Burhan Aytekin /
Güreş ve Geleneksel Güreş Çeşitleri
14 Temmuz 2017 Cuma, 07:00

Geleneksel Türk sporları olarak şekillenen bu sporlardan Güreş ve Geleneksel Güreş Çeşitleri şunlardır.

Türk toplum hayatında önemli bir yer tutan güreş, tarihin ilk çağlardan itibaren yapılan ve zaman içerisinde ata sporu özelliği taşıması yönüyle geleneksel sporlarımızdandır. Çin kaynaklarının, Han zamanlarında (M.Ö. II. yy) güreşle ilgili bilgileri ortaya çıkarmaktadır. Türklerdeki güreşe “toslama” olarak işaret edilmekte ve metinlerde sıkça söz edilmektedir.

Güreş sözcüğü ülkemizde “Güreş” ve “Güleş” şeklinde söylediği gibi, Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ü Lügat İT-TÜRK”ünde ise “Küreş” şeklinde, çeşitli Türk lehçelerinde ise güreş; Tatarca=Küreş, Kazakistan=Küreş, Yakut=Küres, Hıpsagal, Çuvaş=Küreş, güreş, Özbekistan=Küreş, Kırgız=Kureş, Azarbeycan=Güleş, Türkmen=Güreş, Moğolistan=Güra, Çağatay=Küreşmek, küran, Kazan=Kirte, Kırım=Küreş, Balkan Türklerinde=Güreş ve Küleş şeklinde telaffuz edilmektedir.

Aynı milletin değişik boy ve gruplarında telaffuzu farklı olsa da, anlam bakımından aynı işlevi yerine getiren bir sözcük olmuştur. Güreş, insanın insanla mücadele bakımından bütün toplumlarda önemli yer tutmuştur. Birbirlerine karşı üstünlük, hem de zaman içerisinde kahramanlık unsuru haline gelmiştir.

İnsan toplumları, hayvanlarla ve kendi cinsinden olanlarla yakından mücadele etmek zorunda kalma, kendi vücut ağırlığı ile kas gücünden faydalanarak, güreş sanatını meydana getirmiştir. Bu mücadele sporunu günlük hayatına, bir yaşama biçimi olarak yerleşmiştir.

Toplumlar güreşi, saldırı ve savunma ağırlıklı olarak kullanagelmişlerdir. Güreş, göğüs göğüse mücadelelerde yer tuttuğu da bir gerçek ise de; Türkler toplum hayatında bu unsurlar yumuşatılarak, eğlence ve zevkle döndürüldüğü düşünülebilir. Savunma ve saldırı içeriğinden önemli ölçüde soyutlanarak “spor” niteliği kazandırılmıştır.Güreş ilk kez M.Ö. 3000 dolaylarında somut biçimde görüntülendiği Beni Hasan (Mısır), Kıyagete (Irak) kazılarından bilindiği de belirtilmektedir. Bu tarihten önce zamanda, Orta-Asya’da Proto-Türk unsurlarının bulunduğu çağda güreşin belirtileri görülmekte, destanlarda. Dede Korkut Hikâyelerinde bir güreş sahnelerine rast gelmek mümkün olabilmektedir.

Türkler güreşe önem vermiş, diğer sporlardan üstün tutmuşlardır. Başka spor dallarda (at, cirit, okçuluk, avcılık) ustalık gösteren atalarımız, güreşi diğer sporların temeli, terbiye verici olarak adeta bir ibadet şeklinde kabul etmişlerdir.

“Türk gibi kuvvetli” sözünü dünyaya duyuran yiğitler bu gerçeği ortaya koymuşlardır. “Türk güreşi de eşsiz kudretini ve hızını milli geleneklerimizden almakta, köylerde, kasabalarda, bütün toplum birimleri arasında yaşatılan adetler, başka bir şeye benzetmeye ne hacet var.” diye belirtmektedir.

Türk toplumunun kadın, erkek ayrımı yapmadan, savaşçı olması gerekir. O devirlerde Türklerdeki ideal tip “Alp” tipi idi. Oğuz dilinde “Alp” sözcüğü ile karşılanan pehlivanlık da; yiğitlik, cesaret ve güçlülük anlamında kullanılmaktaydı.

Mezopotamya bölgesinde güreşin görüntülenmesi, yerlerde meydana çıktığı anlamına gelmeyebilir. Çünkü M.Ö. 3000 yıllarında Orta Asya’da, Altaylı’ların meydana getirdiği kültür unsuru daha derin olmaktadır. Altaylı’lar bu çağda daha usta avcı ve savaşçı bir kavim olması; at, sığır, deve beslemesi gibi unsurların görünmesi, güreş gibi yüzyüze bir mücadele sporunu da meydana çıkarmaları da mümkün olabilecektir. Orta Asya’da Türkler arasında yapılan güreş müsabakaları, sporcuların birinin ölümü halinde sona ererdi. Manas Destanında kaydedilen güreşler bu gerçeği aydınlığa kavuşturmaktadır.

Türkler güreşe özel önem vermiş, diğer sporlardan üstün tutmuşlardır. Başka spor dallarında (at, cirit, okçuluk, avcılık) ustalık gösteren atalarımız, güreşi diğer sporların temeli, terbiye vericisi olarak adeta bir ibadet şeklinde kabul etmişlerdir.

Günümüzden 1100 yıl önce yaşamış olan ve “Türklerin Faziletleri” adıyla bir kitap yazmış olan meşhur Arap tarihçesi CAHIZ- Türk’ün gücünü ve Türklerin değerini şöyle anlatmaktadır. “Türk’e arslan demek, arslan gibi demek bir hakaret sayılsa yeridir. Ona sadece ve yalnızca.” diye belirtmektedir.

Evliya Çelebi (XVII. yy) Seyahatnamesinde Türk pehlivanlarının İstanbul, Edirne ve Bursa’da güreş tekkeleri “günümüzün kulüpleri” ve tatbik ettikleri oyunlar hakkında bilgi vermektedir. Orhan Gazi zamanında ilk güreş tekkelerinin Bursa’da açıldığı ve faaliyette bulunduğunu belirtir.

Ahmet Vefik Paşa “Lehçe-i Osman-ı” adlı eserde pehlivan tekkesinin pehlivan talimhanesi olduğunu kaydetmiştir. Edirne’de bulunan güreş talimhanesi Hisar içinde, Veliyetin Mahallesinde bulunmaktadır. Burasının bir güreş okulu, akademisi özelliğindedir. Bu tekkelerden en iyi pehlivanlar ve güreş ustaları yetiştirilmekteydi.

Osmanlı padişahlarından Sultan II. Murat, sporcu olduğu kadar sporcuyu ve güreşçiyi korumaktaydı. İstanbul’daki pehlivanlar tekkesinden başka, zamanlarda bir de pehlivanlar bölüğü olduğu, Bayezid II.’ye verilen imzasız bir arzuhâlden de anlaşılmaktadır.

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra spor sahaları ve tesisleride yaptırmıştır. Okmeydanı olarak bilinen yerde güreşçilerde, bu tesislerden faydalanmaktaydılar. Unkapanı ve Zeyrek yokuşundaki pehlivanlar tekkesi bütün yetenekli güreşçileri toplayan ve yetiştiren bir idman ocağı olduğu belirtilmektedir.

Güreş Türk toplumunda her zaman devam eden ve her fırsatta yapılan geleneksel sporlarımızın başında gelmektedir. Yurdumuzda asırlardan bu yana güreşi ve diğer geleneksel sporlarımızı yaymak için geleneksel adetlerimiz de bulunmaktadır. Düğünlerde, harmanlarda, senenin çeşitli (ilkbahar, sonbahar) mevsimlerinde, eski dönemlerde ölenlerin ölüm töreninden sonra güreş müsabakaları tertip edilmektedir.

Türk toplum hayatında sevilen bir spor olan güreş, değişik çeşitlerde yapılagelmiştir. Türk spor tarihinde uygulanan ve yapılan güreş çeşitleri şunlardır: Karakucak, Aba, Şalvar, Yağlı Güreşleridir.*

Karakucak Güreşi

Türklerin ananevi ve milli güreşidir. Orta-Asya Türk topluluklarının ilk çağlardan itibaren uyguladıkları ve benimsedikleri bir türdür. Karakucak güreşi günümüz toplumunda düğün, sünnet ve dini bayramlarımızda yapılan, sevilen bir spordur. İlk zamanlardan itibaren günümüze kadar kurallarında fazla bir değişim olmadığı görülmektedir.

Karakucak, çimenliklerde veya kuru toprak üzerinde meydanlarda, harman yerlerinde yapılan geleneksel Türk güreşidir.

Vücudun üst kısmı ve ayaklar çıplak olarak yapılan serbest stilde kıran kırana geçen bir güreştir. Pehlivanlar karakucakta dayanıklı kumaştan, ıslanınca vücuda yapışan dar pantolon giyerler. Bu pantolona “Pırpıt” adı verilir. Güreş ayakta yapılır. Yer oyunu yoktur. Tuşla yenme (Rakibinin sırtını yere gelecek şekilde yere-alta-düşürme) esastır. Karakucakta pehlivanlar yaşlarına ve güçlerine göre güreştikleri boylarına ayrılırlar. Türkiye’nin Sivas, Amasya, Tokat, Yozgat ve Çorum da yapılan karakucak ile Kahramanmaraş ve Artvin bölgelerinde yapılan karakucak güreşleri birbirinden farklıdır. Karakucak güreşlerinde oyunların adları tamamen Türkçedir.*

Aba Güreşi

Türklerde giyecek kültürü, kendi çevre yaşantılarına göre şekillenmiştir. Giyim tarihi içerisinde kendi yaşantı biçimlerine göre elbise biçimleri ortaya çıkmıştır. At sırtında gezen, göçebelik yapan, daha sonra yerleşik hayata geçen Türk kavimlerinde deriden ve tarım ürünlerine dayalı giyim tarzları ortaya çıkmıştır. Kayış, kuşak ve uçkur Türk giyiminde en eski çağlardan beri kullanılmıştır. Çeşitli Uygur kemerleri, kuşakları bu yaklaşıma ışık tutar. Anlaşılacağı üzere, çıkış yeri kültür aktarımları sonucu Orta Asya olduğu belirtilir. Bu özellikten dolayı güreşte kullanılan maddeler kalın kumaştan yapılan Aba ve Deri de kullanılmıştır.

Spor tarihi gelişimi açısından ve giyim kültürü yönüyle incelendiğinde bu unsurlar görülebilir. Bu yöndeki kaynakların ve belgelerin yetersizliğini araştırmak ve geliştirmek gerekmektedir.

Aba güreşinin de tipik bir Türk güreşi çeşidi olması, bundan kullanılan malzemenin, Türklerde kullanılan özellikleri taşımasıdır.

Abayı giyen pehlivan bunun üzerine bir kuşak bağlamaktadır. Aba güreşi yedi dakika süren zaman dilimi içerisinde yapılır. Güreş süresi içerisinde iki dakika yerde yapılmasına müsaade edilir. Düğünlerde, bayramlarda yapılan güreş ülkemizin Gaziantep ve Hatay bölgelerinde düzenlenir.*

Şalvar Güreşi

Eski çağlardan günümüze Türk güreşi sporlarımızdan biriside “Şalvar Güreşi” ya da “Don Güreşi” dir. Memleketimizde Güney-Doğu yöresinde özellikle Kahramanmaraş ve Adana’da yapılmaktadır. Yörenin pehlivanları alt bölümlerine geniş bir don veya şalvar giyerler, üstleri çıplak olarak güreş tutarlar.

Güreş yöresel özellikleri göstermektedir. Şalvar daha sonra kısaltılarak “Kısa Şalvar” güreşi adını almıştır. Şalvarın özelliği, hamle anında istenildiği yerden tutulabilir şekilde bol ve geniş olmasıdır.  Güreşte kullanılan şalvar keçi kılından veya koyunyününden çok sıkı dokunmuş kumaştan yapılır. Diz üstüne kadar iner, ağızdan tutulacak yerine takviyeler ya da teri ek yapılır.

Şalvar güreşi oyunları ayakta uygulandığı için daha heyecanlı geçer ve halkın gözünde cazibesini hiç yitirmemiştir. Şalvar güreşinde bütün oyunlar ayakta ve göğüs göğüse yapılır. Güreş için özel bir saha aranmaz, çimende veya harman alanlarında yapılır.

Şalvar güreşi çerçevesinde, önemli bir güreş türü de “Sin Sin” diye adlandırılan ve düğün geceleri ateş etrafında yapılan güreştir. Meydanda ateş yakılır ve etrafında gece güreştir.

Şalvar güreşindeki oyunlar ve teknikler karakucak güreşindeki oyun ve tekniklere yakınlık göstermektedir.*

Yağlı Güreş

Türklerin güreş sporu geleneklerinden olan yağlı güreş özellikle, Rumeli’ye geçildikten sonra Karakucak güreşinin yağlanarak yapılmasından doğmuştur. Yağlı Güreşin, Rumeli denilen Trakya ve Balkanlar’dan yayıldığı bilinmektedir. Eski Yunan’da, eski olimpiyat oyunlarında güreşçilerin zeytinyağı ile yağlanarak yapılan güreşin Türkler tarafından benimsenmesi sonucu yayıldığı bilinmektedir.

Türkler bu güreşe, değişik kurallar, milli kültürel anlayış (kıspetin İslami anlayışa uygunluğu) ve nitelik kazandırılmıştır. Bu birikimlerle yağlı güreş Türk Spor Hayatında geleneksel hale getirilmiştir. Bu spor tamamen Türkleştirilmiştir. Yağlı güreşin eski Türklerde de yapıldığını ve Orta Asya’dan getirildiği hususunda bir takım görüşlerde ağırlık kazanmaktadır.

Bu konuda eski Türk sporları üzerine yapılan araştırmalarda göstermiştir ki; bizdeki eski Türk güreşinin yağsız güreş olduğu da belirtilmesi önemli bir değerlendirmedir.

Yağlı güreşin, karakucak güreşin yapılması aşamasında şekillendiği unsuru gözönünde bulundurulursa, bu görüşü incelemek gereklidir. Yağlı güreşe kullanılan teknik ve oyunların karakucaktakine benzer olması, sadece pehlivanların burada vücutlarına yağ sürmesi sonucu oyun yapma unsurunun biraz daha zorlaştığı görülmektedir.*

Faydalanılan Kaynaklar

  • * Hayrettin Öztürk, Yüksek Lisans Tezi, “Geleneksel Türk Sporları Üzerine Bir Araştıra Erzurum Yöresi Örneği”, TC Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beden Eğitimi ve Spor Anabilim Dalı, Ankara-1993.
  • Eberhard W., “Çin Kaynaklarına Göre Türkler ve Komşularında Spor”, (S. Karaküçük, Ülkü Seçilmiş Spor Makaleleri içinde), s.121-127, Ankara, 1991.
  • Kunter H.B., “Türk Güreşçiliği”, (S. Karaküçük, Ülkü Seçilmiş Spor Makaleleri, içinde) s.148-1851, Ankara, 1993.
  • Ergüç A., “Dede Korkut Kitabına Göre Türklerde Silahın Yeri ve Önemi”, Türk Kültür Dergisi, TKAE. Yayın No. S.182, s43-46, Ankara, 1977.
  • Güven Ö., “Türkler de Güreş Geleneği”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, No.55, 15-21, İstanbul, 1991.
  • Alpman C., Eğitim Bütünlüğü İçinde Beden Eğitim ve Çağlar Boyunca Gelişimi, MEB Yayınları, 1 Baskı, İstanbul 1972.
  • Kunter H. B., “Eski Türk Sporları üzerine Araştırmalar” Cumhuriyet Matbaası, İstanbul, 1938.
  • Gümüş A., “Güneş Tarihi”, Türk Spor Vakfı Yayınları, Ankara, (Tarihsiz)
  • İşler H., “Şalvar Güreşi” Master Tezi, Gazi Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Ankara, 1991.
  • Kunter H. B., “Eski Türk Sporları üzerine Araştırmalar”, Cumhuriyet Matbaası, İstanbul, 1987.
  • Yıldız D., “Türk Spor Tarihi”, İstanbul, 1979
  • Güven Ö., “Türklerde Spor Kültürü”, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, No. 57/16, s.335-358, Ankara, 1992.
  • Meydan Laorusse, “Güreş Maddesi”, 6. C., Meydan Yayıncılık, İstanbul, 1981.
  • Kunter H. B., “Türk Güreşçiliği”, (s. Karaküçük, Ülkü Seçilmiş Spor Makaleleri, içinde), s.148-151, Ankara, 1993.
  • Ülkütaşır M. Ş., “Türk Güreşi”, Türk Yurdu Dergisi, No. 246, İstanbul, 1955.
  • Gümüş A., “Beş Dakikalık Güreşte Teknik ve Taktik, Kuriş Matbaası, İstanbul, (Tarihsiz)
  • Ögel B., “İslamiyet’ten Önce Türk Kültür Tarihine Giriş”, TTY, Yayınları, Ankara, 1962.
  • Ergüç A., “Dede Korkut Kitabına Göre Türklerde Silahın Yeri ve Önemi”, Türk Kültür Dergisi, TKAE, Yayını, No. 58, s. 465-470, Ankara, 1967.
  • Fişek K., “Devlet Politikası ve Toplumsal Yapıyla İlişkileri Açısından”, Spor Yönetimi Dünyada Türkiye’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, s. 515, Ankara, 1983
    BU HABERE YAPILAN YORUMLAR
    YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:

 
Copyright ©
Yenigün Ofset Gazete ve Matbaa Tesisleri Mumcular Sk. (Eski itfaiye karşısı) No: 16/B EDİRNE
0 284 225 27 57 - 212 77 55