Burhan Aytekin
Kırkpınar Güreşlerinin Önemi
Yayın Tarihi: 25 Temmuz 2015, Cumartesi
Diğer Yazıları

Rumeli’de veya Anadolu’da pek çok yerde panayır güreşi yapılır. Fakat hiç birisinde “Baş”ı kazanan pehlivana “Türkiye Başpehlivanı” denilmez. Ancak, Kırkpınar’da “Baş”ı kurtaran pehlivan ertesi senenin Kırkpınar güreşlerinin sonuna kadar Türkiye’nin Başpehlivanıdır.

Kırkpınar Ağası: Ağa, Kırkpınar’a pehlivanları ve seyircileri çağıran, yarışmaları düzenleyen, gelen konukları karşılayan, ağırlayan, yemek veren, yatacak yerlerini hazırlayan, geleneklere uygun olarak güreşlerin yapılmasını sağlayan, ödülleri veren ve güvenlik düzenini alan baş yetkili ve sorumludur.

Ağa’nın Seçimi: Güreşlerin yapıldığı son gün, öğleden sonra meydancılardan birisi, bir kuzuyu kucağına alarak seyircilerin önünde dolaştırarak artırmaya çıkarır. Kırkpınar Ağası olmak isteyenlerden en uygunu üzerinde artırma bırakılarak, o kişi gelecek senenin Kırkpınar Ağası seçilmiş olur.

Ağanın seçildiği belli olduğu zaman, kuzu götürülüp önüne bırakılır. Davul zurnacılar da Rumeli havaları çalarak yeni ağının önüne gidip onu alarak o seneki Kırkpınar Ağa’sının yanına getirerek meydanda şeref turu atarak seyirciyi selamlarlar.

Kırkpınar’a Çağırı: Ağa, Mart ayı başından itibaren köylere, kasabalara, tanınmış köy ağalarına ve önemli kişilere mühürlediği kırmızı mumları göndererek, panayırın ne zaman açılacağını bildirir. Ayrıca yerel ve ulusal gazeteler ile duyuru yapar. (1889 senesinde yapılacak Kırkpınar güreşleri ramazan ayına rastladığı için gününün değiştirilmesi gerekmiş. Bu nedenle de 3 Mart 1305-M 15 Mart 1889 tarihli Edirne Gazetesi ile şu duyuru yapılmış: “Ortaköy kazasında Kırkpınar panayırı beher sene Ruz-ı Hızır’dan üç gün evvel açılmakta idiyse de Ruz-ı Hızır bu sene ramazanı şerifin 5’inci gününe tesadüf ettiğinden ramazanı şeriften 8 gün evvel yani işbu 1305 senesi Nisanının 10 uncu günü açılacağı ilan olunur. 10 Nisan 1305, Miladi 22 Nisan 1889 Pazartesi günüdür. Selanik’te yayınlanan Asır gazetesinin Edirne muhabiri gazetesine Edirne’den gönderdiği mektupta: “… o zat panayırın açılmasından bir ay evvelisi hazırlıkta bulunur. Panayırın açılacağı günü işte o kırmızı dipli balmumlarıyla gerekenlere bildirir. Dört gün devam eden bu panayırı seyretmek ve görmek için yalnız Edirne’nin büyük küçük bütün halkı o gün Kırkpınar’a hücum eder… İşte bu günkü pazartesi günü yine panayır açıldı. Biz de oraya gidiyoruz… Misafirler dağılacağı zaman herkes haline göre birer hediye vererek insancıl karşılıkta bulunur.” (Asır Gazetesi 4 Mayıs 1889, s.5 sü.2)

Yarışmaların Düzeni: Panayırda yapılacak at koşusu, güreş, yaya koşuları ve bisiklet yarışı gibi yarışmaların hangi gün ve saatte yapılacağı, nereden başlayıp nerede biteceği, kaç lira ödül verileceği önceden saptanır ve gazetelerde yayınlanarak güreş sever halkın bilgi edinmesi sağlanır. (Bu tür duyurulardan bir tanesi Servet-i Fünun’un 7 Nisan 1326 (m. 20 Nisan 1910) tarihli (983) üncü sayısının (168) inci sahifesinde görüldü. Duyurudan ve programdan bir bölüm şu: “… Kırkpınar panayırında pehlivanlık ve koşu vesaire tertibat ve icraatını donanma-i Osmani şeref ve menfaatine terkeden panayır ağası Sımavna Köylü Mehmed Ağa’nın yurtseverliği övülmeğe değer görülmüştür… En büyük ödüller Ruz-ı Hızır’a rastlayan üçüncü gündür…”23 Nisan 1326-m 5 Mayıs 1910 (Üçüncü gün programı): 1-At koşusu (12) de hareket: Edirne şimendifer hattından başlayarak birinci gelene (5) aded Osmanlı Lirası. 2-Yaya koşusu (1) de başlayacak: 500 metre, Birinci ve ikinci gelenlere ödül. 3- Güreş (2) de başlanacak: başa çıkacak pehlivana (9) aded Osmanlı lirası, diğerlerine komisyon tarafından uygun ödül.)

Konukların Karşılanması: Kırkpınar’a gelen seyirciler, genellikle köylerinin ağaları önlerinde at veya araba ile toplu bir halde gelirler. Kırkpınar Ağası’na verilecek canlı hediyelerde beraberlerinde olduğu için, uzaktan kolayca belli olur.

Konutların Ağırlanması: Kırkpınar Ağası, panayır açılmadan bir hafta önce Kırkpınar çayırlığına kurdurur. Ağa’nın oturacağı çardağı yaptırır. Birkaç gün önceden de yemek pişirilerek gelenler doyurulur.

Güreşe katılacak pehlivanlar, genellikle kendi köylerinin ağaları ve halkıyla gelir. Çok uzaktan veya Anadolu’dan gelen pehlivanlar daha önceleri yapılan panayırlarda güreşe güreşe Kırkpınar’a doğru geldikleri için hem idman yapmış ve hem de kazandıkları ödülleri satarak giderlerini karşılamış olurlar.

Güreşlerin Yapılması: Güreş, Kırkpınar’da yapılan spor yarışmalarının en önemlisidir. Kırkpınar’a tarihi değerini veren de, onu yaşatan da Güreş’tir. Bu nedenledir ki, atalarımız bu geleneksel kuruluşun süresiz yaşayabilmesi için hiçbir millette bulunmayan (Ağa) lığı ve yasa gibi geçerli olan “Adet-i kadime”leri saptayan güreşi ve güreşçiyi korumuştur. (Altı yüz yıldan beri yapılagelmekte olan Kırkpınar’da hiçbir uygunsuz olayın görülmemesi, atalarımızın koymuş oldukları kuralların doğruluğunu ve geçerliliğini kanıtlar. 1975 yılında bazı başpehlivanların yolluklarının azlığını ileri sürerek güreşleri boykot etmesi o güreşçilerin suçundan ziyade yöneticilerin ilgisizliğinden ve güreş tarihimizi bilememelerinde ileri gelmiştir. Hele (20 Nisan 1975) gecesi televizyonda konuşulanlar Türk güreşini kimlerin idare ettiğinin en acı belgesi olmuştur. Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü’nün isteği üzerine Kırkpınar güreşleri ile bütün yağlı güreşleri kapsayan bir yönetmelik hazırlanıp Genel Müdürlüğe verilmişti. En son şeklini alan bu yönetmelik (14 Mayıs 1984) tarih ve (18401) sayılı Resmi Gazete ile yayınlanarak bütün Türkiye’de uygulanmaya başlandı.)

Güreş yarışmaları panayırın birinci günü saat (13)’de, ikinci günü (13)’de ve üçüncü günü de (9)’da başlar.

İlk iki gün, küçük boydan başlamak üzere bütün boyların pehlivanları güreşir. Son gün, çoğunlukla Büyük-Orta, Baş-Altı ve Başpehlivanların güreşi yapılır.

Esas Başpehlivanlık güreşi üçüncü gün yapılan güreştir. İlk iki günkü güreşler idman ve birbirini deneme güreşi sayılır. Yine de son günkü gibi iddialı ve gerçek olur.

Genç olan pehlivanlar zaten idmanlı da oldukları için her üç gün güreşirler. Ödül almak, görgülerini artırmak isterler. Yaşlı olan pehlivanlar da yalnız son gün güreşe çıkarlar.

Güreş, yağlı-güreş tarzında ve onun yöntemlerine uygun şekilde, kıran kırana yapılır. (Batı ve Çağatay Türk lehçelerinde “Kırmak” yenmek, mağlub etmek, düşürmek, top yekûn öldürmek… demektir. Olayı yapana da “Kıran” denilir. Buradaki anlamı mağlub edeni yani yeneni yenen ile işlendirmek anlamındadır.)

Ödüller: Kırkpınar’da güreşen başpehlivanlara genellikle ödül olarak para verilir. Örneğin, 1910 yılı güreşlerinde birinci gün başa kazanana (5) altın lira, ikinci gün (7) altın lira ve üçüncü gün başpehlivanlığı kazanana da (9) altın lira verilmiştir. (1910 senesinde yalnız son gün Baş’ı kazanan pehlivana verilen (9) altın liranın bugünkü değeri (1 300 000.-) liradır. Üç gün başa verilenlerin toplamı ise (9 145 000.-) liradır. Edirne belediyesi ise bu sene (1988) Baş’ı kazanan pehlivana (1 000 000.-) lira vermektedir ki, bunda da atalarımızdan ne kadar geri kaldığımız apaçık belli olmaktadır. Kaz gelen yerden tavuğun esirgenmemesi gerektiğini Edirne Belediyesi’ne hatırlatmayı görev biliyoruz.)

Küçük boy pehlivanlarına ise at, koyun, koç, tosun, sığır gibi canlı hayvanlar verilmesi “Adet-i kadime” denir. Hayvanların erkek olanları tercih edilir. Bu ödüller, güreşleri seyretmeye ve pehlivanlarını güreştirmeye gelen köy ağalarının getirdiği hediyelerden ve Ağa’nın kendi malından oluşur. Şehirlerden gelen ise, ağa çardağında kahve, çay içip sohbet ederken oturduğu minderin altına bir miktar para bırakır. Ağanın da katkısıyla Kırkpınar’ın bütün gideri ve ödülleri karşılanır.

Yenilsin yenilmesin her pehlivanın ödülle sevindirilmesine özen gösterilir.

Cazgır (Dellal): Kırkpınar güreşlerindeki önemli görevlerden birisi de cazgırlıktır. Çünkü cazgırın bütün güreşçileri yakından tanıması, Kırkpınar’a gelmeden önce yaptığı güreşleri bilmesi ve duasını okurken eşlendirdiği pehlivanların kuvvetli yönlerini söyleyerek hasmını uyarması gerekir.

Cazgırın sesinin gür olması, dua kurallarına uygun biçimde mısralar düzemesi gereken özelliklerindendir.

Davul Zurna: Yağlı güreşin en önemli öğelerinden olan davul ve zurnada Kırkpınar’a has bir melodi bulunmaktadır. Yağlı güreşlere çalacak olan müzisyenlerin güreş ezgilerini çok iyi bilmeleri gidişatına göre müziğin ritmini ayarlamaları gerekmektedir.

Kıspet: Yağlı güreşe çıkan her pehlivanın güreş malzemesinin başında kıspet gelir. Manda, daha veya malak derisinden yapılan kıspetin bel kısmı dört parmak genişliğinde ve kalın olur. Beli sarması için kalın bir ip geçirilen bu kısma kasnak denir. Kıspetin diz kapağının altına gelen yere paça denir. Paça ile etin arasında paçabent denilen keçe konur. Deri kısmım keçenin üzerine çekilir ve üzeri sicimle sıkıca bağlanır. Sıkı bağlanmayan paçadan içeri giren parmaklar sayesinde oyun almak kolaylaşır. Güreşten sonra yağlanan kıspet zembil’e konularak saklanır.

Zembil: Kıspet, zembil adı verilen ve sazdan yapılan bir torbadan taşınır ve saklanır. Güreşi bırakan pehlivan, zembilini duvara asmasından belli olur.

Yağ: Güreşçiler, kavranmaları güç olsun diye yağlanırlar. Pehlivanlar, güreş meydanının uygun bir yerinde yağ ve su ile doldurulmuş kazanların etrafında yağlanırlar. Pehlivanlar önce sağ elle sol omuza, göğüse, kol ve kıspete yağ sürerler. Daha sonra sol el ile aynı işlemi tekrarlarlar. Güreşçiler bu arada birbirlerinin sırtlarını da yağlarlar. Güreş başladıktan sonra pehlivanlar çayırda dolaşan yağcılardan diledikleri zaman yağ ve su alabilirler.

Kırmızı Dipli Mum: Kırkpınar’ın davet simgesi “Kırmızı dipli Mum”dur. Eskiden şehir ve köylerdeki kahvelere “Kırmızı Dipli Mum”lar asılarak, oradaki halk Kırkpınar’a davet edilirdi. Diğer bir deyişle davet için sadece “Kırmızı dipli mum” kullanılır.

Spor Alanları

Türk ulusu, toplu yaşadığı her köy ve kasabada düz ve çimenlik bir yeri güreş ve cirid alanı olarak seçmiş, korumuşlar ve törenler için kullanmıştır. Bu bakımdan alanlara, savaşa daima hazır bulunması gereken gençleri ve ordunun eğitim yeri de diyebiliriz.

Selçuklu ve Osmanlı Türkleri, hiçbir zaman Romalılar, Bizanslılar, Yunanlılar ve Batı Anadolu’da yaşamış eski uluslar gibi tiyatro ve hipodrom benzeri taştan yapılma büyük alanlara özenmediler. Şüphesiz ki bunun tek nedeni yeni bir yurt edinme savaşı içinde yaşamış olmaları ve Oğuz törelerinin unutulmamasıdır. Bir süre İznik’i hükümet merkezi yapan ve Haçlı ordularının yaklaşması üzerine Anadolu içlerine çekilen Selçuklular’dan elbette Bizans’ın muhteşem Hipodromu gibi bir spor alanı yapmaları beklenemezdi.

Osmanlılar da Selçuklular’ı izlediler. Aynı soydan gelmeleri nedeniyle gelenekleri ve özellikleri de birbirine benziyordu. Hatta bazı yönlerden Osmanlılar için Selçuklu Devleti’nin devamıdır denilmesi doğrudur. Bunu kanıtlayan örneklerden birisi de spor alanlarıdır diyebilir.

Edirne’deki Spor Alanları

Osmanlılar, Edirne’yi aldıktan sonra bu şehrin askeri bakımdan önemini ve Hazret-i Muhammed’in Sarı Saltuk’un rüyasına girip, “Bu yer Dar al Nâsırdır, bu yeri elden komasınlar…” diye söylemiş olduğu rivayeti bazı tarihlerde yazılmış olduğundan, Osmanlı padişahları buraya önem vererek “dar al nasr”, “Dar al Saltana” ve “Dar al fath” gibi isimlerle andılar.

Edirne kale içinde küçük bir şehir iken, Osmanlılar’ın almasından sonra köşkler, saraylar, camiler, kervansaraylar, mesire yerlere ve spor alanları yapılarak çok büyüdü.

Spor yarışmalarının ve avların yapıldığı bu yerlerin bir kısmı bugün hudutlarımız dışında kalmıştır. Bir kısım spor alanları da, kullanılamadığından yok olup gitmiştir. Halen kullanılmakta olan tek spor alanı Sarayiçi’dir. (Diğerleri, Demirtaş Ovası, Saray Ovası, Sırık Meydanı, Mamak Ovası)

654 üncü Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri haftası içerisinde sizlere Yağlı Güreş konusunda bazı bilgileri Geleneksel Sporları bizlere yayınladığı kaynak eserlerle sevdiren Atıf Kahraman’ın kitaplarından alıntı yaparak hatırlattım.

Kısmet olursa 655 inci Tarihi Kırkpınar Güreşleri haftasında başka bilgiler ile buluşmak üzere hoşçakalın.

Kaynaklar

  • Âtıf Kahraman, Cumhuriyete kadar Türk Güreşi, Kültür Bakanlığı Yayınları: 1029, Kültür Eserleri Dizisi: 133, 1989-Ankara.
  • Âtıf Kahraman, Osmanlı Devleti’nde Spor, TC Kültür Bakanlığı yayınları 1697,  Kültür Bakanlığı Başvuru Eserleri 27.
  • Âtıf Kahraman, Cumhuriyete Kadar Türk Güreşi, Kültür Bakanlığı Yayınları 1028, Kültür Eserleri Dizisi 133, 1989-Ankara
  • Burhan Aytekin, Edirne Yenigün Gazetesi 
DİĞER YAZARLAR
Ahmet Acaroğlu
POLİTİK MAYINLAR  ve KÜLTÜREL TUZAKLAR 
Recep ÇINAR
Üç Sınıf İnsan!
ERCAN KERMAN
OSMANİYE’DEN SELAMLAR
Seyide ESEN
ETUS’la geçmişe yolculuk
Selçuk Duranlar
İHRACAT
Zafer Dereli
KALICI BİR REFAH PAYI UYGULAMASI İSTİYORUZ
MELTEM BABACIK (dytmeltembabacik@gmail.com) (inst: 360beslenme)
KIŞ MEVSİMİNDE ZAYIFLAMANIN YOLLARI
Şükrü Akıllı
EMEKLİYİ YOK SAYARSANIZ….
NURAN İKİZ
Bir Yeni Yıl Hikâyesi
Doç. Dr. Yeliz YEŞİL
Stresle Başa Çıkmak İçin Çeşitli Tavsiyeler
Numan Özgür METİN
GÜNÜBİRLİK GÖKÇEADA
TURAN ŞALLI (Roman Sivil Toplum Gönüllüsü)
Roman vatandaşlar nerede?
MUSTAFA ÇETİN
Alevilik ve toplumsal birlik
M. ENİS ŞENSEVER
Anadolu Uygarlıklarından İzler – Panel ve Sergi (3)
HAMİT PUHALOĞLU
Kefenin Cebi Yok…
ŞAHVER HÖBEK
Çocuklarda Nefes Farkındalığı
Mehmet Ali ESMER
BİR YANGIN HABERİNİN DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ
OLCAY DAL
Cumhuriyet nedir ?
Ertan Çekiç
İNSANLARA NE İSTEDİĞİNİ SORSAYDIM, DAHA HIZLI GİDEN AT ÜRETİRDİM
CELİL ÖZCAN
SAKARYA ZAFERİ’NİN 100. YILI KUTLU OLSUN!
İHSAN KÖSE
İZ BIRAKANLAR
Hüseyin Erkin
FİYATLARI YÜKSELEN KİMYASAL GÜBRE FOTOĞRAFI
ÖZCAN AYGÜN
EDİRNE GAZİ OSMAN PAŞA ORTAOKULUNUN KAZANDIĞI ULUSAL BAŞARI VE ÇANAKKALE SAVAŞLARININ 106. YIL DÖNÜMÜ
MUSTAFA ERSOY
MUHALEFET ETMEK, BOZGUNCULUK MU? İHANET ETMEK Mİ?
Tülay Çağlarer
ATATÜRK ve ÇOCUK
Teoman ÖZÇUHACI
MESAFELER VE ÖLÇÜLER - ÖLÇÜTLER
Burhan Aytekin
19 Mayıs Gençlik Bayramı Kutlu Olsun
Yener Yaveroğlu
Allah’ın otu ıspanak neden beş lira?
ÜLKÜ VARLIK
TÜYAP DİYARBAKIR KİTAP FUARI (25/30 EYLÜL 2018) VE CAHIT SITKI TARANCI
Yaver Tetik
Sıcak Sulu Kalorifer Kazanı Yakma Talimatı:(4)
NEDİM ZOBAR
BÜYÜK ve KUTLU ZAFER
Mehmet Ali ESMER
Hüsnü Sarıgül
ABDULLAH GÜRGÜN
ŞAHVER HÖBEK