Burhan Aytekin
Tarihten Günümüze Türkler’de spor ve spor kültürü
Yayın Tarihi: 21 Temmuz 2016, Perşembe
Diğer Yazıları

Spor. İnsanlık tarihi ile birlikte insanın kendini koruma ve hayatını idame ettirme mücadelesiyle başlamıştır. İnsan vücudunun belli ihtiyaçlar ve hedefler için eğitilmesi düşüncesi, insanlığın dünya üzerindeki varlığı kadar eskidir. Güçlü bir tabiat ve hayvan âlemiyle hayat mücadelesi veren insanoğlu; avlanma ve savaş gibi işlerinin vücudunun kullanmak ve geliştirmek mecburiyetinde kalmıştır.

Savaşların beden gücüne dayalı olduğu çağlarda spor çalışmaları bir nevi savaşa hazırlık dönemini oluşturmakta idi. Türkler de bu dönemde öncelikle savaşa yönelik sporları yapmış ve geliştirmiştir. Milattan önceki dönemlerde Türkler, kendi geliştirdikleri özel yazıları ve anıtlarıyla uygar geçmişlerini anlatan eserler bırakmışlardır. Aynı dönemlerde Orta Asyada Türkler’in hayatında atın büyük önemi olduğu, erkeklerin ve kadınların ata hükmeden usta biniciler olmalarının yanısıra, çocukların da çok küçük yaşta at eğitimine başladığı bilinmektedir. Türk denince akla cesaret, yiğitlik, askerlik, cengâverlik ve fetih gelir. Bu niteliklerin özünde ise, beden kültürü ve sportmenlik bulunmaktadır.

Vücut ve ruh sağlığını geliştirmek için, ferdin ve milletlerin hayatında beden terbiyesine ve spora yer verilmesi hususu, birçok milletten önce Türklerle, Orta Asya ve Ön Asya’da görülür. Milattan önce 3100 yıllarına ait hâdiseleri hikâye eden Gılgamış Destanı’nda av, spor ve centilmenlik üzerine birçok menkıbe mevcuttur.

Tarihteki Gılgamış Destanında Sümerler’in beden terbiyesi hakkında geniş bilgilere sahipti ve vücutlarını bu doğrultuda geliştiriyordu. Sümerler’in tesiriyle Asurlular’da da spor anlayışı gelişmiştir. Uygurlar’da, Göktürkler’de, Hunlar’da, Avarlar’da, eski Macarlar’da spor ileri seviyedeydi. Ural bölgesinde kayak sporu gelişmişti.

Selçuklular’da, Harzemşahlar’da, Hindistan Türk Devletlerinde, Altınordu’da, Mısır ve Suriye Memlükleri’nde, Osmanlılar’da güçlü spor teşkilatları ve etkili spor faaliyetleri vardı. Okçuluk, güreş, koşu sporları, atlı sporlar, cirit ve çevgen (Günümüzde Polo adıyla yapılan spordur) Türklerin yaptığı belli başlı spor dalları arasındaydı.

Türklerde spor tarihi konusunda; “Türklerde spor müsabakalarının en eski zamanlarda beri mevcut olduğunu ve son derece yaygın bu müsabakalara geniş halk kitlelerinin iştirak ettiğini, tesadüf ettiğimiz tarih menbalardan kat’iyetle öğrenmekteyiz. Spor müsabakaları ve mükâfatları üzerine kronolojik bir etüd yapılırsa, kıdem sırasının Türklerde bulunduğu görülür. Mezopotamya’da Tel-Agrap mevkiinde ve Dicle’nin kenarında bulunan bakırdan mamul bir heykel 5000 yıl önce bir Sümer yarış arabasını ve o arabayı idare eden sporcuyu göstermektedir. Bunun bir harp veya av arabası olmayıp, doğrudan doğruya bir spor ve yarış arabası olduğu en selâhiyetli Sümerologlar tarafından kabul ve tasdik edilmiştir.

Okçuluk, avcılık, güreş, kılıç, atlı sporlar, su sporları Göktürklerde, eski Hıtay Türklerinde, Mısır ve Suriye Memlükleri’nde, Selçuklu ve Osmanlı Türklerinde ileri giden spor nevileridir. Bu gibi spor nevilerine ait müsabakalar hakkındaki tarihi birçok malumata malikiz. Bu müsabakaların teknik şartlarının, zamanında teferruatına kadar tesbit edilmiş olduğunu, tarih vesikalardan ve metinlerden anlıyoruz” (Halim Baki Kunter, “Eski Türk Sporları Üzerine Araştırmalar 1938”)

Batı’nın henüz uygarlıktan uzak bir hayat sürdüğü dönemlerde, Türkistan’da yaşayan Türkler, beden eğitimine ve spor hareketlerine büyük önem verdi. Tarih, Türkleri en eski dönemlerden beri, sportmen bir millet olarak kaydetmektedir. Türk sporunun en eski biçimi, savaşa yönelik sporlardır. Bazı kitabelerde, Türk hakanlarının nasıl ava gittikleri, ok attıkları, düşmanlarıyla nasıl savaşıp zafer kazandıklarını anlatan kayıtlar bulunmaktadır.

Türkler tarih boyunca savaşa spor, spora da savaş gözüyle baktı. Çağlar boyunca üç kıtaya hükmeden, düğüne gider gibi savaşa giden Türkler, sporu da hayatlarının vazgeçilmez bir unsuru olarak gördü ve âdeta bir savaş oyunu gibi değerlendirdi.

Sürekli hareket halinde yaşama esası, ordu-millet olmayı, yani sporcu millet olmayı gerektiriyordu.

Oğuz Kağan beğlerine, halkına seslenirken; ellerine yay ve kalkan almaktan, ormanları ve nehirleri aşmaktan bahseder ve olağanüstü bir hedef gösterir; güneş bayrağımız, gök çadırımız olsun

“Men sinlerge boldum kağan

Alalıng ya takı kalkan

Tamga bizge bolsun buyan

Kök böri bolsungıl uran

Temür çıdalar bol orman

Av yirde yürüsün kulan

Takı taluy, takı müren

Kün tuğ bolgıl, kök kurıkan

Ben sizlere oldum kağan

Alalım yay dahi kalkan

Damga bize olsun uğur

Bozkurt bize sembol olsun

Demirler bol, orman dahi, nehir dahi, ırmak

Gün tuğ (bayrak) olsun, Gök çadırımız”

Bu bakış açısı, bu hedefe odaklanma, Türk milletinin bütün hayat alanlarına olduğu gibi, sporuna da sirayet etmiştir.

Oğuz Kağan’ın ata binme, kılıç kullanma, ok atma ve güreşmedeki mahareti nesilden nesile aktarılarak, Türk insanının karakteristik özellikleri şeklinde inkişaf etmiştir.

Türkler batıya doğru hareketle Mezopotamya, Mısır, Anadolu ve Karadeniz kuzeyinden Balkanlar ve Orta Avrupa’ya ilerledi. Bu durum, atı esas alan spor dallarını geliştirmeleri sonucunu ortaya çıkarmıştır.

Savaşa hazırlık temellerine dayanan bu oyunlar Türkistan bozkırlarından başlamak üzere Anadolu’nun birçok yöresinde değişik şekillerde oynamıştır. Kaçma, kovalama gibi belirgin özellikleri olan gökbörü, kızbörü ve beyge oyunlarla, bir çeşit atlı hokey oyunu olan çöğen-çevgen ve bir nevi sporcuyu ve atı savaşa her daim hazır tutan cirit, atlı sporların en önemlileridir. Türk Spor tarihine bakıldığı zaman atlı sporların yanında güreş, kılıç, okçuluk ve avcılığın da Türk’ün karakter yapısına uygun sporlar olduğu görülmektedir.

Türk kültüründe Alpler, önemli günlerde düzenlenen törenlerde gösterişli giysiler, büyük kılıçlar, hançerler, ok ve yay ile görülürdü. Türklerin at üstünde de ok attığı ve hem öne, hem de doludizgin giderken geriye ok attığı, sanat eserlerinde resmedilmiştir. Toplumun ideal insan tipini çizmekte ve kuvvet, beceri, zekâ gibi özellikler benliklerinde sembolleştirilmişti. Cesaret, gayretkeşlik, çok iyi ata binmek, fizik ve ruh açısından kuvvetli olmak, hem öne, hem de arkaya at üzerinde ok atabilmek, güzel kılıç kullanmak, güreşmek, dostu ve arkadaşı çok olmak ve farklı bir giysi giymek gibi özellikleri de bünyesinde taşıyan Aplerin tarih sahnesine çıkışları, Türkistan boz kırlarında at koşturmaları, bugünkü modern sporların temeli diyebileceğimiz çeşitli faaliyetlerde bulunmaları, tarihi kayıtlarla belgelenmiştir.

Eski Türk terbiyesi kahramanlığa özel bir değer veriyor ve bu niteliği her erdemden üstün tutuyordu.

Alplik kuruluşları sık sık büyük şölenler düzenlerdi. Aralıksız üç gün, üç gece devam eden bu bayramlarda yiğitler güreşir, insanlar koşar, atlar koşturulur, top oynanır, ok atılırdı. Bir atlas kumaş üzerine konan küçük hedefe oku hedefleyerek vuran yiğit, o ülkenin bir günlük beyi ilan olunur ve gün için beyin bütün haklarını kazanırdı. Bu olay Dedekorkut hikâyelerinde de görülür ve Bamsı Beyrek de ok atıcılığındaki başarısından dolayı, Kazan Han tarafından ödüllendirilerek bir gün Han ilan edilir.

Bozkır bir Alp için bütünü ile bir spor alanıydı. Avlanmakla savaşmak, sporla döğüş arasındaki farkı ortaya çıkarırdı. Avda, tabii ortamında, bütün fiziki faaliyetler sportif oyun olarak canlı hedeflere karşı gerçekleştirilirken, savaşta da elde edilen bu birikimler kullanılırdı. Bu alamda sürek avları Alpler için eğitim ve öğretim ortamı sağlardı.

Bozkır halklarının günlük hayatında yer alan spor şölenleri, geniş ve köklü bir spor kültürünün varlığına, hatta sporun spor olarak yapıldığı bir geleneğin söz konusu olduğuna açık bir delildir. Mesela okçuluk bayramı, bütün Türkistan coğrafyasında yaygın bir uygulama idi.

Tarih boyunca bütün Türk devletlerinde ve topluluklarında spor kültürü ve beden eğitimine çok büyük bir önem verilmiştir. Bu kültür Alpliğin, yiğitliğin, cihan hâkimiyeti hedefinin en önde gelen temel dayanaklarından birini teşkil etmiştir. Beden eğitimiyle maddi olarak gücün ve kuvvetin sembolü olan “Alp”tipi, bu kuvvetin spor kültürü içinde disipline edilmesiyle birlikte “bilge” ve “eren” misyonuyla birleşerek, “Alp-Eren” tipini ortaya çıkarmış ve cihan hâkimiyetine giden idealin yolunu açmıştır.

Türklerin meşgul olduğu sporlar, genellikle savaşla ilgilidir. Ata binmek, cirit oynamak, güreş, okçuluk, kılıç, gürz ve matrak talimi, koşu, tomak oyunu, av gibi sporlar bunların başlıcalarıdır. Ata binmek, çok eski çağlardan beri, Türkler için yürümek kadar tabii bir şeydi. Güreşse, Türklerin çok eski bir milli sporuydu. Göğüs göğüse yapılan savaşlarda, güreş bilenin daima üstün çıkacağı kuşkusuz olduğu için, bu spor dalı Türkler arasında çok rağbet görmüş ve gelişmiştir. Türklerin asıl milli güreşi, yağsız karakucak güreşi idi. Sonraları, Rumeli’ye mahsus olan yağlı güreşlere de yer verilmiştir. Eski Türklerde güreşin adı “Yıkışma” veya “Yakalaşma”dır. Elbise ile yapılan eski güreşte, güreşi zorlaştırmak için zamanla ceket çıkarılmıştır. 800 yıl kadar önce de, çıplak vücuda yağ sürme usulü ile oyun uygulaması daha da güç hale getirmiştir.

Çeşitli bayramlarda özel günlerde güreş ile ilgili şenlikler düzenlenirdi. Yapılan kazılarda çeşitli süs eşyalarının üzerine işlenmiş güreş figürlerine rastlanmaktadır. Günümüzde yağlı güreşçilerin giydiği kısbeti, İskit Türkleri’ne ait bir kemik avadanlığın üzerine işlenen güreşçi figüründe görmek mümkündür.

Türkistan’dan Anadolu’ya geçen Türkler, hem Selçuklular hem de Osmanlılar zamanında, sporu her zaman baştacı etmişlerdir. Osmanlılar’a gelindiğinde güreşten, at binmeye, ok atmadan, çevgene kadar çeşitli sportif etkinlikleri görüyoruz. Osmanlı’da tımarlı sipahi eğitiminde cirit, çevgen gibi oyunlar yaptırılır; kılıç, okçuluk, karakucak güreşleri öğretilirdi.

Milattan önceki asırlara kadar giden kaynaklarda Türkler, en eski tarihin devirlerinden beri, sportmen bir millet olarak kaydetmektedir. Türkistan’dan dünyanın dört bir yanına yayılan Türkler gittikleri her yerde sporu yaşatmışlardır. Orta Asya’dan hareket edip Ortadoğu ve Anadolu’da devlet kuran Türkler; sporu, büyüyüp gelişmede askeri bir güç olarak kullanabilmişlerdir.

Yenilgiden asla hoşlanmayan Türk milleti her zaman hürriyetini ve bağımsızlığını birinci planda tutmuştur. Bunun için de spora büyük önem vermiştir.

Kaynak

“Türk Dünyasında Ortak Sporlar”, T.C. Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Ekim 2010 Ankara. . 9-12.

 

DİĞER YAZARLAR
Ahmet Acaroğlu
POLİTİK MAYINLAR  ve KÜLTÜREL TUZAKLAR 
Recep ÇINAR
Domuzdan post, gâvurdan dost olmazmış!      
ERCAN KERMAN
TÜRKİYE GLOBALLEŞMİŞ
Seyide ESEN
ETUS’la geçmişe yolculuk
Selçuk Duranlar
İHRACAT
Zafer Dereli
KALICI BİR REFAH PAYI UYGULAMASI İSTİYORUZ
MELTEM BABACIK (dytmeltembabacik@gmail.com) (inst: 360beslenme)
KIŞ MEVSİMİNDE ZAYIFLAMANIN YOLLARI
Şükrü Akıllı
EMEKLİYİ YOK SAYARSANIZ….
NURAN İKİZ
Bir Yeni Yıl Hikâyesi
Doç. Dr. Yeliz YEŞİL
Stresle Başa Çıkmak İçin Çeşitli Tavsiyeler
Numan Özgür METİN
GÜNÜBİRLİK GÖKÇEADA
TURAN ŞALLI (Roman Sivil Toplum Gönüllüsü)
Roman vatandaşlar nerede?
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
M. ENİS ŞENSEVER
Anadolu Uygarlıklarından İzler – Panel ve Sergi (3)
HAMİT PUHALOĞLU
Kefenin Cebi Yok…
ŞAHVER HÖBEK
Çocuklarda Nefes Farkındalığı
Mehmet Ali ESMER
BİR YANGIN HABERİNİN DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ
OLCAY DAL
Cumhuriyet nedir ?
Ertan Çekiç
İNSANLARA NE İSTEDİĞİNİ SORSAYDIM, DAHA HIZLI GİDEN AT ÜRETİRDİM
CELİL ÖZCAN
SAKARYA ZAFERİ’NİN 100. YILI KUTLU OLSUN!
İHSAN KÖSE
İZ BIRAKANLAR
Hüseyin Erkin
FİYATLARI YÜKSELEN KİMYASAL GÜBRE FOTOĞRAFI
ÖZCAN AYGÜN
EDİRNE GAZİ OSMAN PAŞA ORTAOKULUNUN KAZANDIĞI ULUSAL BAŞARI VE ÇANAKKALE SAVAŞLARININ 106. YIL DÖNÜMÜ
MUSTAFA ERSOY
MUHALEFET ETMEK, BOZGUNCULUK MU? İHANET ETMEK Mİ?
Tülay Çağlarer
ATATÜRK ve ÇOCUK
Teoman ÖZÇUHACI
MESAFELER VE ÖLÇÜLER - ÖLÇÜTLER
Burhan Aytekin
19 Mayıs Gençlik Bayramı Kutlu Olsun
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER
Mehmet Ali ESMER
Hüsnü Sarıgül
ABDULLAH GÜRGÜN
ŞAHVER HÖBEK