Tülay Çağlarer
Eğitimde Değişim ve Son Gelişmeler
Yayın Tarihi: 06 Haziran 2012, Çarşamba
Diğer Yazıları

 27-28 Mayıs 2012 tarihinde Edirne bir eğitimciyi ağırladı. Edirne Milli Eğitim Müdürlüğü, Edirne Özel Beykent Okulları, T.C. Beykent Üniversitesi ortaklaşa, İstanbul Üniversitesi Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi’ne bağlı Eğitim Bilimleri Başkanı Prof.Dr. İrfan Erdoğan’ı “Eğitimde Değişim ve Son Gelişmeler” konusunda konferans vermek üzere Edirne’ye davet ettiler. 27 Mayıs 2012’de, Özel Beykent Okullarında velilere, 28 Mayıs 2012 tarihinde de Halk Eğitim Merkezi’nde, Edirne İlinde görevli okul müdürleri, müdür yardımcıları, rehber öğretmenlerine Eğitimdeki değişim ve gelişmeler hakkında kısa da olsa bilgi verildi.

Prof. Dr. İrfan Erdoğan Edirnemiz’in yabancısı değil. 1977-1980 yıllarında Edirne Teknik Lisesi’nde(Edirneliler’in anlayacağı şekilde yazayım:Erkek Sanat Enstitüsü’nda) okudu. Mühendis olması beklenirken Gazi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimlerine gidip 1985 yılında mezun oldu. Milli Eğitim Bakanlığı(MEB)’nın 1416 sayılı Yasa çerçevesinde düzenlediği yurt dışı eğitim sınavlarını kazanarak 1986-1992 yılları arasında Amerika Birleşik Devletlerinde  Columbia Üniversitesi’nde eğitim ekonomisi alanında yüksek lisans, uluslararası eğitim ve kalkınma alanında da doktora yaptı. 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümünde yardımcı doçent olarak göreve başlayan Prof. Dr.Erdoğan, 1998 yılında doçent, 2006 yılında da profesör oldu.  1995 yılında “2000’li Yıllarda Türk Eğitim Sistemi:Sorunlar ve Çözümler” adlı araştırmasıyla Milliyet Gazetesi’nin Örsan Öymen adına düzenlediği yarışmada ödüllendirildi. Yayınlanmış 7 kitabı ve çok sayıda makalesi bulunmaktadır. 2006-2008 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. İstanbul Üniversitesi’nin dışında Yeditepe Üniversitesi, Harp Akademileri Komutanlığı ve Milli Güvenlik Akademisi’nde de dersler verdi. Evli ve bir kızı vardır.
Ben Sayın Erdoğan’ın Eğitim Sistemindeki Değişiklik konusundaki görüşünü televizyon kanallarındaki konuşma programlarını dinlediğim için zaten biliyordum. Eğitim uzmanı Cihat Şener’le karşı karşıya geldiği program aklımda.  O nedenle daha program başlamadan kendisine Milli Eğitim Bakanlığı ile bir bağı olup olmadığını sordum. O da “Yok” dedi. Özellikle de verdiği konferansta bunu da belirtti. 
Ona göre bu sistem temelde iyi bir düzenleme. Uzun bir süredir eğitim sisteminde köklü bir değişiklik yapılmadığı, yapılan bu değişikliğin ise yapısal bir değişiklik olduğunu belirtiyor ve kesinlikle bu eğitim sistemini onaylıyor.  Bugüne kadarki eğitim sistemini de şema üzerinde şöyle açıklıyor.:
“1913 yılında        5-4-3
 1922 yılında        8  - 4(hayata geçmiyor)
 Milli Mücadele 
 yılları                  4-5-3(hayata geçmiyor)
 1922 yılında        3-3-4
 1924 yılında        5-3-3
 1997 yılında        8  - 4
 2012 yeni sistem  4-4-4 oluyor
İngiltere, Fransa, Almanya, Danimarka, Hollanda, Yunanistan, Belçika, Avusturya gibi Avrupa ülkelerinde de kesintili eğitim var. 
Okul farklılıkları da kaldırıldığına göre harika ilkokullar, harika orta okullar ve liseler göreceğiz.” diyor.
Eğitimcimiz velileri en çok korkutan konu olan okula başlama yaşı, hakkında da bilgiler verdi. Malum 30 Eylül itibariyle 5.5 yaşını (66 ay) dolduran çocuklar bu yıl birinci sınıfa başlayacak. 5 yaşını (60) ay dolduran çocuklar yine ana sınıfına gidecek. Ancak ailesi isterse 5 yaşını dolduranlar da birinci sınıfa kayıt olabilecekler. Yani bu yıl 7 yaşında birinci sınıfa başlayacak olanlarla 5.5 yaşındaki çocuklar aynı sınıfta eğitim görecekler. Bazı psikologlar, eğitimciler ve ana-babalar bu yıl birinci sınıfta okuyacak çocukların arasında oluşacak 1.5 yaş farkının riskler doğurabileceğini düşünüyorlar. 
Prof. Dr. İrfan Erdoğan bu konuda, “Yasa teklifinin ilk ortaya çıkışından 5 yaşı okula almak gibi bir konu yoktu.  Vekiller yanlış yaptılar, fakat bu yol çıkılmaz bir yol değildir. Yapmasalar iyi olurdu. Ama bence sorun yok. Bunu da şansa çevireceğiz. Benim çocum 66 aylık, sınıfta 80 aylıklar olacak. Çocuğum ezilecek, çocuğum sınıfta tek, ya da iki-üç öğrenci olacak, küçük oldukları için geri kalacaklar diye düşünmeyin.  Ben bu konu ile istatistikleri çıkardım. Çocuğunuz kaç aylık olursa olsun sınıfında kendi yaşında başka çocuklar da olacak. Önemli olan öğretmenin dikkatli olmasıdır. Öğretmen dikkatli olmazsa o zaman tehdit vardır. Öğretmen çözüm üretecek.  Birleştirilmiş sınıfları düşünün. Bir grup ders hazırlarken ötekisi öğretmenle çalışır, bir başka grup da konuyla ilgili alıştırma çözer.  Hem öğrenciler birbirlerinden daha iyi öğrenirler. Birinci sınıfta okuma yazma öğrenilecek diye bir kural yok.  Zaten böyle de denecek.  Danimarka, Norveç, İsveç gibi Avrupa ülkelerinde okumaya geç geçiliyor.” diyor.
Tam bu yazıyı yazarken MEB’nin yeni bir karar almak üzere olduğunu da öğrendim. Okula yeni başlayan, ilkokul öğrencilerinin çalışmaları karnelerinde notla değil okullarındaki davranışlarıyla değerlendirilecek, not yerine puan verilecek. Bana göre not yoksa başarısızlık da yok demektir.
Erdoğan’a göre en olumlu gelişme Ağırlıklı Orta Öğretim Başarı(AOÖB) puanının kaldırılması.  Zira Fen Lisesi, Anadolu Lisesi, özel liseler ile genel liselerin bir kısmı ancak üniversiteye girebiliyorlar. Meslek liseleri giremiyordu. 14 yıldır zaten seçilmiş öğrencilerden oluşan bu okullara bir de ekstra puanlar veriliyordu. AOÖB’nin kalkması gelecek yıldan itibaren uygulanacak derken, lisans yerleştirme sınavına kısa bir zaman kala AOÖB puanı kaldırıldı.  
Sayın Erdoğan, ana-baba-çocuk ile okul-öğretmen-öğrenci ilişkilerini şöyle ele alıyor:
“Günümüzün anne-babaları çocuklarıyla çok ilgili. Bizim zamanımızda ebeveynler ne yaptığımızı bile bilmezlerdi.  Şimdi veliler çocuklarına tablet bilgisayar alıp markalı elbiseler giydirir. Özel okullara gönderir. Özel dersler aldırır. Bu davranışlar çocuğa anne ve babalık yapmaktır. Oysa anne-baba olmak lazımdır. Yani çocuklarımızla ilgilenmek, onları dinlemek, onlara şevkat göstermek, onu anlamak, ana-baba olmak demektir. Okulda da durum farklı değildir. Okulları tablet bilgisayarlar, akıllı tahtalar ve teknolojik yeniliklerle donatabilirsiniz. Ama bu tek başına öğrencileri başarıya götürmez. Sorgulayan bir nesil yetiştirmek durumundayız.  Önüne her gelen konu, olay ve problemlere ne, neden, niçin, nasıl sorularını sorarak ve de cevaplarını bularak kendini geliştirmesine yardımcı olmalıyız. Bu alanda öğretmenlere çok iş düşmektedir.  Yeni sistemde, program bazında bazı gecikmeler olsa bile öğretmen kendisini geliştirmeli, şimdiden harekete geçmelidir. Doğabilecek problemlerin tedbirini alabilmelidir.”
Konferansı kısaca özetledikten sonra bu konudaki görüşlerimi de sizlerle paylaşmak istiyorum.  Benim de korkum birinci sınıftaki yeni uygulamalardır. Öğrenciler arasındaki 1.5 yıllık yaş farkı  bana da rahatsızlık veriyor. Bu rahatsızlık, öğretmen ve veli açısından. Hani “Birinci sınıfta okumasa da olur, ya da  geç okusun ne olacak? “ deniliyor ya… Bizim velilerimiz  çocukları eğer üç ay içersinde okumazlarsa, çocuklarını da , kendilerini de hasta ederler.  Hem bizler daha kaynaştırma eğitimini bile beceremedik.  Sınıfta  çocukları okumayı sökmüş olanların velileri, öğretmenin geri öğrencilerle uğraşmasından ya da tersi durumundan rahatsızlık duyacaklar, bu konuyu şikayet ederek öğretmeni, sınıfı, okul idaresini, hatta Milli Eğitim Müdürlüğü’nü bile rahatsız edecekler.  O nedenle:
-Birinci sınıf öğretmenliğinin de branş öğretmenliği kapsamına alınması
-Birinci sınıfı okutacak öğretmen, rehber öğretmen ve okul idarecisinin muhakkak meslek içi eğitimden geçirilmesi,
-Birinci sınıf öğrenci velilerine bir eğitim verilmesi gerekmektedir.
Merak ettiğim diğer bir husus zorunlu eğitim 12 yıl olunca şoför ehliyeti almak için de lise diploması mı gerekecek?
Okul rehber öğretmenlerine, lise müfredatını kaldıramayacak öğrencilere kabiliyetlerine göre mesleki eğitimi önermesi ve bunu uygulaması için de veliyi ikna etmesi gibi bir görev düşmektedir.  Çünkü bizim ülkemizde henüz Avrupa’da olduğu gibi sadece başarabilecek öğrenciler liseye gidebilir gibi bir kural yoktur.  Daha pek çok soru kafamızı kurcalıyor. Yaşayıp göreceğiz.
Prof. Dr. İrfan Erdoğan, Edirne Teknik Lisesi’nden ailece öğrencimiz. Kendi öğrencisi olan Edirne Koleji Rehber Öğretmeni olan Oğuz Özyavuz ile burada karşılaşınca üç nesil bir arada resim çektirdik. Bu anı da sizlerle paylaştık.
DİĞER YAZARLAR
NURAN İKİZ
Ne ekersen, onu biçersin
Psikolog. Buse BAŞKÖYLÜ
Özgür Ruhlu Çocuk Yetiştirmek
Recep ÇINAR
“Din” deyince ne anlıyoruz?
Ertan Çekiç
Öğrenmeyi etkileyen faktörler
ERCAN KERMAN
Çeyiz altı
Zafer Dereli
Refakat iznindeki 6 aylık süre her memur için ayrı değerlendirilir mi?
CELİL ÖZCAN
Yeni Sevr’ler yaşanmasın
Selçuk Duranlar
Zor şartlarda antlaşma
Burhan Aytekin
Mitolojide Türkler
Teoman ÖZÇUHACI
Yapılması gerekenler 100 yıl önce tespit edilmişti
Tülay Çağlarer
Ramazan ayının geleneği: Mahya
EKREM KANTUR
Devlet ihtiyaç sahiplerine destek oluyor!
Numan Özgür METİN
Edirne Lavanta Tarla Günleri
Ahmet Acaroğlu
Kurban
M. ENİS ŞENSEVER
Ergenekon’da, FETÖ’nün tertibine yargının beraat kararı
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
Şükrü Akıllı
Ülkemi yoran bir seçim daha
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER
MUSTAFA ÇETİN
ALEVİLİK VE TOPLUMSAL BİRLİK