettirilmiştir. Üçüncü kuşak haklar ise, dünya uygarlığının gelişmesi ile ve çeşitli uluslar arası sözleşmelerle insanlığın yaşamına girmiştir. 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü nedeniyle bu hafta ‘Perşembe Günü Yazımı’’  bu konuya ayırdım.

 

      Belirli koşullar altında ve belirli bir zamanda ortaya çıkan haklar, toplumsal gelişmelere bağlı olarak değişecek ve çeşitlenecektir. Üstelik bu gelişme, yeni kavramlara, hatta içerik değişikliklerine yol açacaktır. İnsan haklarının gelişim sürecine baktığımızda, toplumsal gereksinimlere ve koşullara bağlı olarak insan haklarının çeşitlendiğini ve yeni ortaya çıkan insan haklarının eskilerinin içeriklerinin değişmesine ya da zenginleşmesine neden olduğunu görürüz. (Keleş ve Ertan, 2002:70)

 

     Rasyonel hümanist yaklaşım ele alınırsa, insan hakkının temelinde insan olmanın yattığı, bunun da sağlıktan çok “insan onuru” şeklindeki moral nitelikten ileri geldiği noktasına bağlı kalınarak, çevre hakkında böyle bir öğenin bulunmadığı sonucuna varmak gerekir. Bu açıdan örneğin vicdana sahip olmak insan olmak demek olacakken, temiz bir çevreye sahip olmak zorunlu olarak insan olmak anlamına gelmeyecektir. Böylece insan hakkı sadece insan ırkı için değil bütün diğer varlıklar içinde geçerli olan yaşamı devam ettirme gereksiniminden kaynaklanıyor olacaktır. (Turgut,1998:141)

 

     Çevre hakkının bir insan hakkı, hatta insanlığın bir hakkı olarak kabul edilmesi gerektiği konusunda kuşku olmamak gerekir. Nitekim bu hakkı kabule henüz isteksiz olan ülkelerde bile çevre koruması yaşam hakkı ve bunun ayrılmaz parçaları olan sağlık hakkı ve kişiliğin geliştirilmesiyle bağlantı kurularak, öğretide bazı güçlüklere işaret edilmesine karşın yapılmaktadır. Ancak çevre hakkının bir insan hakkı olduğunu kabul etmek, daha doğrusu sadece bu tür bir değerlendirme ile yetinmek, sorunu , dolayısıyla tartışmayı sona erdirmemektedir. Çünkü konunun gerek amprik örneklerde gerek doktriner tartışmalarda yeteri kadar ön plana çıkarılmamış bir yanı vardır. Bu da bu tür bir kabullenmenin yalnız ve bu şekliyle ele alındığında çevreyi korumada istenilen amacı gerçekleştirmeye yeterli olup olmayacağı sorusunda belirginleştirilebilir. Bu soruya ilk planda olumsuz yanıt vermek için geleneksel hak anlayışı ile tüm boyutlarını hesaba katarak çevre sorunlarını birlikte düşünmek yeterlidir. Geleneksel hak anlayışındaki “insan onuru” ndan başka, yine bununla ilişkili olan “birey” ve “bireysel menfaat” ve bu menfaatin “belirlenebilir” oluşu gibi esaslar, çevre sorunları söz konusu edildiğinde eksik ve yetersiz kalmaktadır. Kısacası, çevre hakkını sadece

bir insan hakkı olarak kabul ve ilan etmek ve bu çerçeveyle sınırlı bir uygulamaya gitmek söz konusu hakka sınırlı bir koruma sağlayacaktır.

 

     Bu hak ile “insan” mı yoksa “biyosfer” mi korunmak istenmektedir? Soruya yanıt insan ise, bunun  içine gelecek kuşaklar girer mi? çevre ise, dokunulmamış bir doğa mı ya da doğal objelerin kendi hakları mı söz konusu? gibi sorularla çevre hakkının kapsamındaki tartışmalı noktaları da belirginleştirmiş oluruz.

 

     Yukarıdaki ana sorunun yanıtını çevre hakkına doğrudan dolaylı şekilde yer veren anayasal, yasal ve evrensel düzeydeki düzenlemeleri esas alarak verecek olursak tercihin insandan yana yapıldığını görürüz. Çünkü hakkın öznesinin “herkes”, “her kişi”, ”kişiler”, ”halklar” gibi sözcüklerle belirlendiği bu düzenlemelerde, çevre çoğunlukla, ya yaşam kalitesi, yaşamın korunması, sağlık, yaşanabilir bir çevre türünden sözcüklerle ya da doğrudan insan ve kişi kelimesini içeren ifadelerle (insani koşullara uygun bir çevre, kişinin gelişmesine elverişli bir çevre) betimlenmiştir. (Turgut, 1998:142-143)

 

     Bu çerçevede, çevre hakının bir insan hakkı olarak tanınmasının, insanlara bu hak yoluyla sağlanacak korumanın onların esasen sahip oldukları yaşam ve sağlık hakları yoluyla gerçekleştirilebileceği olgusundan hareketle, gerçek anlamının çevreyi korumak olduğu, dolayısıyla amprik örneklerinde nasıl düzenlenmiş olursa olsun bu hakkın asıl öznesinin fiili olarak çevre olduğu yorumu yapılabilir.

 

     Çevre hakkının konusu:

     1.İnsan.

     2.Hayvanlar ve bitkiler.

     3.İnsan ve diğer canlılarla etkileşim içinde bulunan cansız varlıklar.

     4.Canlı cansız varlıkların ilişkilerini düzenleyen ekosistem.

 

     Çevre hakkının tarafları, bu haktan yararlanacak olanlar ile bu hak nedeniyle üzerine sorumluluk yüklenecek aktörleri kapsamaktadır. (Keleş ve Ertan, 2002:82)

       1.Bireyler

       2.Kamusal ve özel kuruluşlar ile topluluklar: Hukuksal metinlerdeki “herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” İfadesinde, “herkes” ibaresi, yalnızca bağımsız olarak bireyleri değil, birey topluluklarını ve tüzel kişiliği olan kamusal-özel kuruluşları içermektedir. Yararlanıcıları arasında birey dışında tüzel kişiler topluluklarında bulunması nedeniyle çevre hakkının bireysel hak olarak değil, tüm yurttaşların hakkı biçiminde ifade

edilmesi gerektiği savunulmaktadır. Hatta çevre hakkının incelendiği bazı çalışmaların “kollektif hak ve özgürlükler” olarak değerlendirildiği çalışmalar yapılmıştır.

       3.Devletler ve halklar: Yeni insan hakları kuşağını diğerlerinden ayıran özellik, hakların konusunun bireyi aşarak devletler olabilmesidir. Çevre hakkının uluslararası bir boyut taşıması, çeşitli çevre anlaşmazlıklarında devletleri karşı karşıya getirebilmektedir. Devletlerin çevre hakkının yararlanıcısı olarak karşı taraftan belli bir şekilde davranma ya da davranmama isteminde bulunmaları, uluslararası sözleşme maddeleri, uluslararası hukuk ilkeleri ve uluslararası mahkeme ve hakem kararları yoluyla olmaktadır. Bu biçimde devletler ve hatta halklar da yeni kuşak insan haklarının ve özellikle çevre hakkının yararlanıcıları arasında bulunmaktadır. (Keleş ve Ertan, 2002:85-86-87)

     4.Gelecek kuşaklar

       Çevre hakkının sorumluları;

        1.Birey

        2.Tüzel kişiler, diğer kamusal-özel kuruluşlar ve topluluklar: Çevre hakkı, diğer yeni kuşak haklarda olduğu gibi, gerçekleşmesi tüm aktörlerin etkin katılımına ve işbirliğine bağlı haklardandır. Devlet, bireyler, kamusal ve özel kuruluşlar ile toplulukların etkin, ortak katılımı ve işbirliği ile gerçekleştirilebilecek bu haklar,dayanışma öğesinin öne çıktığı bu nitelikleri nedeniyle “dayanışma hakları” olarak isimlendirilmiştir. (Keleş ve Ertan, 2002:909)

        3-Devlet

     Karşı görüş için, Nükhet Turgut’a göre; çevre hakkının diğer haklara oranla bir üstünlüğü, daha doğrusu onların var olabilmelerinin bir ön koşulu olmasından hareketle, bir önceliği bulunduğu kabul edilirse ve bu hakkın sadece gündelik yaşamda değil uzun vadede sağlayacakları da düşünüldüğünde onun aslında her türlü menfaatin gerçekleştirilmesine katkıda bulunacağını ve bu arada devletin de yararına olduğunu kabul etmek gerekir. Böylece devlet-birey karşıtlığı tipik şekliyle gerçekleşmemektedir. Ancak, önemi nedeniyle, bu olgudan hareketle ve başka bazı gerekçelerle devletin de çevre hakkının sujeleri arasında sayılması gibi bir görüşe ulaşılmaması gerekir. (Turgut,1998:153)

 

     Çevre hakkı, bazen diğer haklardan kaynaklanan bir niteliğe sahip görünmektedir. Örneğin, çevre hakkını yaşama hakkının bir uzantısı olarak gören yaklaşımlar bulunmaktadır. Çevre hakkı aynı zamanda diğer hakları sınırlayıcı niteliktedir. Çevre hakkının sınırladığı haklara gün geçtikçe yenileri eklenmektedir. Çevre hakkı, kamu yararı ilkesi gereğince mülkiyet hakkına sınırlamalar getirmektedir. Türkiye’nin 1961 Anayasası’nın 36.maddesi, iyelik hakkının toplum yararına aykırı kullanılamayacağını düzenlemekteydi. 1982 Anayasası’nın 35. maddesi de aynı düzenlemeyi getirmiş ve mülkiyet hakkının, kamu yararı amacıyla kanunla sınırlandırılabileceğini öngörmüştür.

 

     Uluslararası çevre hukukunun dünya ölçeğinde sağlıklı ve dengeli bir çevre oluşturabilmesi amacıyla geliştirdiği hukuk kuralları, çevre hakkının uluslararası alandaki güvencelerini oluşturmaktadır. Gelişim aşamasındaki çevre hukukunun kaynakları arasında insan hakları sözleşmelerindeki çevreye ilişkin hükümler, çevre koruma konusunda kabul edilmiş uluslararası anlaşma ve sözleşmeler, uluslararası hukuktaki örf ve adetler, uluslararası hakemler ve mahkemelerin kararları, bölgesel ve uluslararası örgütlerin çevre eylem programları ve ilkeleri sayılabilir. Bütün bu kaynaklar tek tek olsun, birarada olsun, çevreye ilişkin hüküm ilkeleriyle ya da uygulamaya ilişkin yaklaşımlarıyla çevre hakkının uluslararası boyutlarını oluşturmaktadırlar. (Keleş ve Ertan, 2002.92-93)

 

     Sonuç olarak; çevre hakkına ilişkin gelişmeler onun kuramsal düzeydeki sınırlarının dışına taşmış olup estetik değerler de dahil çevresel varlıkların insanın dışında da korunması, göreceli de olsa, söz konusu olmaktadır. Kısacası çevre hakkı düzenlemeleri insan merkezli olsa da ve adı açıkça konulmasa da çevrenin doğrudan korunması yönünde bir eğilimin varolduğu kesindir. Kaldı ki hem ulusal düzeyde hem uluslararası düzeyde çevre hakkının doğrudan tanınması yönündeki beklenti,çaba ve tartışmalar da sona ermiş olmayıp yakın bir gelecekte daha net ve belirgin sonuçlar ortaya çıkması muhtemeldir. (Turgut,1998:155)

 

     Son söz, çevremizi koruyalım, geleceğimize sahip çıkalım.

 

Kaynakça

*İbrahim Kaboğlu, Kollektif Özgürlükler, DÜHF, 1989, Diyarbakır

*Jacques Mourgeon, İnsan Hakları, İletişim Yayınları, 1990, İstanbul

*John Donnely, Teoride ve Uygulamada Evrensel İnsan Hakları, Yetkin     Yayınları, 1995,  Ankara

*John Donnely, Teoride ve Uygulamada Evrensel İnsan Hakları, Yetkin     Yayınları, 1995,  Ankara

*Mustafa Erdoğan, Anayasal Demokrasi, Siyasal Kitabevi, 2001, Ankara

*Nükhet Turgut, Çevre Hukuku, Savaş Yayınevi, 1998, Ankara

*Ömer Aykul, Aykut topcu, konu ile ilgili yazıları.

*Ruşen Keleş, Birol Erta, Çevre Hukukuna Giriş, İmge Kitabevi, 2002, Ankara

*Dr. Ülkü Varlık ‘İnsan Hakları konularında yazılmış çeşitli makaleleri’

*Dr. Ülkü Varlık arşivi

    BU HABERE YAPILAN YORUMLAR
    YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

 
Copyright ©
Yenigün Ofset Gazete ve Matbaa Tesisleri Mumcular Sk. (Eski itfaiye karşısı) No: 16/B EDİRNE
0 284 225 27 57 - 212 77 55